oyun eleŞtİrİlerİ


YAĞMUR SIKINTISI

Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde  

İstanbul teslim olmuş beyaza .....Bense, kendini bembeyaz bir  rüyaya teslim eden bir kadının hayatının nasıl kabusa dönüşebildiğinin seyrine koyuluyorum Haldun Taner'de..

Karlı bir gecede "Yağmur  Sıkıntısı" düşüyor içimize...

Emrivaki yapıp da tiyatroya götürdüğüm arkadaşlarım benim çatlak olduğumu hep düşünmüşlerdir ama bir kere daha emin olduklarını söyleyip durdular tüm gece..Bu soğukta ne işleri varmış tiyatroda?! Güzel vakit geçireceklerine inandırıp götürdüm onları da..Niyetim bu kara kışta, sanat ateşiyle yakıp kavurmaktı onları..

Salona girerken oyunun isminden konuyu tahmin etmeye çalıştık..Aslında hiçte zor olmadı..Duygusaldır muhakkak, zaten kadro da az, kadın erkek ilişkilerini konu almıştır; bir kadın ve iki adam, aşk çekilir aradan...Kasvetli bir hava hakimdir ve oyunculardan biri "yağmur yağsa da bu sıkıntı bitse" repliğini kullanacaktır illa ki..

Evet oyunun sonunda anladık ki hiç yanılmamışız...Oyundan çıkarken haykırmak istedim:

Evlilik miiii? Hayıııırrrrr!!!!

Oktay Rifat'ın yazdığı oyunu Erol Keskin yönetiyor. İnci (Hülya Karakaş) ve Arif (Kutay Kırşehirlioğlu) dört yıldır  evli bir çift ve biz onların monotonlaşmış hayatlarına tanık oluyoruz.Tipik bir karı koca resmi veriyorlar bize. Replikler ardı arkasına geldikçe aslında birbirlerini sevmediklerini ve hatta belki nefret ettiklerini anlıyoruz. Kadın sadece ilgi sevgi, şevkat, aşk bekliyor bir zamanlar sevdiğinden. Erkek ise kendi dünyasında, gözünü para hırsı bürümüş bir adam. Küçük çıkarları için büyük oyunlar peşinde..Kadını sadece yanında resim olarak taşıyor. Eşi misafirlerini ağırlasın, ev işlerini görsün, iş arkadaşlarının karşısında estetik dursun, göze hitap etsin vs...Dünyası para olmuş adamın. Ve tek derdi de kadına rahmetli annesinden kalan evi satıp parasını almak. Yani; Paragöz Adam-Hizmetçi Kadın..

Evliliklerinin dördüncü yılında aslında tamamen ayrı dünyaların insanları olduklarını anlıyorlar.. Ve İnci itiraf ediyor, Vedat (Hakan Arlı) ile olan ilişkisini...İşte bu andan sonra değişiyor monoton hayatları...

İnci aslında kanımca bir çok kadının iç dünyasını gösteriyor bize. İstediği sadece sevmek ve sevilmek..Aradığı ilgiyi, o masum aşkı Vedat'ın kollarında buluyor. Bu sürede eşinin evrim geçirdiğini, tamamen farklı bir kişilik olduğunu görüyor.

Kadınlar aslında ne ister ? Erkeklerin neler düşündüğünü kim, nasıl bilebilir ? Erkekler ya da kadınların hayatlarını bir imza, nasıl bu kadar değiştirebilir.İmzadan önce ve imzadan sonra...İşte bunlara tanık oluyorsunuz bu oyunda.

Bir erkek düşünün ki eşine şöyle hitap ediyor ;

"Posa olmamaya bak, yoksa kapının önüne koyarım seni..."

Gerçi Arif' in kullandığı diğer cümleler de hala aklımda..  "Çay neden hala hazır değil, İnci ?,çay koy İnci, ütümü yap İnci , ceketimin düğmesini dik İnci...Çay koy,,,çay çay çayy!!!"

Mutsuz bir kadın...İç dünyası çökmüş durumda. Sevgilisi Vedat'ın da onu aldattığını öğrenince yaşam onun için anlamsızlaşıyor..Eşinin de baskısıyla sonunda intiharı seçiyor. Aşkı yaşatıyor bize de..Ama fazla sessiz..Bir kadın hiç mi bağırmaz , çıldırmaz , sesini yükseltmez, kriz geçirip de ağlamaz... Ne bilim belki öyle kadınlar da vardır ama görmek istediğim kesinlikle delilik sınırında bir kadındı... İnci kendi içine dönük ,inatçı olmayan kendine güveni kalmamış ezik bir karakter, ama  aynı kadına hem kocasını hem de sevgilisini kaptırmış biri daha çok isyan edermiş gibi geldi bana.. Kutay Kırşehirlioğlu ise tam bir kocaydı..Çok hakimdi oyuna ve rolüne..Kahkahalarına bayıldım. Beni rahatsız eden tek nokta ise seyircilerin gözünün içine baka baka oynaması..O zamanlar da 'işte' diyorum 'bunun oyun olduğunu onlarda biliyor'. Diğer yandan, bir erkek karısının kendisini aldattığını öğrendiğinde nasıl sakin kalabilir, ortalığı nasıl birbirine katmaz. Bunları yapmıyorsa yüzüne tükürüp çekip gitmesi gerekmez mi? Ne yapar bilmiyorum ama ilk etapta orada öylece oturup, hikayeyi tümüyle, en ince detayına kadar dinlemek istemez gibi geliyor bana. Karısını sevmese de erkeklik gururu buna müsade etmez..Vedat rolündeki Hakan Arlı ise temiz bir oyunculukla varlığını hep hissettirdi.

Aslında asıl değinmek istediğim dekor..Çünkü oyunun müziği ya da ışığında farklı bir yön yoktu. Ama dekor öyle sadeydi ki..Farklıydı...2 tabure, ortada bol çekmeceli bir masa,bir yastık,ve geri planda birkaç bölmeden oluşan dönmedolabı anımsatan bir düzenek..Maalesef  salona girerken sahnede perde olmadığı için dekor öylece ortadaydı..Ne nedir acaba diye düşün dur, işin yoksa...

Dekora dönersek..

İlk başta şeffaf olarak tasarlanan gazete ve dergiden bahsetmek istiyorum..Haberler günümüz Türkiye'sinden olabilir bence...Kaldı ki gündemdeki sorunlarımız hep aynı,yıllar var ki çözümlenemiyor.Bence haberler şeffaf olmalı diyor reji.Yani taraflı habere hayır.Sonra çok çekmeceli o masanın amacı , evlilikle birlikte belli bir düzene giren hayat olmalı. Her şeyin yeri belli. Her şey ellerinin altında. Ama zeytin, peynir için baktığı çekmeceye,ilaç içinde bakması beni rahatsız etti.Kadın bütün gün evde ve herşey elinin altında neden mutsuz olsun ki ? mesajı vardı bence masada.Ama en çok beğendiğim ise kadının iç dünyasını yansıtan arkadaki düzenek.Farklı düşüncelerde dolanırken,ruh halini farklı farklı yansıttı Hülya Karakaç..Kadın  düzeneğin içinde döndükçe ve Vedat la konuştukça, Arif sinirlendi "kendi kendine ne söylenip duruyorsun "diye.Vedat sahnedeydi ama Arif onu görmüyordu ,biz İnci'nin yaşadıklarını bize gösterdiği sahneleri görüyorduk orada.

Dekorunu beğendiğim oyunda keşke dedim kadın kocasını aldatmasaydı da sahnede duran Vedat, Arif in gençlik yılları olsaydı..Yani İnci başka bir adama aşık olmuştu ve o adam yıllar içinde değişmişti. Şimdi ise eskiyi özlüyordu.Sonunda yine intihar edecekse etseydi ama başkasına gitmeseydi...Aldatmaya karşıyım nedeni ne olursa olsun...Önce sorununu çöz, çözemiyorsan ayrıl. Belki bu kadarı yeter tekrar hayata başlamak için, illa ki başka birinin olmasına gerek yok. Bence bir erkeğin çok para kazanma hırsı daha masum kalıyor, kadının erkeğini aldatmasının yanında...

İnci habire tekrarlıyordu oyun boyunca "Hava çok sıkıntılı ,ah bir yağmur yağsa rahatlasak"...Beklediği yağmur hiç yağmadı..Havanın sıkıntısı boğdu İnci'yi kendi karanlığına..

Perde arasında herkes aynı şeyi konuşuyordu..Evlilik aşkı öldürüyor mu ? Evli olanlar,olmayanlar, evlilikten dönenler, feministler, dili yanmış olanlar hep beraber izledik oyunu...Ve sanırım hepimizin görüşü aynıydı : olabilirliği çok yüksek bir oyun bu..

Bu oyun evlilik hakkında düşündüğüm herşeyi doğruladı neredeyse...Ne kadar şanslıyım, henüz bekarım...

Salondan çıkarken ise dilimde başka bir şarkı vardı

Yağmur yağğğsaa uykum kaçsaaa
Bir kuşş konsa bady parmağımaaa
Ağlardımm bir başıma...

Bu arada bir de karar aldım, bir daha sehir tiyatrolarının oyununa zorla arkadaşlarımı götürmücem.. Sıkılmıştı bizimkiler...Kestane ısmarlamasam konuşmayacaklardı benimle.

Gidin görün. Hele ilişki yaşayanlar beraber gidin eşinizle...Tabi yüzleşmeye gücünüz varsa...

Neşe GÜVEN
26.01.2006


Seyirci Yorumları

Gamze 26.01.2006
Şuana kadar şehir tiyarolarında izlediğim en kasfetli oyun diyebilirim.Yağmur yağmadan önce hava nasıl sıkılırsa oyun boyunca bizde öyle sıkıldık.Dekora gelince ne anlatmak istediklerini oyun boyunca dönme dolapta dönen adamın ne yapmak istediğini bizde çözemedik

Canan Özdemir 27.01.2006
Bu oyunu izlemedim ama yazından sonra en azından şu arkadaki dekoru(dönmedolabı) görmek için muhakkak gidicem:) Ayrıca her evliliği bu oyundaki gibi görmek sadece bekarların bahanesi olabilir.Keyifli yorumların sayesinde tekrar sıkı bir tiyatro izleyicisi olacağım galiba.Diğer oyunlarla ilgili yorumlarını merakla bekliyoruz.Selamlar...

Galip Özbek 01.02.2006
ben yağmur sıkıntısını izlemedim ama izlemiş kadar oldum bayıldım

Deniz Ayman 02.02.2006
İşte bu yüzden ben tiyatroya giderken hiç bir arkadaşımı yanıma almıyrm. Yalnız gittiğim zmn "Ya arkadaşım beğenmezse..." gibi sendrom da yaşamıyrm.

Güray 19.03.2006
Yaratıcılıktan ve ruhtan uzak kalıplara dayanmış bir oyunculuk sembolik anlatımın getirdiği yapıyla taban tabana zıt.oyuncu ne oynadığının farkında değil sanki öyle bir boşluk var sahnede.işlevli kullanılabilecek bir dekor demir yığınının ötesine geçemiyor malesef.sarsıcı oktay rıfat yapıtı seyirciyi soğutmaktan başka işe yaramıyor.

Bu eleştiriye siz de yorum yazın!




Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş17



 


 
 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim