

Merhaba
Bu hafta, Neşeli Ayaklar filmine mi yoksa "Doğ Güneşim Doğ" oyununa mı gitsem diye çok düşündüm.
Doğrusunu söylemek gerekirse benim için sinemaya gitmek çok daha avantajlı. En azından annem arabayla götürüyor. Dışarda yemek yememe ve film sırasında atıştırmama izin veriyor. Fazla yol yürümeden ve yorulmadan eve dönmüş oluyorum.
Tiyatro ise pek öyle değil. Her seferinde ya minibüse ya da otobüse binmek hatta bazen vapurla karşı kıyıya geçmek durumunda kalıyoruz ve zamanımızın büyük bir kısmı yollarda geçiyor. Ayrıca tiyatroya gittiğimizde nedense annem dışarıda yemek yememe izin vermiyor ve her seferinde evde hazırladıklarını kocaman paketlere sarıp, perde arasında bana yediriyor. Diğer çocuklar kantinden birşeyler alıp yerken benim evden getirdiklerimi yemek zorunda olmam, biraz utanç verici. Eh tüm bu olumsuzluklara rağmen tiyatro izlemeyi o kadar çok özledim ki, her şeyi göze alıp anneme oyuna gitmek istediğimi söyledim. İyiki de öyle yapmışım. Çok güzel bir oyun izledim. Perde arasında yediğim tostun tadı bile farklıydı gerçekten.
Bu oyun günü, hayatımdaki en güzel ve özel günlerden biri olarak kalacak. Neden mi? Ben daha önceleri, kar yağarken dışarı hiç çıkmadım. Yani kardan adam falan yaptım ama kar yağdığı sırada hiç dışarıda olmadım. İlk kez lapa lapa kar yağarken annem beni dışarı çıkardı. Hatta gözlüklerimi çıkarmama ve yüzüme kar yağmasına bile izin verdi. Biliyor musunuz ? karın yüzünüze yağması soğuk ama çok tatlı bir duygu. Buna bir de oyunun neşesi eklenince süper güzel bir gün geçirmiş oldum.
"Doğ Güneşim Doğ" hımm... nasıl anlatsam?... nereden başlasam? Çok kısaca bu oyunda görmek ve duymak istediğiniz her şey var. Mesela hem kukla var hem gölge oyunu. Hem şarkı var hem masal. Hem dans var hem resim. Bir çocuk daha ne ister ki? Gerçek bir şenlik gibiydi.
Oyun, Kara Kaya yüzünden güneşi hiç görememiş bir köyü anlatıyor. Bu köyde yaşayan insanlar, hayatlarında hiç güneşi görmemişler.
Bugün bunu yuvadaki arkadaşlarıma da anlattım. Çok şaşırdılar. Çünkü daha geçen hafta öğretmenimiz bize güneş olmadan ağaçların, ormanların, çiçeklerin olamayacağını anlatmıştı.
Oyunda da kıtlık diye birşeyden bahsediyorlar. Güneş olmadığı için köyde yaşayan insanların yiyecekleri de sınırlı. Annem buna kıtlık dendiğini söydedi.
Üstelik oyunda bazı kötü kalpli adamlar, kara kayayı yerinden kaldırma sözü verip köyde yaşayan halkı kandırdılar. Hiç koskocam kayayı bir insan kaldırabilir mi? Ama köyde yaşayan insanlar bu adamlara inandılar ve sahip oldukları herşeyi onlara verdiler. Sonunda adamların kötü olduklarını anladılar ama geç oldu. Köydeki çocuklar "Ak Ana"dan duydukları Ferhat'ın sevdiğine ulaşmak için dağları büyük bir bıçakla deldiği masalından çok etkilendiler ve Kara kayayı delip güneşi çıkarmaya karar verdiler. Anneleri ve babaları önce onlara güldüler ve inanmak istemediler ama çocuklar o kadar kararlıydı ki diğer insanlara da kara kayayı delebileceklerini. Sonunda bütün köy halkının çalışmasıyla kara kaya delindi ve güneş ortaya çıktı.
Ben şimdi böyle anlattılar diyorum ya , bu anlatımlar konuşmalar la değil şarkılarla ve danslarla yapıldı. Çok güzeldi. Mutlaka izleyin.
Bütün oyuncuları çok beğendim ama sadece ikisiyle fotoğraf çektirebildim.

Yazan: Dersu Yavuz Altun
Yönetmen: Eftal Gülbudak
Dekor Tasarımı: Sabahat Çolakoğlu
Kostüm Tasarımı: Aysel Doğan
Müzik: Cem Ulu
Koreografi: Eftal Gülbudak
Dramaturg: Dilek Tekintaş
Işık Tasarımı: İlhan Ören
Efekt Tasarımı: Can İşitmen
Oyuncular: Aslı Nimet Altaylar, Ceylan Çete, Hamit Erentürk, İrem Arslan, Burak Davutoğlu, Melike Altınbaran, Murat Güreç, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Volkan Ayhan, Selim Can Yalçın, Zafer Kırşan, Ümran İnceoğlu
|