AÇOK DOSYASI-2-
Gösteriler
AÇOK, gösterilerde "perde arası vermeden" başlayıp bitirmeyi seviyor. Bu yaklaşımını kararlılıkla uyguladığı tüm çocuk ve gençlik oyunlarında gösteri süresini de 70 dakikadan fazlaya uzatmıyor.
(Sadece yetişkin seyirciler için hazırlanan iki oyunda perde arası verildi. Belki bundan sonraki yetişkin oyunlarında da ara verilmeye devam edilir. Çünkü yetişkinler çocuklar gibi değiller, yoruluyorlar seyrederken.)
Evet, çocuk gösterilerinde perde arası verilmez; ama oyun, serüvenin
en heyecanlı yerinde durdurulup, çocuk seyircilere sahneye çıkmanın serbest olduğu söylenir. Aksesuarları, kostümleri, maskları, kuklaları, çalgıları kullanma hakkı tanınır. Ve seyrettikleri oyunun bir bölümünü tekrarlamaları beklenir...
(Her gösteride yaklaşık 15 dakika süren müthiş bir şenlik yaşandığına tanık olan AÇOK'lular, bu coşkulu anların verdiği haz için inatla tiyatro yapmaya devam etmektedirler... Ayrıca, bu güzel sürede, oyuncuların, oyunun ritmi nedeniyle terden sırılsıklam olmuş kostümlerini değiştirme
şansı bulduklarını söylemek istiyoruz. Bu nedenle, AÇOK'un çocuk oyunlarında, ikişer takım kostüm yapılmaktadır...)
Geçmişten Masallar Sunan Çocuk Oyunları

MUTLULUKLAR ÜLKESİ
Oscar Wilde'in "Genç Kral" adlı öyküsünden kaynaklanan AÇOK'un bu
ilk çocuk oyununu; Ümit Denizer yazmış, yönetip müzikleyen ise Turgut Denizer olmuştur.

KELOĞLAN
İki Anadolu masalından yazılan "Keloğlan"a, Tiyatro'76 dergisince "Yılın Oyunu" ödülü verilmiştir. Yaklaşık 8 sezon sürekli gösterilen "Keloğlan"ı, Ümit Denizer yazmış, Turgut Denizer yönetmiş ve müziklemiştir. Şaşırtıcı sahne donanımı ve giysiler ise, Metin Deniz tasarımıdır.

AKSAK TİMUR İLE HOCA NASREDDİN
Ünlü halk kahramanı Nasreddin Hoca'nın; çağdaşı olmadığı Asyalı ünlü savaşçı Timurleng'in karşısına çıkarıldığı fıkralarından kaynaklanan bu oyunu Ümit Denizer yazmış, Turgut Denizer yönetmiş ve müziklemiştir. Donanım ve giysiler, yine Metin Deniz tasarımıdır.
Günümüzden Masallar Sunan Çocuk Oyunları

LEKE, ÇİZGİ / BENEK, RENK
AÇOK'un, Türkiye'de ilk kez karşılaşılan üç sahneli perdede denediği bu
çağdaş kukla oyununu, Ümit Denizer yazıp yönetmiş; müziklerini de yine Turgut Denizer yapmıştır.
AVRUPAYA AVRUPAYA
Bu oyun, Avrupa'ya çalışmaya gitmek zorunda kalan bir Türk ailesinin dağılması ve çocukların durumu üzerine bir denemedir. Ümit Denizer yazmış, Turgut Denizer yönetmiş ve müziklemiştir.

BENİM ARKADAŞIM YOK
Bu oyun, çağdaşımız olan kentli toplumların içine düştüğü "iletişimsizlik" derdinin çocuklara yansıyan yüzünü anlatmaktadır. Yazan, yöneten ve müzikleyen Turgut Denizer'dir.

UÇAN ŞEMSİYE
Ümit Denizer ile Turgut Denizer'in birlikte yazıp yönettikleri, müzikledikleri ve sahne donanımını tasarladıkları bu oyun: Bütün dünya gündemindeki bir konuyu, "Çevre Kirliliği ile Mücadele"yi irdeliyor...
Gelecekten Masal Sunan Çocuk Oyunu

MOR GEZEGEN
Türkiye'nin ilk televizyonu TRT'de gösterilen ünlü bir uzay dizisine cevap olarak hazırlanmıştır. Ümit Denizer yazmış, Cemal Ünlü yönetmiş, Turgut Denizer de müziklerini ve sahne tasarımını yapmıştır.
Gençlik Oyunları

BARBİANA'DA BİR OKUL
Grubun ilk gençlik oyunu olan bu çalışma, tiyatro adamı "Avni Dilligil" adına yaşatılan ödülü kazanmıştır. İtalya'daki Barbiana kasabasında yaşanmış olan alternatif eğitim denemesinden kaynaklanan bu oyunu: Turgut Denizer yazmış, yönetmiş ve müziklemiştir.

BENİ ANLAYAN YOK
Yan yana iki köyde yaşayıp, birbirleri ile çok yakın dost olan iki gencin; askere gidince aralarından bir sınır geçtiğini anlamalarının öyküsüdür. Turgut Denizer yazmış, yönetmiş ve müziklemiştir.
Yetişkin Seyirciler İçin Oyunlar

FERHAD İLE ŞİRİN
Ünlü bir Anadolu efsanesinden kaynaklanan bu oyunu, Ümit Denizer yazmış, yönetmenliğini ise Turgut Denizer yapmıştır. Müzikleri, Halk Türkülerinden oluşan oyun, 1976 yılında, usta tiyatro yazarı "İsmet Küntay" adına yaşatılan ödülü almıştır.


PERDECİ
Modern Türk Tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul'un, 100'üncü doğum yıldönümünü anmak için hazırlanan bu oyun; Ümit ve Turgut Denizer tarafından yazılıp yönetilmiştir.
Türkiye'de ilk kez, bir Boğaziçi vapuru ile; İstanbul Boğazı'nın Asya
ve Avrupa yakasındaki karşılıklı iskelelerinde sergilenen "PERDECİ": "Tiyatroyu, şehir dokusu ile bütünleştirdiği" gerekçesiyle, Tiyatro Eleştirmenleri Birliğinin "1992 / Yılın Oyunu" ödülünü kazanmıştır.
Bunca Yıl Nasıl Geçti?
AÇOK, 1975 yılında, "Welt-Festival Der Kindertheater / Hamburg" festivaline davet edilince; yurtdışına çıkan ilk Türk Çocuk Tiyatrosu olmuştu. Sonraki yıllarda çıktığı Avrupa turnelerinde ve davet edildiği tiyatro festivallerinde; hep tek başına Türk Tiyatrosunu temsil etti. Bu görevdeki başarısını, Avrupa gazetelerine yansıyan övgülerle kanıtladı.
AÇOK'un Avrupa turnelerinde ve katıldığı festivallerinde, gösterilerini yaptığı mekânlar arasında şunlar vardır: Kilise, şarap mahzeni, çocuk
yuvası, lise sahnesi, üniversite amfisi, Şehir Müzesi, Devlet Operası, Şehir Tiyatrosu, sirk çadırı, park, kafeterya, kültür merkezi, basketbol salonu, jimnastik salonu, konser salonu, tatil köyü ve kongre salonu...
İstanbul semtlerinde ve Türkiye'nin çeşitli illerinde AÇOK gösterilerine sahne olmuş mekânlar da şunlardır: İlkokul ve liselerin salonları, Şehir Tiyatrosu ve Devlet Tiyatrosu sahneleri, kapalı sinemalar, yazlık sinema bahçeleri, Halkevleri ve Halk Eğitim Merkezleri, yüzme havuzları, tenis kulüpleri, parklar, kamplar, kitaplıklar, kültür merkezleri, özel tiyatrolar, konser salonları, konferans salonları, fabrikaların eğitim salonları, kaleler, antik amfi tiyatrolar ve dünyada ilk kez Boğaziçi'nde seyir halindeki yolcu vapuru ile yanaşılan iskeleler...
(Üstelik "Perdeci"deki tüm seyirciler, oyun boyunca seyir halindeki bir gemide oldukları gibi; Anadoluhisarı iskelesinde vapurdan iniyorlar ve "Hamlet" provası yapan oyuncularla birlikte, eski kalenin dev surlarının çevresini dolaşıyorlardı...)
AÇOK Bundan Sonra Ne Yapacak ?
Önümüzdeki yıllarda AÇOK, en büyük projesini hayata geçirmek üzere çaba gösterecektir. Proje, bir "Tiyatro Köyü"nün kurulmasıdır. İnsanlar "zahmete" katlanarak bu köye gelecekler; sadece oyun seyretmeyecek,
oyunun yardımcı oyuncuları olacaklardır... Çünkü günümüz insanı artık "kendi durumunu" görmek istiyor sahnede, "kendi diyalogunu" duymak istiyor... AÇOK'un kuruluş amacındaki şu hedef, günümüzde daha çok önem taşımaktadır: "Yarının Tiyatro Seyircisi kimdir?" Tiyatronun gelecekte yaşayabilmesi için, bütün dünya tiyatrocuları bu sorunun cevabını aramalıdır. AÇOK bunu yapıyor işte...
Sonsöz
AÇOK, 35 yıllık başarılı tiyatro serüveninde, çağımızın iletişim araçlarına da ilgi göstermiştir. İlk oyunu "Mutluluklar Ülkesi", TRT'nin siyah - beyaz yayın yaptığı dönemde, televizyonunun çocuk yayınlarında gösterilmiştir.
Almanya turnelerinde, ilgi gösteren Avrupa'lı televizyon kanallarına da; "Keloğlan" ve "Aksak Timur ile Hoca Nasreddin" adlı oyunlarının çekim ve yayın haklarını vermiştir.
Bunlarla birlikte Ümit Denizer, TRT televizyonunda 2 yıl boyunca; çalışan çocuklara yönelik bir programın sunuculuğunu yapmıştır. Turgut Denizer, davet edildiği çeşitli televizyon panellerinde "çocuk oyunu yönetmenliği" üzerine bildiriler sunmuştur.
Ümit Denizer'in yazılarından seçmeler
1. Türkiye Çocuk Tiyatrosu Kurultayı
"Çocuk Tiyatrosunda Uzmanlaşma" Grubunda sunulan bildiri
(Bu bildiri, değerli katılımcılarca yoğun biçimde işleneceği tahmin edilen: Salonsuzluk, parasızlık, kadrosuzluk, oyunsuzluk, vs sorunlar yerine... "Geleceksizlik" sezildiği için, Çocuk Tiyatrosunun yarınlarına yönelmiştir. "Uzmanlaşma"dan, "Denetim ve Bakanlıklarla İlişkiler" konusuna kadar; bütün bölümlere genel bir mercek tutmaktadır. Bu nedenle, 4 çalışma grubunda da okunabilir.)
21'inci Yüzyılı karşılamaya hazırlanırken, Çocuk Tiyatrosunda neden hala ısrar var ve bundan sonra bu iş nasıl yapılacak?
Ben, 1. Türkiye Çocuk Tiyatrosu Kurultayı'nın gerçekleştiği 1998 yılında; 50 yaşıma ulaşmış bulunmaktayım. Dünyanın değişiminde efsaneye dönüşen 68 kuşağının temsilcisiyim. Tiyatro ile 7 yaşımda tanışmıştım. Tiyatro yapmaya 17 yaşımda başladım. 25 yaşımda da Çocuk Tiyatrosuna yöneldim.
Muhsin Ertuğrul ve Haldun Taner Hocalarımızın yönlendirmeleriyle
başlayan o müthiş Çocuk Tiyatrosu serüvenim boyunca; isim babası
ve kurucularından biri olduğum, tiyatrom AÇOK'ta: Çocuklar için hem yazdım hem oynadım, hem yönettim hem müzik yaptım. Dans ettim, şarkı söyledim, öğrendim ve öğrettim.
Turgut Denizer'in yönettiği, seyreden çocukların -zorlamayla değil- içgüdüsel tepki olarak serüvene katıldıkları, karşılıklı konuşmalardan arındırılmış, görsel AÇOK oyunları; festivalden turneye, ödülden ödüle, İstanbul'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya çağrıldılar. Sonuçta efsaneye dönüştüler. Bu bizim yargımız değil, çünkü Tiyatro Eleştirmenlerimiz, Çocuk Tiyatromuzun tarihçesini: "AÇOK'tan Önce, AÇOK'tan Sonra" biçiminde değerlendiriyorlardı...
(Burada bir parantez açmak gerekiyor: Bizi Çocuk Tiyatrosuna doğru
yönlendiren Hocalarımızı nasıl saygıyla anıyorsak... Her oyunumuzda bizi yüreklendiren değerli Tiyatro Eleştirmenlerimizin emeklerini de asla unutmuyoruz...)
Bizim gençliğimizde, ancak rotatif baskı yapabilen gazetelerde haber olan bir Hollywood filmini, en az iki yıl sonra İstanbul'da görebilirdik. Henüz ofset basılamayan dergilerde, okuduğumuz müzik albümlerini;
en az iki yıl sonra evlerimizde dinleyebilirdik. Ki o zaman 45'lik plaklar
ve 33'lük long-play'lar vardı. Kaset, kartuş, CD, DVD icat edilmemişti.
Düşünüyorum, şimdi ne oldu da; Hoollywood vizyon filmlerini, Amerika ve Avrupa ile aynı günlerde seyredebiliyoruz? Acaba, nasıl bir gelişme var ki, yeni çıkan müzik CD'leri; Amerika ve Avrupa ülkeleriyle aynı anda Türkiye'de satışa çıkabiliyor?
Bence bunun ilk nedeni: "Bilgisayar"dır! ("Bilgisayar" sözcüğünü güzel Türkçemize kazandıran dilbilimcimizi burada saygıyla anmak istiyorum. Çünkü başka hiçbir dilde, bu araçlar, bu kadar güzel tanımlanmıyor...)
İkinci neden ise, bence: "İnternet"tir! Yani, çağımızın en hızlı ve dinamik iletişim aracı. (Bakın, gelişme o kadar hızlıdır ki, İnternet sözcüğüne
henüz Türkçe karşılık bulamadan dilimize yerleşmiş gidiyor...)
Hızlı iletişim ve küreselleşme, hemen anında bir talep yaratıyor. Bu talep, yeni filmler veya albümler için Türkiye'de de büyük bir pazar oluşturuyor. İşte, bu kurultayın konusu olan çocukların ve gençlerin şansı da böyle çıkıyor ortaya...
Vizyon filmlerinin, sezon albümlerinin, hatta ünlü grupların Türkiye'ye erken ulaşmasında; Batılı ülkelerdeki hedef kitlelerin, Bilgisayar ve İnternet'e bağlanmalarının payı vardır. Yaygın kanı'nın aksine, Çocuk Tiyatrosu'nun karşısında Futbol ya da Televizyon değil, Bilgisayar ve İnternet vardır!
"Bilgi Çağı"nı yasayan dünyamızda, Bilgisayar ve ona bağlı olarak İnternet; resmin, heykelin, müziğin, balenin, sinemanın ve tiyatronun hedef kitlesini kendisine bağlamış durumdadır.
Bilgisayar karşısında sıkılmadan saatler geçiren çocuklar ve gençler, şimdi İnternet'le; bütün dünyaya ulaşabiliyorlar. Tüm bilgileri ve tüm
Sanatları yerlerinden kalkmadan elde edebiliyorlar. Bu araçlar, insanı
sosyal çevresinden soyutlayıp, bencil bireyler yaratsa da; sonuçta, kendisiyle meşgul olanı "mutlu" ediyor...
Ayrıca "Toplum Bilimsel" bir değerlendirme daha yapılıyor. Şöyle ki:
Bilgisayar ve İnternet, bugün dünyada "Demokratikleşme"nin en önemli adımlarıdır. Çünkü bilgiye ulaşmada herkes eşittir artık. Dünyanın bütün insanları bilginin ortağıdır. Ve yine çağın deyimiyle, interaktif olmaktadır insan. Bu sayede paylaşmakta, katılımcı olmakta ve edilgin konumdan, etken konuma geçmektedir.
Yani, tiyatro seyircisi de; interaktif konum istiyor artık. Edilgin durumunu reddediyor. Ve artık en demokratik talep bu oluyor.
Ey günümüz Çocuk Tiyatrosunun Yazarları, Yönetmenleri, Oyuncuları, Dekorcuları, Kostümcüleri, Müzisyenleri ve Işıkçıları... Bu gelişme, dalga dalga bize geliyor farkında mısınız?
Çocuk Tiyatrosu; bu dalgayla nasıl baş edecektir dersiniz?
İşte, 1. Türkiye Çocuk Tiyatrosu Kurultayı çalışma gruplarında bence cevap aranması gereken soru budur. Ve bu bildiri, işte bu nedenle, çözüm önermek yerine, soru çoğaltmaktadır.
Saygılar sunuyorum, Tiyatro Tiyatro Dergisi ile Tobav'ı kutluyorum ve Kurultay Delegesi bütün dostlara başarılar diliyorum...
(AÇOK Adına) Ümit Denizer
AÇOK'un bir gösterisindekioyuncu ve seyircilerin fotoğrafından yola çıkarak çocuk tiyatrosunda tavrın saptanması
Bu fotoğraflar, AÇOK'un 1981 Ekim'indeki Almanya turnesi sırasında; yerel bir günlük gazetenin kültür-sanat muhabiri tarafından çekilmiştir. Daha başlangıçta, medya için, "Çocuk Tiyatrosuna Bakış"ın tavrını açığa vurmaktadır.

Gazetenin kısa adı: WAZ ve bize bu değerlendirmeyi yapma olanağını tanıyan değerli gazetecinin soyadı: Preuss'dur. Oyunun adı: "Aksak Timur ile Hoca Nasreddin" ve sergilendiği yer, Duisburg'da: Gertrud Bäumer Schule'dir.
1 / IŞIKÇININ TAVRI
Oyun yeri pırıl pırıl aydınlık olmalı. Büyüyle, tılsımla, karanlıkla yapılacak işimiz yok bizim. Her bir şeyi görüp anlamalı çocuklar. Ama özel durumlar bu söylediklerimizin dışında kalır. Örneğin, oyunla birlikte, film ya da slide göstermek gerekirse...
2 / OYUNCUNUN TAVRI
Oyuncu, seyirciyle yüz yüze gelen tek kişi oluyor. Ve burada saydığımız tüm öğeler, oyuncuyu rahatlatan araçlardır aslında. Oyun boyunca, kendi araçlarını da katar bunlara oyuncu: Sesini, yüzünü ve bedenini katar. Ve "öz" olanı seyirciye en güzel biçimde iletmek için tavır alır: Koşar, şarkı söyler, güler, ağlar. Oyunla yüzleşir, seyredenle yüzleşir, arkadaşlarıyla
yüzleşir, yorulur, terler. Ve bilir ki: Kundakta bir bebeği sever gibi, kedi- köpek sever gibi yaklaşılmaz çocuklara: "Aman da aman, bıcı bıcı bıcı, hanimiş benim güzelim" diye seslenmek ters teper. "Sevimli olmayı oynamak" değil, dost olmak gerekir Onlarla. Sıcacık bir güven duygusu ile dinlesinler diye söylediklerini...
3 / MÜZİSYENİN TAVRI
Oyun boyunca en durgun davranan çocuk bile, çıkış kapısında güneşi ya da yağmuru görünce, sevinip coşar. Çocuklar "çok güzel şeyler" görmek için de olsa, en az doksan dakika kapalı tutuldukları yerden, gürültüyle akarlar dışarıya. Salon bir anda boşalıverir. Susayan, sıkışan, acıkan vardır. İtişerek, gürültüye koşarlar... Eğer çocuklar oyundaki şarkılardan (hiç değilse birini) söylemeye çalışıyorsa, müzisyen başarmış demektir!
4 / DONATIMCININ TAVRI
Kullanışlılık ve yalınlık ilk dert olmalı. Gereksiz ayrıntılar, oyunun özünü olumsuz yönde etkiler. Sahneye diklemesine konulan iki sopa, oyun iyi
oynanıyorsa, ormanı anlatmaya yetebilir. Özel durumlar dışında, pastel, donuk ve mat renklerden kaçınmalıyız. Renk, halk yaratmalarının en başta gelen öğesi olmuşsa, bizim de yardımımıza koşabilir. Oyundaki tipler, yalnızca renklerle anlatılabilir aslında. Renklerdeki karşıtlıklar, çelişkiler, dramatik aksiyonu yükseltirler... Renk! Ama karmaşa yok!
5 / YAZARIN TAVRI
Konular. Yaşanılanlardan seçilmeli, ayağını yere basmalıdır. Onlara, güneşli güzel günlerin umudu verilmelidir. Yarınları görebilecek güven, onur ve heyecan taşınmalıdır. Yarını kurmanın tadı iletilmelidir.
Dil. İşte yazarın en çok titizlenmesi gereken öğe... Sinema, televizyon ve resimli romanlardaki argolar, yıllarca taze kalıyorsa çocuk dilinde; sahne dilinin etkinliği de tartışılamaz. "Sahne Dili" dediğimiz, günlük konuşma dilidir. Edebiyatla hiç ilgisi yoktur. Çocukça bir dil de değildir...
Kurgu için söylenecekler de var: Çocuk oyunu, diyalektik bir yapıda bütünleşmelidir. Şimdiki zaman, geriye dönüşler, düşler, iç içe geçer biçimde kullanılırsa; gereksiz yere kafa yormaktan başka işe yaramıyor...
Süre de önemlidir... Çocuklar, uzun süre hareketsiz kalamıyorlar. Onları 70 dakikadan fazla koltukta oturtmaktan kaçınmalı. Çeşitli yerlerde onları oyuna katmak bir çözüm olabilir. Ama burada, Nurettin Sevin hocanın anısını saygıyla analım. Şöyle diyordu: "Bir perde ile anlatılabilecek oyun, iki perde yazılmaz. Bir sahne yetiyorsa derdini anlatmaya, iki sahne yazma. Karşılıklı bir konuşma yetiyorsa eğer, bir büyük sahne açma. Yoksa, katlanılmaz bir oyun yazarısındır."
6 / YÖNETMENİN TAVRI
Yönetmen, sahneyi bir plastik hamur gibi yoğurmalıdır. Sahne, hoplayıp zıplamalı, küçük seyircilerin kucağına düşmelidir. Çocuk, biçimleri elle tutabildiği zaman kavrayabiliyor. Ve ancak, "kavradığı şeyler" üzerinde düşünmeye başlıyor. Çocukların, lâf kalabalığından arınmış biçimlerden yana oldukları unutulmamalıdır. Ama öze göre biçim! Özün en doğru, en yalın ve en tez yoldan iletilmesi kaygısıyla ortaya çıkan, en güzel biçim...
İşte burada, ortak yaratımın sınırlarına varıyoruz artık. Yönetmen, Yazar ve Oyuncularla birlikte, kolektif bir üretimin içindedir artık. Yazar, edebi olanı kısacak. Yönetmen, biçimsel coşkunluğa kapılmayacak. Oyuncular,
seslerini ve bedenlerini; hangi mimari biçim içinde, nasıl ve ne için yöneteceklerini bileceklerdir...
7 / SEYİRCİNİN TAVRI
İşte, yukarıda saydığımız bütün öğeler gerçekleştiği gün, sadece Çocuk Tiyatrosunun değil; Türk Tiyatrosunun seyircisi de azalmaz. Resimde görüldüğü gibi salonları doldurur. Ve bu hedefe ömürlerini vermiş olan Muhsin Ertuğrul ile Haldun Taner Hocaların ruhları gönenir...
Ümit Denizer
* Bu yazı, ilk kez 1976 yılı Şubat'ında; Militan sanat dergisinde yayınlanan "Çocuk Tiyatrosunda Tavır" adlı yönlendirmenin "update" edilmiş halidir. Ne yazık ki, AÇOK dışında hayata geçirilememiştir. Şimdi, Tiyatro... Tiyatro... Dergisinin; Türk Çocuk Tiyatrosu adına önder olduğu Seminer, Kurultay ve Festival için, yürekten bir kutlama
mesajı niteliği taşımaktadır.
|