TİYATRO TARİHİ
Carrar Ananın Silahları
OYUNUN ADI: CARRAR ANANIN SİLAHLARI
YAZAR: BERTOLT BRECHT
YAZAR BİLGİSİ: Bertolt Brecht; geçen yüzyılın sonunda kağıt, ipek, pamuk ve yün sanayisinin kurulmasına karşın henüz köy görünümünde, ancak, her hafta Bavyeralı köylülerin pazarda ürettiklerini satmaya geldikleri büyük bir kasaba damgasını taşıyan Augsbourg'un bir işçi mahallesinde, 10 Şubat 1898'de doğdu. Brecht, liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gider. O da, iyi aile çocuklarının yolunda yürümektedir. 18 yaşında tıp öğrenimine başlar. Önünde, ailesine uygun bir meslek kapısı açılmıştır. Gelgelelim, iki yıldır süren savaş, bu tasarıları gölgeler. Brecht, o sıra Münih Üniversitesi'ne yazılmıştır. Birinci ve ikinci dünya savaşı dönemini yaşamış olan bir yazardır. Tüm vahşeti ile yaşanan savaş, sanatçılarda, korkunun ve acının getirdiği tepkilerle çığlıklara dönüşmüş ürünlerin ortaya çıkmasına neden olur. Gençlik döneminde nihilist çıkışlar yapan Brecht, bu döneminde öznel, yani lirik kalmıştır. Gelişme döneminde ise, nesnel olana, yani epik olana vurgu yapmıştır. Yeni bir estetik kuramını ortaya attığı bu ikinci dönem, Aristocu tiyatro ve Hegelyen estetikle hesaplaştığı dönemdir. Aristocu tragedya, Platon ve Sokrates'in eleştirisi üstünde gider. Yapılan eleştiri, mimesis kavramına, yani bir çeşit bir çeşit taklite dayalı olan gerçekçilik, daha çok temsil etme ya da yeniden yaratma kavramıyla ilintilidir. Burada sözü geçen, epik şiirdir. Aristocu tiyatro ise, kendi içinde bütünlük gösteren ve belli bir ölçü içine sığdırılmış, belli bir aksiyonun yeniden yaratılmasıdır. Sanat yönünden güzelleştirilmiş bir dili vardır ve ruhu, korku duygularıyla tutkulardan arıtmaya çalışır. Bu ıslah edici, ehlileştirici yöntem; gerçekten olan şeyi değil, tersine olan şeyi, yani olasılık ve zorunluluk kurallarına göre mümkün olan şeyi ifade etmektedir. Burada, bireyin ortaya çıkan trajik durumuyla özdeşleşen, yani bütünleşen seyirci, önceden tanımlanamayan bir trajik hataya düşecek ve erdem gösterecek karaktere bağlanmaktan kaçamayacaktır. Sonra da, karakterin ve seyircinin sahip olduğu kimi hatalara işaret eder. Trajik bir suçtan dolayı çatışmaya dönüşen karşıtlıklar, çatışmadan ve karmaşadan sonra, hatta aklandığında, yani arınma yaşandığında, huzura kavuşularak denge yeniden kurulur.
Burada örnek gösterilen ve seyircinin bütünleşmesi sağlanılan kahraman, genelde değişime ve dönüşüme yönelik bir tipoloji değil, daha çok onarıma yönelik bir karakterdir. Aristoteles, sunduğu, seyircinin bütünleştiği bu öznel birey yerine, nesnel olanı, yani hikayeyi ön plana çıkararak Antik Yunan tragedyasının bir birey tragedyası olmayıp, Antik Yunan devletinin ya da toplumunun bir tragedyası olduğunu vurgulaması bakımından özel bir önem taşır. Bu tersine çevrilmiş diyalektik yöntem, felsefeye dayalı bir estetik olarak Hegel'de, tiyatroda ise dramatik anlayışta yüzyıllara dayanan evrimini tamamlamıştır. Burjuva idealizmine dayanan bu yöntem, "öznel olandan yola çıkarak, toplumsal düşünce toplumsal varoluşu belirler" demektedir. Marksist dünya görüşüne dayalı estetik ise, toplumsal varoluş, toplumsal estetiği belirler demektedir.
Yalnız burada önemli olan; yabancılaşmadır. Brecht, yöntemini bunun üstünden kurar. Diyalektik gerçekliğe dayanan yabancılaşma efekti, seyirci ile sahne, sahne ile oyuncu, oyuncu ile rol, rol ile mekan arasında belirli bir mesafe yaratılması sonucu, sahnede tarihselleştirmenin gerçekleşmesine; oyuncu ile rolün bütünleştiği burjuva oyunculuğuna karşı çıkar. Çünkü, burjuva oyunculuğunda var olan oynadığı rolle hem özdeşleşip hem de eleştirerek oynama yöntemine, yani eleştiriyel gerçekliğe karşı şunları söylemektedir Brecht: "Özdeşlemeyi amaçlayan her oynayışta eleştirinin aldığı şekildir karikatür. Bu şekil altında yaşamı eleştirir oyuncu ve bu şekil altında oyuncunun eleştirisiyle özdeşleşir seyirci. Bizim tiyatromuz ise, ancak karikatür çizme olgusunu göstermek istediği zaman karikatürleri sergileyebilir sahnede. Böylece karikatürler maskeli balodaki maskeler gibi çıkar sahneye. Gerçek bir kavrayışla gerçek bir eleştiri, ancak özelle genelin duruma göre değişik şekillerde gerçekleşen, özelin genele olan ilişkisi gibi, kavranılmış ve eleştirilmiş olmasıyla mümkündür. İnsanların gösterileri kaçınılmaz olarak çelişmelidir; dolayısıyla çelişkiye tümüyle sahip olmak gerekir."
Bu anlamda idealist estetiğe dayalı dramatik tiyatroda; sahne, eylemi ortaya koyar. Marksist dünya görüşüne dayalı estetikte ise; sahne, eylemi anlatır. Dramatik tiyatro; seyirciyi eyleme katar, etkinliğini yok eder, onda duygular uyandırır, böylece seyirci kendini eylemin içinde sanır. Diyalektik gerçekliğin tiyatrosu ise; seyirciyi, eleştiren bir gözlemci yapar, etkinliğini uyandırır. Ona yargılar verdirir. Böylece seyirci, eyleme karşı gelir. Dramatik tiyatroda; tiyatro, telkin yoluyla etkiler. Duygular, olduğu gibi korunur. İnsan, bilinen bir varlık kabul edilir. Diyalektik tiyatroda ise; tiyatro, belgelerle etkiler. Duygular, yargılarla ortaya konur. İnsan, araştırma konusudur. Dramatik tiyatroda; düğüm çözülürken gerilim belirir. Diyalektik tiyatroda; gerilim, oyun başlarken vardır. Dramatik tiyatroda; her sahne, bir başka sahne için vardır. Diyalektik tiyatroda; her sahne, kendisi için var olur. Dramatik tiyatroda; olaylar düz bir çizgide gelişir. Dünya, olduğu gibi sunulur. İnsan duruktur. Diyalektik tiyatroda; olaylar eğri bir çizgidedir. Dünya, oluş içinde sunulur. İnsan, oluş halindedir. Dramatik tiyatroda ; içgüdüler söz konusudur. Diyalektik tiyatroda; motifler söz konusudur. Dramatik tiyatroda; düşünce varlığı belirler. Diyalektik tiyatroda; toplumsal varlık, toplumsal düşünceyi belirler.
Hegel ve Aristoteles, tiyatroyu, seyircinin "kuraldışı" özelliklerinden arıtılması olarak görmektedir. Brecht ise, kavramları aydınlatır, doğruları açıklar ve karşıtlıkları göstererek değişimi önerir. İlkinin istediği; gösterimin sonunda huzurlu ve sessiz bir uyku halidir. Brecht, tiyatral gösterimin sonunun eylemin başlangıcı olmasını ister; bireyin tutkularından arınması değildir olan; istikrar, değişken toplum tarafından yıkılmalıdır. Tiyatro, sükuneti tesis etmeye uğraşmamalıdır. "Arturo Ui'nin Yükselişi","Yuvarlak Kafalarla Sivri Kafalar","III. Reich'ın korku ve Düşkünlüğü","Galile'nin yaşamı","Kafkas Tebeşir Dairesi","Carrar Ananın Silahları" ,"Cesaret Ana ve Çocukları", "Sezuan'ın iyi insanı" okuduğumda çarpıldığım oyunlarından birkaçıdır.
Yoğun bir çalışmayla geçen yılların sonunda, 1956 yılında hayata gözlerini kapatır bu tiyatro ustası. Bu ölümün arkasından yaşayan, 60 ciltlik çalışmalar olur. 30'un üstünde tiyatro oyunu, 1300 kadar şiir ve şarkı, üç roman, bir çok roman fragmanı, 150'den fazla nesir, çok sayıda makale, kısa hikaye ve konuşma metni, yaşamaya devam eder aslında. |
ÇEVİRMEN : YILMAZ ONAY
OYUNUN TÜRÜ: EPİK
SAYFA SAYISI: pp. 48-75 (Brecht,B. ,Bütün oyunları cilt-6,2000)
OYUN ÖZETİ : Olay bir gece boyunca İspanya İç Savaşı sırasında geçer. Oyunda Therasa Carrar savaşın başında cepheye katılan kocasını kaybetmiştir. 20 ve 14 yaşında iki oğlu vardır. Büyük oğlu Juan köyün diğer gençleri ve sevgilisi tarafından savaşa katılması için baskı altındadır. Carrar babalarına benzeyen bu iki oğlundan Juan'ı her gün balık avlamaya göndererek bu baskılardan korumaya çalışır. Olay gecesinde de Juan balıktadır ve annesi,kardeşince fenerinin yanıp yanmadığı gözlenmektedir. Eve milis güçlerinde savaşan annenin erkek kardeşi Petro gelir. Eve gelme sebebiyse savaşta silahsız kalmaları ve bu silahları kardeşinin sakladıklarından temin etme düşüncesidir. Tabi Carrar ana silahları vermek istemez. O sırada eve gelen Papaz dinsel olarak öldürmemek gerektiğini anlatarak annenin yanında olur. Bu tartışmalar olurken küçük oğlan dışarıyı gözlememektedir. Dışarı baktıklarında Juan'ın teknesini ve ışığını göremezler. Biraz sonra Juan 'ın cesedi getirilir. General Franco 'nun askerlerince başındaki eski kasketten ötürü öldürüldüğü anlaşılmıştır. Ölüyü getiren balıkçı "Ama başında sefil bir kasket olan herkesi kurşunlamak olur mu? " deyince ,Carrar Ana bütün düşüncelerini değiştirmiş bir halde,"Olur çünkü kurşunlayanlar insan değil. Bir cüzam bu,cüzam gibi yakılıp yok edilmesi gerekli," der ve silahları vererek,savaşa kendisinsin de katılacağını haykırır.
KAÇ SAHNE ( Episod ): 1 + (ön oyun ve son oyun)
KAÇ KİŞİ ( Kadın, Erkek ): 3 + ? kadın (artabilir)
+,- 6 erkek (değişebilir)
KARAKTER İSİMLERİ: therasa carrar , jose,juan,pedro ,yaralı,manuela ,peder, perez, iki balıkçı, kadınlar, çocuklar.
ANA TEMA: savaşta tarafsız kalma durumu
ANA FİKİR: bu oyunda savunma savaşında tarafsız kalınamayacağı,saldırgan güçlerle uzlaşmanın yanlışlığı belirtilir. Kavga dışında kalmak isteyenlerin , tarafsız kalmakla ,eninde sonunda ortadan kaldırılamayan böyle bir kavgada kurban gideceği vurgulanır. Oyundaki fikir tektir.
YORUM
GENELİ İÇİN YORUM : Sahnede her şeyin, bir kabın damla damla dolması gibi geliştiğini, kap dolunca ise oyunun sona eriyor. Tabi bu oyunda anneliğin hayvani içgüdüsel duyguları da söz konusu. Ama Brecht 'in tiyatro anlayışına göre annenin acınılası durumunun sergilenmesi oyunun felaketi olur. Seyircinin duygusal katılımını engellemek de oyuncunun epik ilkelere göre oynamasına bağlıdır. Bu küçük oyun İspanya iç savaşı yılları için yazılmıştır. Aslında Aristotelesçi bir dramadır. Brecht notlarında bu tekniğin sakıncalarını bir belgesel filmle vesaire efektlerle giderilebileceğini söylüyor. Oynanış tarzındaki farklılıklar yani oyunun temasını öne çıkaracaktır.
TEMEL KARAKTERLER İÇİN TAHLİL :
Carrar ana: Bir balıkçının karısı,savaştan etkilenememek için ,oğullarının savaşa girmemesi için elinden geleni yapar. Kendi çapında bencilce düşünür, bir anne olarak tabi. gururlu ve sağlam karakterli bir kadındır, dik başlıdır. Bir oğlunu kaybettikten sonra karakterinin gerektiğini yapar,çünkü kaybedecek bir şeyi kalmamıştır ve savaşır.
Pedro: Carrar'ın erkek kardeşi ,ülkesini düşman milislere karşı savunmaya hazır,cesur,yürekli bir işci.
Jose: Dayısı gibi düşünen annesine tavır alabilecek kadar kuvvetli ve savaşmaya hazır bir genç.
Peder: O dönemki dine bakış ve dini temsil ediyor. Sonuçta savaşta din insanların işine geldiği gibi evirilip çevriliyor. Peder'in de bunun arkasına sığınır ,yüreksiz tavırları söz konusu.aslında bir karakteri değil,bir olguyu temsil ediyor.
( YORUMLASAYDIK ) NE ÖNE ÇIKARILMALI :
Aristotelesçiliğin getirdiği duygusal katılımın elimine edilmesi zaten yazarın da istediği ve oyunun amacına ulaşması için yegane şarttır. Yukarıda da belirttiğim gibi epik öğelerin kullanılması çok önemli amaca ulaşmak için. Oyuna güncel ekler ,slaytlar,küçük oyunlar,müzikle dokuya yedirerek seyirciye sunulabilir. Niye savaşmalı sorusu seyircinin kafasında yankılanmalı. Tarihi gelişimler, medeniyet, teknolojinin ilerlediği günümüzde insanlığın hala savaş konusunda taş devrinden farksız,duygusuz,ezileni daha çok ezen ,kazananın daha çok kazandığı bir yıkım olduğu çeşitli desteklerle öne çıkarılmalıdır.
HAZIRLAYAN:
EZGİ TOZ
( 2003-2004 TİYATRO DÖNEMİ )