"Ülkemiz ve Tiyatro"
Tiyatro sanatlar içerisinde insana en yakın ve en samimi sanat dalıdır. Tiyatro sahnesi perdenin açılmasıyla bir ışık hüzmesiyle aydınlatır seyirciyi. Ve kapılırsınız tüm gerçekliğiyle karşınızda duran oyuncuların repliklerine. Bu yüzden en zor sanat dalıdır tiyatro sanatlar içerisinde, seyirciye yaşatmak gerekir oyunu. Seyirci, içinde yaşadığı sorunların sahneden doğru bir biçimde aktarıldığını gördüğü anda, ayakta duracak direnci de elde eder. Tiyatronun seyircisine karşı sorumluğu vardır Tiyatro, seyircisine, kendi yaşantısından bilmediği şeyleri, yani daha çok bilmekten kaçındığı gerçekleri göstermekle yükümlüdür. Teknolojinin harikaları ile dünyanın bir anda yok olması korkusu arasında sersemlemiş olan insanlar, yaşamın verdiği güvensizlik karşısında, tiyatrodan ayaklarını sağlamca basabilecekleri bir zemin dilemektedirler. Bunun için de, sahne, kendi çağını doğru olarak, açık ve seçik, bozmadan yansılayabildiği anda önemli bir araçtır. Hele tiyatro, çağını şiirli bir biçimde yansıtabiliyorsa daha da önemli bir araç oluverir. Öyle ki, Tiyatro, güzeli abartmadan, kötüyü örtbas etmeden, çirkini saklamadan ve iyiyi yadsımadan görevini yapmalıdır.
Tek seslilik yerine, çok seslilik. Aynı şeyleri tekrarlamak yerine, çağdaş insanı doyuracak yeni, geliştirici düşünceler ve duygular. Bizler, şu anda, ileri bilimsel, uzay çağının ilk aşamalarını yaşamaktayız. Bu ileri bilimsel çağa teknolojik gelişme egemendir. Ve yaşamımız, her gün biraz daha artan bir hızla, teknik adamlar ve istatistikçiler tarafından yönetilmektedir. Böyle bir dünyada, insanlar, yaratıcı bir dünyaya katılma şanslarını her gün biraz daha yitirmektedirler; çünkü her şey daha önceden hazırlanıp önümüze konmaktadır ve biz çoğu zaman bu mekanizmayı anlamakta güçlük çekiyoruz. Makineler giderek yaratıcı ustaların yerini alıyor, istatistikçiler ise düşüncenin… Kendi başımıza düşünemez duruma geliyoruz. Medya bizleri yönlendiriyor. Bilgisayarlar tarafından doğrulanmadıkça kendi çözümümüzü kabul ettiremez olduk. İletişim kurmamız güçleşti, çünkü televizyonun donuk camından dünyayı anlamaya çalışıyoruz. Bir de kendimize ait sanal dünyamıza giderek daha da çok kapanıyoruz. Sanat olaylarına daha az katılır olduk. Ve giderek başka insanlara, onların yaptıklarına katılma sevincimizi, daha doğrusu yaşama sevincimizi yitiriyoruz. Sonuçta, bir arada yaşamanın, birlikte üretmenin sevincini yok etmeye başladığımızdan, yaratıcı varlık olma durumundaki amaçlarımızı da unutuyoruz. Giderek yaşamı seyredenler olmaktayız. Ve böylece kendi öz değerlerimize de yabancılaşıyoruz. Bu düşüncelerin ve duyguların birlikte, paylaşılarak yaşandığı tiyatronun amacı, bu yozlaşmayı engellemek, hiç olmazsa geciktirmektir. Nükleer savaş tehlikesinden, çevre kirliliğinden, hatta bazı toplumlardaki açlık sorunundan bir gün kurtulabiliriz. Ancak dikkatli olmadığımız takdirde, boşlukta kalmış insanların çoğalmasıyla, başka deyişle, 'ölüm içgüdüsü' nün çoğalmasıyla, yok olmaktan kurtulamayız. Sanatın sınırsız toprakları üzerinde, tiyatro, yarının dünyasını kurtarmak adına Estetik Dünya 'yı yaratmak zorundadır.
Böyle genel ifadelerden sonra tiyatronunda varolan bu sıkıntıların içerisinde büyük çözülemeleyen sorunları bulunmaktadır. Türk tiyatrosunu her şeyden önce, ödenekli, ödeneksiz ayrımını yapmadan bir bütün olarak düşünmek yazarları, sanatçıları, yöneticileri, yayınevleri, telif hakları, birlikleri, dernekleri, vb. bir bütün olarak ele alıp irdelemek doğru bir yoldur. Bunun için de eğer bir Tiyatro Yasası çıkarılacaksa bütün bu saydıklarımızı kapsamalı ve her tiyatro, kurum, birlik, dernek bu yasanın kapsamı içinde, kendi yönetmeliğini yapmalıdır.
Ülkemizde tiyatro sanatı ve sanatçıları çok zor bir süreçten geçmektedir. Demokratik Cumhuriyetimizin çağdaş yapısının korunması yaşatılması anlamında tiyatroya çok büyük görevler düşmektedir.Nasıl bir tiyatro ve üretimler yapmalı ki varolan kazanımlarda kaybedilmesin. Bunun hesabı iyice yapılmalıdır.
Ekonomik zorluklar ödeneksiz tiyatro gruplarını yok olma safhasına getirmiştir.Kültür Bakanlığı 2006’dan sonra ödenekleri çıkartmayarak zaten varolma savaşı içerisinde olan özel tiyatroları iyice kendi kaderine terketmiştir.Tiyatro yapmak bu gruplar için adeta misyonunu sürdürmek gibi ciddi bir sorumluluğuda beraberinde getirmiştir.2006’dan sonra ödenekli tiyatrolar Şehir Tiyatroları herkese tiyatro izlettirelim misyonuyla siyasi bir kamplaşma gibi tiyatroları bedavaya sergileme yoluna gitmiştir,adeta ödeneksiz özel ve amatör tiyatroların dibe vurmasına ve bir buhran yaşamasına neden olmuşlardır.
Bu gün ödenekli tiyatrolarımızın başında gelen Devlet Tiyatroları, Türk tiyatro yaşantısının mihenk taşı durumundadır. Devlet Tiyatroları'nın yaşadığı buhran, aynı zamanda Türk tiyatrosunun yaşadığı sorunların da yansımasıdır. Özel tiyatrolar maddi sorunlar nedeniyle birbiri ardına kapanıyor; belediye destekli ödenekli tiyatrolar politik oyunlara alet ediliyor ve Devlet Tiyatroları seyircisiyle buluşmayan, çoğu zaman Devlet Tiyatrosu kalitesine uymayan, zorunluluk ve acele ile kotarılmış eserler sahneliyor. Bunun en güzel kanıtı ise artık tiyatroya sırt çevirmeye başlayan seyircidir. Tiyatrolar, on iki milyon nüfuslu şehirlerimizde 150-350 kişilik salonları dolduramıyor. Tiyatromuzun özelleştirilmesinden çok özerkleştirilmesi, işlevselleştirilmesi gerekmektedir. Bir an önce çıkarılacak Tiyatro Yasalarıyla da özel-amatör tiyatrolar desteklenerek üretimlere yeni ufuklar kazandırılmalıdır.27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününe yaklaştığımız şu günlerde tiyatro emekçileri seslerini biraz daha yükseltmeleri gerekmektedir. Ülkemizde her alanda yaşanan kısır döngülerin bir faturasını da tiyatrolar ödemek durumunda bırakılmaktadır.Tiyatroya gereken önemin verilmesi için tiyatro derneklerinin birlikte düzenlemelerini oluşturarak daha güçlü bir şekilde yansıtmaları zorunludur.27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününü şimdiden kutluyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Yaşasın Tiyatro ve Tiyatro’ya Emek Verenler...

CUMA BOLAT
BARIŞ MANÇO KÜLTÜR.MRKZ.SORUMLUSU
|