oyun eleŞtİrİlerİ





TRAINSPOTTING

UYUŞAMAMANIN UYUŞMAZLIĞI 

Üzerinde çok konuşulan, çok yazılan Trainspotting, şehrin arka odalarına birine çaktırmadan, çıplak gözle bakmak gibi bir şey.

Irvine Welsh'in romanından tiyatroya uyarlayan: Harry Gibson
Çeviren: Ani Haddeler Pekman
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Sahne Tasarımı: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarımı: Funda Çebi
Müzik: Baba Zula
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Yönetmen Asistanı: Ani Haddeler Pekman
Ses Teknisyeni: Emrah Erda
Kostüm Tasarımı Asistanı: Sibel Emre

Oyuncular
Mark: Tansu Biçer
Baba: Çelik Bilge
Tommy: Asil Büyüközçelik
Alison: İrem Erkaya
Frank: Ahmet Kaynak
Johnny Swanney: Yavuz Pekman
Simon: Nadir Sarıbacak

Çıplak Ayaklar Kumpanyası
Maral Ceranoğlu
Duygu Güngör
Emre Olcay
Mihran Tomasyan
Şebnem Yüksel

Resmeden
Nehir Çinkaya

Gözlerini kapat ve kendine bak. Dişlerini sık. Nefesini tut. 

Hepimizin arka cebinde bir adet  Trainspotting filmine bileti vardı üniversite yıllarında. O şekilde veya bu şekilde yolculuk notlarımız vardı birbirimizle paylaştığımız. Takıntılı olmak  zamanı gelince içimizde patlayacak bir saatli bomba gibi duruyordu elimizi attığımız her yerde. Saatler Trainspotting'di. Hepimiz bu filmi taşıyorduk bir yerimizde. Bir şekilde bulaştırıyorduk  Mark'ı, Tommy'i , Alison'u hikayemize. Unutmanın yolculuğuydu Trainpotting. Cüretkar fantezilerimizi, yasaklarımızı, aşklarımızı bu filmin yaşantımıza açtığı tünellere kapatıyorduk.

Bütün uçuşlar bilmem kaç feet... 

İnsanların kişisel efsanelerini sakladığı bu filmi, Işıl Kasapoğlu tiyatro sahnesine taşıyarak kendi dehasının uçuşlarının sınırsızlığını gösterdi. Trainspotting gibi bir vakaya canlı canlı şahit olacak yüzlerce insan dolu memleket. Sonuç; uykuyla uyanıklık arasındaki o meşum bulanıklık. Yönetmenin izlediğim diğer oyunlarında da yaşadığım o şey. "Tüm dünyayı gördüm ama söyleyecek bir kelimem yok" hissi.

Nefes kesen bir gerilim, insanı girdap gibi içine çeken sahne geçişleri, oyuncuların başarıyla ördüğü karakterler. Uyuşturucu denilen amansız bumerangın nereye giderse gitsin vurduğu insanların sahnede tuzla buz oluşunu izliyorsunuz. Yok oluşa bakıp zevk almak bu herhalde.

Tiyatro, sinema ve roman asla aynı dili konuşamaz. Bir sinema filmini tiyatroya uyarlamak,  bir oyunu sinemaya uyarlamak risklidir. Seyirci  beklediğini görmek ister. Sanatların farklı dil konuşması onu ırgalamaz ama Trainspotting daha en baştan film ile ilişkinizi kesiyor. Bu dezavantajı avantaja dönüştürmek önemli bir beceri. Yine de filmle karşılaştırmadan edemiyoruz. Ne de olsa asıl biletimiz film için. Bazı sahneler üzerimize çöktü, bu sahneler biraz daha törpülenerek anlatılsaydı belki bu yorgunluk olmazdı.

Oyunda küfür öğesi dozu kıvamındaydı. Küfür duydukça daha çok istiyorsunuz. Sahnede hikaye edilen batağa inanılmaz derecede gerçekçi bir fon oluşturmuş . Duman altı olmuş karakterlerin en net vuruşu bu anlardı.

Acının ve yaşadığın yerde olamamanın hissini bu kadar güzel veren oyuncuların oyunculuk gücüne şapka çıkardık. Dalgalanmalar, sakinleşmeler, çıldırışlar,  bir şırınga ile kaynayan nevrozlu ruhlar. Tüm karakterler ne olduklarını inanılmaz bir durulukla gösterdiler seyirciye.

Baba Zula'nın elektronik müziği Pendor ve Kırkbeşlik gençliğine atıfta bulunur cinsten tanıdık geliyor insana. Bira ve sigara kokusunun sarmalında kalıyorsunuz bir an. Buhran altındaki ruhların üstüne düştüğü en ideal perde olmuş Baba Zula'nın şehirli türküleri.  Müzik gibi diğer bir doğru seçim de; Çıplak Ayaklar Kumpanyası. Gerilimi, tutkuyu, acıyı dile getirme konusunda oldukça başarılıydılar. Vücut dilinin cömertçe sahnede konuşması bu olsa gerek.  Uyuşmayı başka hangi bedenler böyle güzel anlatır ki?

En Dahiyane Dekor

Bence oyunun en güçlü rakibi dekordu. Muhteşem bir fikir. Üç tane beyaz pano, Baba Zula'nın müzikleriyle sahneye  Nehir Çinkaya giriyor, başlıyor resmetmeye. Her an, her söz, her küfür bir fırça darbesi. Her darbe hayat denilen resim, resim hayat kadar renkli ve karmaşık.  Oyunun sustuğu anlarda fırçanın tuvale değişindeki hışırtı içinizi uyuşturuyor. Hayat duruyor, oyun duruyor ama resim durmuyor.  Oyundaki insanların hayattan kopuşlarına, oyundaki hayatların kesintiye uğrayışlarına inatla direnen tek öğe dekordaki resmetme olayıydı. Hayatın sürekliliğine gönderme yapan bir fikir gibiydi bu.

Daha başlamadan çok konuşulan Trainspotting için söylenecek çok şey var ama gelin görün ki o his kelimelerinize el koyuyor. Bu tarz farklı projelerle Türk Tiyatrosu renkleniyor. Koca Mustafa Paşa diyarında bu tarz hadiseler vuku buldukça mahalle şenleniyor.

A. Sami Özbudak
27.04.2006


Seyirci Yorumları

 

İklim Güneş 29.01.2007
Yeterince sarsıcı olan konusunun yanısıra oyuncuların performansı(özellikle Tansu Biçer)Baba Zula'nın müzikleri eklenince oyun daha bir sarsıcı olmuş.İzlerken +18 sınırı olmasının yerinde verilmiş bir karar olduğu anlaşılıyor.Ayrıca oyundaki gelgitleri duygu yoğunluklarını yaşatırcasına resmeden Nehir Çinkaya' yı da unutmamak lazım.
 İlk Yorumu Siz Yazın...



Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş29



 


 
 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim