AÇOK NASIL AÇOK OLDU?

 

 

            AÇOK kısa adıyla tanınan "Anadolu Çocuk Oyunları Kolu", Muhsin Ertuğrul'un kurulmasında önderlik ettiği son tiyatrodur. Onun 100. doğum yıldönümü anısı olacak bu dergide, tiyatro seyircisi sevgili okurumuzu, kuruluş günlerimizdeki Muhsin Hoca'lı anlara taşımak istiyoruz. Aşağıdaki satırlar, yakında yayımlanacak olan "AÇOK Nasıl AÇOK Oldu?" adlı kitaptan bir bölüm içermektedir.

 

Muhsin Hoca Dört Sözcüklü Bir Yön Gösteriyor: "Siz Çocuk Tiyatrosu Yapacaksınız!"

 

            Üsküdar Halkevi, 27 Mayıs 1973 günü, Anayasa Bayramı kutlamalarına Üsküdar Şehir Tiyatrosu'nda düzenlenen bir şenlikle katkıda bulunmaktadır... Cemile Cevher Çiçek, Ali Ekber Çiçek, Metin Eryürek, Mehmet Özbek ve Turhan Engin, birbirinden güzel halk türküleri söylerler. Bu sanatçılar, Üsküdarlı Metin Eryürek'in ricası ile şenliğe katılmış ve hiçbir karşılık istemeden armağan etmişlerdir türkülerini, Üsküdarlılara.

            Şenliğin ikinci sırasını Halkevleri'nin Halkoyunları Ekibi almıştır. Çeşitli yörelerden halkoyunları sunarlarken, ödünç üçeteklerle, şalvarlarla görünürler. Çünkü Üsküdar Halkevi, henüz harcama yapacak bütçeye sahip değildir. ( Tabii sonraki yıllarda da olmamıştır. )

            Bu şenliğe yol gösterenler, oradan oraya koşturup akışı düzenleyenler, Üsküdar Halkevi Tiyatro Kolu'dur. Bu genç hevesliler, Turgut Özakman, Atila Alpöge ve Haşmet Zeybek' in oyunlarından hazırladıkları bir derlemeyi sunarlar programın sonunda ve "Oyun İçinde Oyun" adı verilen bu kısa gösteri, Üsküdarlı seyircilerin yoğun alkışlarıyla karşılanır.

            Anayasa Bayramı kutlamaları gecesi, Üsküdar Halkevi Tiyatro Kolu'nun üç yöneticisi, Cemal, Turgut ve Ümit, sonuçlarının taa bugünlere yansıyacağını bilmedikleri bir toplantı yaparlar. Gündüz yaşanan pırpırlanmalar, düşlerindeki tiyatro çırasını iyiden iyiye tutuşturmuştur. Çokça zamandır, "kendilerinin olsun" bir tiyatro istemektedirler çünkü.

            Üç arkadaş, Üsküdar Halkevi tiyatro çalışmaları içinde yıllardır beraberdirler. Orhan Teoman Özdemir yönetiminde, Oscar Wilde'ın "Yıldız Çocuk" öyküsünü oyun yapmışlardır çocuklara. Sonra büyüklere, Atila Ölpöge'nin "Çürük Elma"sıyla, Moliere'in "Zoraki Hekim" ini göstermişlerdir.

            Sonra tutup bir mim grubu kurarlar. Ve okul çaylarında, kısa sözsüz oyunlar sergilerler liseli, ortaokullu öğrenci arkadaşlarına. Adlarına "Pandomim Üçgen" denmektedir.

            Bir ara, Cemal'in ön ayak olmasıyla, LCC' den ayrılan tiyatro kurslarına katılırlar. Önceleri Ayla ve Beklan Algan'ların evinde yürütülen çalışmalar, Beyoğlu'ndaki "Union Française" salonuna taşınır ve Türkiye'deki bütün halkevlerinin bir koordinatörlük altında birleştirilmesi üzerine, Bakırköy Halkevi'nde başlatılan yoğun tiyatro günleri içinde bulurlar kendilerini. "Halkevleri Deneme Tiyatrosu" olarak, "Hamlet 70" adlı oyunda görev alırlar. Oyunu Beklan Algan yönetmektedir.

            Sonra Cemal askere gider. Turgut ve Ümit ise "Grup Oyuncuları" adıyla oluşturulan profesyonel tiyatro kadrosunda, Ali Taygun yönetimindeki Gogol'un "Müfettiş"ine çalışırlar.

            Turgut ve Ümit, bu sıralarda okul tiyatrolarına da yardım etmektedirler. Üsküdar Lisesi Tiyatro Kolu'yla, Turgut' un yönetiminde Ümit'in "Ferhad ile Şirin" oyunu sahnelenir. Oyun, liselerarası tiyatro yarışmasında jüri özel ödülüne layık görülür. Bu vesileyle, genç, dinamik, neşeli kadrolarla tanışılmıştır. Okul dışında tiyatro yapmak isteyen pırıltılarla...

            1973 ilkbaharında Cemal askerden döner. Cemal, Turgut, Ümit, yeniden birlikte tiyatro yapabilmenin hoşluğunu yaşarlar. Ve işte, Üsküdar Halkevi'nin bu son şenliğinde; hatırı sayılır bir seyirci kitlesiyle, hatırı sayılır bir iletişimi başarmışlardır.

 

 

 

            "Oyun İçinde Oyun" metnini hazırlayan Ümit, oyun yazarı olmak yolunda uğraşmada, Turgut, yönetmen olmak niyetindedir, Cemal ise, oyuncu olabilmek için girmemiş midir LCC kurslarına?

            Cemal, Turgut ve Ümit, o gece karar verirler ki: Artık kendi başlarına tiyatro yapmalıdırlar! Ustaların yanında çıraklığa son verilme zamanı gelmiştir! (Aslında ne cesaretmiş bu kararlar, sonradan öğrenilecektir. Ve elbette ki, çıraklık ömür boyu sürer.)

            Üç arkadaş, kendilerini iten dürtünün ne olduğunu tam ayrıştıramadan, oturup tiyatro dergilerini karıştırırlar. Tiyatro ekiplerini ve gösterilmekte olan oyunları konuşurlar. Otuz tane tiyatro vardır İstanbul'da. Yirmi telif, on yedi çeviri piyes sergilenmektedir. Yani şimdi, bu otuz tiyatrodan biri mi olunacaktır?

            Cemal elçi seçilir Muhsin Hoca'dan randevu almaya. Ertesi gün telefon edilir, bir sonraki gün gidilir, evinde ziyaret edilir. Hoca, Harem'de, bu üç arkadaşın evlerinin bulunduğu sokağın öbür ucunda oturmaktadır...

            Çocuk gibi heyecanlanmıştır Muhsin Hoca, gözleri parlar, yerinde duramaz, kalkıp dolaşır. Sonra dönüp karşısında merakla bekleyenlere, işaret parmağını kaldırıp ta yüzlerine "Siz çocuk tiyatrosu yapacaksınız!" der!

            O anda bir hüzün çöker üç arkadaşın içine... Sessizce düşünmeye başlarlar: Muhsin Hoca bize güvenmiyor galiba... Çocuk Tiyatrosu da nereden çıktı şimdi... Hay Allah...

            Beş yıl önce "Yıldız Çocuk" oynadık ama o eskidendi! Artık büyüdük biz, çok şeyler öğrenmedik mi? Büyüklere tiyatro yapalım istiyoruz. Hay Allah... Tamam çocuklara da oyun oynanabilir ama önce büyük tiyatrosu olunmalı!

            Büyüklere oyun verilirken, arada bir çocuklara da bir şeyler hazırlanabilir! Hocaya rağmen karar böyledir! (Ne var ki, zaman içinde karar biçim değiştirir. Çocuk Tiyatrosu olunur, arada bir büyüklere...)

            Hey gidi Salacak bahçesi... 1973 yazında, Salacak bahçesinin çınarları, ıhlamurları ve atkestaneleri üzerinde yükselen düşünce balonlarını, ne yazık ki görüp saptayabilen kimseye rastlanmamıştır.

            Salacak kıyılarında deniz içre felsefeler üretilirken, cinslerarası aşamalar yaşanırken; vakitsiz Üsküdarlılar yaz günlerini saatler boyu konuşmayla geçirirler. Ne oynanacaktır? Nerede oynanacaktır? Provalar nerede yapılır? Kimlerle yapılır? Harcamalar nereden? Oyun? Yer? İnsanlar? Giderler?

            O gece Salacak bahçesinde kara kara bulutlar... Lodoslu yüzlerle Cemal, Turgut, Ümit, çocuk tiyatrosu olabilmenin tartımı içindeler. Tiyatro dergilerinde baktıkları yerler değişiverir. Çocuk oyunlarının adlarına, niteliklerine eğilirler: Dilek Dağı... Elmacı Güzeli... Mavi Gözlük... Alaaddin ve Sihirli Lambası...

 

Karar: Çocuk Tiyatrosu "İlaveten Renkli Miki" Olmaktan Kurtarılmalıdır!

 

Cemal, Turgut, Ümit, "Çocuklara oyun verilecek yer, öyle geniiş alanlar gerektirmez belki" diye düşünüyorlar... (Oysa sonradan değişir görüşleri. Sekiz metrelik enlere derinliklere sığamaz olurlar.)

            İstanbul'da bildikleri küçük sahneli iki salon vardır. İlki, "Kadıköy Sineması"dır. Yıllar önce tiyatro olarak yapılmış, kısa ömürlü bir tiyatro çalışması yaşanmıştır. Bir balığın içini andıran, kaburgalı tavanıyla bu salon çok hoşlarına gitmededir üç arkadaşın. Ama sinema sahibi, tiyatrocularla iş yapmaktan yana değildir. Tiyatro kâr getirmez çünkü. Çocuklar için filmlere ilaveten "renkli miki" göstermekte olduğunu söyler.

            Küçük sahneli ikinci salon, "Küçük Sahne"dir ve Ali Poyrazoğlu yönetimindedir şimdi. Gidip konuşulur, Ali Poyrazoğlu "Kimsiniz siz kardeşim" der ve öyle bir kira ister ki...

 

 


Cemal, Turgut ve Ümit, salon işini "umut" hanesinden silip atarlar. Üsküdar'da aranmalıdır çalışma-gösterme yeri. Çünkü kendilerine "aranızda ünlü var mı?" diye sorulmuştur. "Ünlü varsa tiyatronuz yürür. Yoksa salon malon kiralamayın, batarsınız." Denilmiştir.

            Salon işleri böyle terslendi ya, bir de oyun konusunda boy ölçüsü almalıdır üç arkadaş. Yıllar önce bir öyküyü oyun yapmışlardı ama, çocuk oyunu tekniğini bir profesyonelden öğrenmek istemektedirler. Muhsin Hoca'nın önerisiyle, ONK ajansına giderler. Yine "Kimsiniz siz kardeşim?" denecektir kendilerine. "Öyle her önümüze gelene oyun verirsek, yazarların, çevirmenlerin hakkını nasıl koruruz?"

            Üsküdar'a hep kös dönülmeye başlanmıştır, ama her şeye rağmen karar odur ki: Çocuk Tiyatrosu olunmalıdır! Çocuk tiyatrosu, "ilaveten renkli miki"likten kurtarılmalıdır. Hoca tarafından gösterilen yön, şimdi üç arkadaşın kendi kafalarında billurlaşıyor işte... Bileniyorlar çünkü...

 

                                   *          *          *                      *          *          *

 

            Yeniden Salacak bahçesi... Cemal, Turgut, Ümit, tahta masalar çevresinde masa örtüsü lastiği olmuşlar... Cemal, Ümit'le bir çocuk oyunu yazmanın telaşı içinde, Turgut onlara bulaşmıyor. Söz konusu yazma eylemi, Oscar Wilde'ın "Genç Kral" öyküsü üzerinedir. Önce, üçü birlikte, günlerce, öyküyü deşmeye uğraşmışlardır: Oyunun mesajı ne olacak? Oyun kişilerinin sosyal yapıları? Oyun kişilerinin psikolojik yapıları? Oyun kişilerinin birbirleriyle ilişkileri? Zaman? Mekan? Oynayacak kişilerin oyun kişileriyle uyumu? Oyunun tümünün ritmi, tek tek sahnelerin ritmi? (Bu yapılan işin bilimsel adı "dramaturgi"dir, ama onlar bunun bilincinde değiller) sonunda bir kanava çıkar ortaya ve oyunun adı "Mutluluklar Ülkesi" olarak benimsenir.

            Gün gelir, oyunu sahne sahne yazmak gerekir. Sıvarlar kollarını, sanmaktadırlar ki: Nasıl birlikte dramaturgi yapıldı, şimdi metin de birlikte yazılır... Oysa öyle olamıyor. Cemal 'Süt buldum süüüt', diye gelsin Demirci kulübeye, diyor, Ümit karşı gerekçeler peşinde...

            Sonuç: Oyunda bu durum ve diyalog aynen kullanılır. Ama Cemal kibarlık edip "al sen yaz bitir şu oyunu" der Ümit'e. Turgut gülmededir...

            Cemal, Turgut, Ümit'in oturmakta oldukları sokağın bir üstünde, Muhsin Hoca'ya giderken, "Üçüncü Selim" adıyla anılır bir ilkokul vardır ki, birçok ünlü devlet adamı, sanatçı, asker mezun etmiştir. Bu Üçüncü Selim İlkokulu'nda, sekizgen bir salon, salonunda küçük bir sahne ve salonun yüksek tavanında muhteşem ahşap kirişler yaşar... Bu salon, Üsküdarlı usta halk yapıcılarından Şükrü Kalfa elinden çıkmadır. (Şükrü Kalfa, Cemal' in babası, şimdi aramızda değil. Cemal'de bir resmi var, bu salonun bitmekte olan duvarları üstünden gülüyor... )

            İşte AÇOK hayatında önemli bir yeri olan bu ilkokulda, o sıralar bir yönetim değişikliği olmuştur. Okul müdürlüğüne atanan İbrahim Bozalan, (şimdi o da aramızda değil) yalnızca AÇOK çalışmalarına değil; çevredeki bütün genç insanların heveslerine açık tutar okulunu. Bu Atatürkçü, aydın öğretmen, "Okul benim değil." demektedir. "Okul hepimizin. Bahçesinde elbette top oynanacak. Gençler tiyatro çalışacaklar salonunda, halkoyunları öğrenecekler elbette..."

 

                                   *          *          *                      *          *          *

           

Oyun, prova yerindeki nesnelerle çalışma devresini aşmıştır. Oyuncular isterler ki: Asıl donatımlar gelsin artık. Asıl giysiler giyilsin, kılıç yerine oklava kullanmak bitsin...

 

4

 

Elbette önce evlerden bir sürü şey taşınacaktır. İşe yarayanlar bir kenara ayrılır: Turgutların evlerinden eski bir koltuk biçim değiştirip taht olur, Arsun'un annesinin (şimdi Onlar da aramızda değiller) antika sabahlığı kralın pelerini. Ama, dışarıdan alınması gereken o kadar çok şey vardır ki... Ama para, işte o yoktur!

            Üsküdar Lisesi'nden bir delikanlının kız arkadaşının annesi, 1200 lira yardım yetiştirir. "Sonra para kazanırlarsa öderler." demiştir. Ve AÇOK'un ilk oyunu "Mutluluklar Ülkesi" bu 1200 lira borçla donatılır!

            Donatım ve giysiler hazırdır, oyun hazırdır, böylece ilk gösteri günü saptanıverir. Bir önceki geceye de "dekorlu kostümlü genel prova" konmuştur. O akşam ajanslar, İsmet İnönü' nün ölüm haberini geçerler. Genel prova, bu haberin yarattığı saygın hava içinde yapılır. Her şeyin tamam sanıldığı oyunda bir sürü eksik çıkmıştır... ( Her zaman böyle olur aslında. Oturulup sabahlanır ve işler bitirilir. )

 

                                   *          *          *                      *          *          *

 

            26 Aralık 1973, Çarşamba... Sabah saat 10. Üçüncü Selim İlkokulu Salonu, Üçüncü Selim İlkokulu'nun öğrencilerinin sesleriyle çınlıyor. Salonun altındaki, yine sekizgen biçimindeki boş alanda, garip giyimli, yüzleri boyalı, heyecan içinde genç insanlar vardır. Yukarıda İbrahim Bozalan, öğrencilerine yaptığı kısa konuşmayı bitirir. Sahneyi oyunculara bıraktığını söylemiştir...

            Ve oyun başlar... AÇOKlular, "ağır endam, fıstıki makam başlasın oyunumuz" diye coşkun bir şarkı tutturmuşlardır. Salonda, seyirciler arasında, ilkokullu öğrencilerle birlikte kahkaha atan, seksen yaşında bir çocuk daha vardır.

 

 

Ümit Denizer
Şehir Tiyatrosu Dergisi / Mart 92 Sayısı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
     
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim