oyun eleŞtİrİlerİ
SEN OLMASAYDIN

Yazan : Uğur Uludağ
Yöneten : Cem Özer
Oyuncular : Cem Özer (Kerem), Nurgül Yeşilçay (Şirin), Gülden Avşaroğlu (kapıcı, psikoterapist)
Dekor : Hakan Yarkın
Kostüm : Esra Bıyıklılar - Başak Kozan
Çok uzun zamandır Hadi Çaman Tiyatrosu'na gitmemiştim. Oysa bu aralar sık sık uğruyorum Nişantaşı'na. Ne yalan söyleyeyim, bilinçli bir tercih değildi; denk geldi; girdim geçen akşam Sen Olmasaydın adlı oyuna...
Aaa Hadi Çaman Tiyatrosu makyaj tazelemiş.
Aslında mekan için "estetik ameliyat geçirmiş" demek daha doğru olur. Mustafa Sarıgül'ün katkılarıyla (plakette ve etraftaki muhtelif panolarda ısrarla doğrudan isim yazdığına göre "belediyenin değil kişisel katkısı" diye düşündüm ama öyle değil sanırım) salon baştan aşağı yenilenmiş. Koltuklar, sahne, parkeler hepsi pırıl pırıl. Tiyatroya verilen değerin somut bir göstergesine tanık olmak isterseniz, hangi oyun olduğu farketmez, gidin (fuayeyi değil ama) salonu bir görün, derim.
Yalnız bu salondaki arkaya doğru eğimi yükselen değil - tam tersine - düşen koltuk yerleşimini benimseyemedim. Bu yerleşime uygun olarak sahne de biraz yüksekte tutulunca oyun boyunca "Ayak Bacak Fabrikası" çağrışımlarına engel olamıyorsunuz. Ben dördüncü sıradan izledim ve artık Cem Özer' in ayakkabı numarasını ezberlemiş durumdayım. En arkadakilerin görüş hizasında ise doğrudan giren yer ise sahne değil sofita olsa gerek.
Bir kuş! Bir uçak! Hayır Superman! Yok, o da değil! Bu bir nedir yahu?
Sergilenen gösteri klasik anlamda bir "tiyatro oyunu" değil. Zaman zaman kasıklarımı tutarak gülmeme karşın Sn. Özer' in oyun içinde yedirmeye çalıştığı gibi "interaktif komedi" hiç değil (onun ne olduğunu merak edenler Haldun Taner'in Ayışığında Şamata' yı okuyabilir, bulurlarsa izleyebilirler). Ağzımda kalan lezzet, daha çok, araya birkaç yabancılaştırma efektinin fazlaca ekleştirildiği bir sit-com. Gibi.
Oyun temelde iletişimsizliğin had safhada olduğu bir kadın-erkek ilişkisi üzerine kurulu. Erkek ve kadın zaman zaman gerek rolleri değişerek, gerek birbirilerinden bekledikleri (ni sandıkları) rollere girerek "nasıl düzeltebilirdik?" sorusuna yanıt arıyorlar. Çağlar boyu süregelmiş "ne seninle ne sensiz" durumunu eğlenceli bir biçimde irdeliyorlar. Bu irdeleme biri bismillah girişte olmak üzere 2 adet fıkra, 6-7 episod (!) komedi, çeyrek porsiyon stand-up, 2 sahne de dram olarak harmanlanıp iki bölüm halinde servis ediliyor. Episodik yaklaşımla hazırlandığı belli olan oyunda belki dramatik bütünlük aramak çok doğru değil ama bir yerden sonra "tez"i bırakın, ana fikri hatırlamakta güçlük çekiyorsunuz.
Aslında oyunun konusunu eğer gazetelerden okuduysanız biliyorsunuzdur. Zaten başka türlü bilmenize de pek imkân yok. Çünkü broşüründe veya afişinde bu bağlamda muğlak bir iki ifadeden başka bir şey yer almıyor. Hatta oyun broşüründe Cem Bey ve Nurgül Hanım dışında bir bilgi aramayın, üzülürsünüz (Abarttığımı düşünenlere mini anekdot: Oyunda bir üçüncü kişi olduğunu, kendisini sahnede gördüğümde öğrendim. Gülden Avşaroğlu adını çıkışta fuayede seyircileri geçiren tiyatro görevlisine sorarak öğrenebildim.)
Ufak bir uyarı: Esprilerin bir çoğu belden aşağı, hatta kimi zaman mideyi zorlar nitelikte. Ama Cem Özer'in şirinliği, sıcaklığı ve espri satma becerisi ile yenir yutulur hale geliyor. Zaten kadın-erkek ilişkisi konulu bir metinde cinsel ögeler olmaması düşünülemezdi.
Rol yapsak mı, yapmasak mı? Karakter yaratsak mı, tipleme yeter mi?
Cem Özer' in vakti zamanında (televizyon sevdasından önce) çok iyi oyunlarda iyi rollerle yer aldığı hep söylenirdi (Ben o zamanlarına pek yetişemedim). Bence oyunu başından sonuna sürükleyen bir performans gösteriyor. Oyunda Şirin' i canlandıran Nurgül Yeşilçay da benim tarzıyla farklı olduğuna inandığım bir oyuncu. Ancak oyun temelde nasıl bir yapıya oturacağına karar veremediğinden oyunculuklar bir yerde güzel görünse diğer yerde sırıtıyor.
Bence oyundaki en başarılı oyuncu Gülden Avşaroğlu'ydu. Canlandırdığı her iki karakter de tabii ki daha derinleştirilebilirdi ama neticede evveli sonrası düşünülmüş bütünlük içeren karakterlerdi.
Cem Bey ve Nurgül Hn.'ın canlandırdıkları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. "Herkesin özdeşleşebileceği tipler yaratalım ama bol yabancılaştırmalarla bezeyelim ki kimse alınmasın" yaklaşımının sonunda - özellikle Şirin karakterinde -yüzeysel tiplemelerde kalınmış. Oyun içinde Kerem ve Şirin zamanda ileri veya geri gittiklerinde orijinal karakterlerden hiç bir şey kalmamacasına farklı rollere bürünüyorlar. "Birbirini ve ilişkilerini farklı koşullarda sınayan" bir çift karakter yaratılmaya çalışılmışken "erkek kadın hiç bir koşulda anlaşamaz"ı anlatan birbirinden temelde farklı bir sürü "tip" dökülüyor ortaya.
Belki de o geceye ait bir şeydi ama özellikle Nurgül Hn'ın konsantrasyon düzeyi oldukça düşüktü. İlk perdede tam beş defa dili sürçtü ve bir defa da dekora takıldı. İkinci perdede erkeklerin cins olarak toptan aşağılanmasını kaldıramayarak "estağfurullah" şeklinde sahneye laf atan bir seyircinin arkasından da repliğini ancak üçüncü denemeden sonra hatırlayabildi. Bu kadar "tökezlemenin" normal olmadığını düşünüyorum. Oysa kendine yakıştırdığı rollerde çok çok başarılı olabildiğini bildiğimiz bir oyuncu ( Mesela bu oyunda en çok "agresif liseli kız" aklımda kalacak).
Ve diğerleri.
Müzik seçiminin başarılı olduğunu düşünüyorum. Kostümler de verilmek istenen mesajı yansıtmaya yardım eder nitelikteydi. Ayrıca oyunun yapısına uygun olarak sahne üstünde, seyirci karşısında değiştirilebilecek kadar da pratik hazırlanmıştı.
Kerem' in evini gösteren dekor da hiç fena değildi ve fonksiyonel olarak kullanılıyordu. Ancak kullanılan mobilyalar fazlaca büyüktü, sahnedeki oynama alanını daraltmıştı ve tam ön ortada sıcak noktada bulunan kocaman sehpa oyuncuların ayağına dolaşıyordu.
Son söz:
Eğer iki saat eğlenceli zaman geçirmek istiyorum ve bunun için de kişi başı 30 ytl vermeye razıyım diyorsanız veya iflah olmaz popülarite hayranlarındansanız oyunu izleyebilirsiniz. Ancak aynı konu mevcutta daha iyi tekst ve reji ile ve daha iyi oyunculukla sergileniyorken "haybeden gerçeküstü" bir bilet parası vermenin bence manası yok.
Enis BULCA
19.04.2006
Seyirci Yorumları
| Ahmet Kahraman |
21.04.2006 |
Bence bir oyun bu kadar güzel eleştirilebilirdi. Bence oyun eleştirme işini Enis Beyin daha sık yapması ve bizi yazılarından mahrum bırakmaması gerekir. Ben keyifle okudum.
|
| Kerime |
07.05.2006 |
ya aynı oyuna mı gittik biz sizinle.bence oyun tiyatro üzerinden yeni bir tartışma başlatacak kadar yenilikçi ve çok samimi.ayrıca oyunculuktan anladığınınz sadece dil sürçmesi olacakki nugül yeşilçayın benim izlediğim oyunda ne takıldı ne dili sürçtü ve muhteşem bir oyun çıkardı inanılmaz doğal oynuyo cem özerin ağladığı ve solo yaptığı yerler ne kadar samimiyetsizse nurgülün ağladığı yerler liseli ve erkek tiplemesi inanılmaz gerçekçi ve doğaldı.bence nurgül 29 yaşında olmasına rağmen ustalara parmak ısırtacak bir performans sunuyo.bu arada toplam 5 dk lık bence yapay bir oyunculuk çıkaran arkadaşı beğenmeniz çok enteresan.ya sırf eleştri yapmış olmak için eleştri yapanlara kılım abi ya.nurgül yeşilçayın oyunculuğunu derğerlendirmeniz de komik yani kendine yakıştırdığı dediğiniz liseli taklidi onu geç erkek halleri hiç bir oyuncu bu kadar samimi oynayamaz bence.ancak bu kadar olur yani.hele anlat istanbulda bir deliyi bile doğal oynamayıo becerdikten sonra bence türkiyedeki uluslar arası düzeydeki en iyi oyuncu
|
| Siz de Yorum Yazın... |
Seyirci Yorumları
Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş27