oyun eleŞtİrİlerİ



SİZ NE DERSİNİZ
 

"Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı"nı oğlumla beraber bayram öncesi kutlayalım istedik. Büyük kentte ne yapılır? Ekonomik olanaklarınız kısıtlıysa, yapacaklarınız da sinirlidir. Şansınızdan hava iyiyse, değmeyin keyfinize. Parklar, çarsılar dolaşılır, bir yerde ucuzundan yemek yenir, aksam evin yolu tutulur. Ekonomik olarak cebiniz iyiyse, hayalleriniz siniri zorlanır. Bir de kendini bilmek vardır. Sanatla biraz içli dışlıysanız, aklınıza sinema ya da tiyatro gelir. Biz tercihimizi tiyatrodan yana kullandık. Ne de olsa, hafta nedeniyle giriş bedava... Çoktandır, oğlumla eli yüzü düzgün bir oyun izlemeyi planlıyorduk. Ve oyunumuzu seçiyoruz. "Şinasi Sahnesi"nde "Siz Ne Dersiniz".

Zorla kötü oyun!

Davetiye dağıtımını, hafta nedeniyle büyük bir alışveriş mağazası üstlenmiş olsa da, tiyatro görevlileri davetiyemizi sormadan bizi mutlu bir şekilde içeri alıyorlar. Sıcak bir tiyatro ortamında, salonun yarısından fazlası bomboş. Ben bos koltuklardan; oğlum, tiyatro ortamında bulunmaktan cani sıkkın. Kendimi bos verip, nedenini soruyorum. Oğlum haklilik payı olan olumsuzlukları bir çırpıda sıralıyor. Okullarina çok kötü ve basit oyunlar geliyormuş. Anaokulu  çocuklarının izlemesi gereken oyunları, idareciler zorla izlettiriyorlarmış. Bunlar o kadar kötüymüş ki, seyredince aptal
yerine konduklarını hissediyorlarmış. Dekor, kostüm, ışık olmadığı gibi, oyuncular da çok kötü oynuyorlarmış.  Kendilerinin sınıfta hazırladıkları gösteriler bile, gelen gruplardan daha iyiyiymiş. Oğlumun olumsuzluk nedenleri, yabana atılacak cinsten değiller. Ben, ikna etmeye çalışıyorum. Dilim döndüğünce, okullarına gelen grupların, para kazanmak için ehil olmayan kişiler olduğunu, tiyatro eğitimi almadıklarını, hatanın okul idarelerinde olduğunu, bunlara tiyatrocu denilemeyeceğini, tüccar zihniyetliler olduğu için yaptıklarının da uyduruk şeyler olduğunu... Aslında, okul idarecilerinin bunları okullarına almamaları, öğrencilerine tiyatro izlettirmek istiyorlarsa; Devlet Tiyatroları'yla iletişime geçmeleri, daha önceden ve biraz sonra göreceği gibi para kaygısı olmadan her şeyin yerli yerinde düşünüldüğü, oyunları bu sahnelerden seyretme olanaklarının var olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Sözcükler birbirini kovalarken oyun başlıyor.

Baba oğul, bas başalığımızın, keyfine diyecek yok. Işık, kostüm -dekor olmasa da dekor parçaları var- müzik, dans... Eh, iyi bir giriş olmasa da idare eder. Giriş sahnesi bitip diyaloga geçince, ayni rahatsızlığı duymuş olacağız ki, göz göze geliyoruz.

Ve kabus başlıyor...

Önce, yanılıyoruz diye kendi kendimizi teskin etmeye çalışırken; ikinci sahnede ötmeye başlayınca, mikrofon kullanıldığının ayırdına iyice varıyoruz. Ve bundan sonra kabus başlıyor. Cizirdayan, gidip gelen, alçalıp yükselen ve mekanik ses tınısıyla tiyatronun doğasına aykırı, estetik ve sanatsal kaygıdan uzak ne için kullanıldığı belli olmayan mikrofonlar, bir oyunluk mutluluğumuzu kabusa çeviriyorlar. Oysa ben, oğluma tiyatro adamı Turgut Özakman'ın; "Tiyatro, insani insana insanca anlatan sanattır." tanımını defalarca söylemiş ve oğlum küçücük yaşında bu tanımı ezberlemişti. Anladım ki, oğlumun bildiğini, tiyatroyu meslek edinenler daha bilmiyorlar. Defalarca oyun izlediğim, bu tiyatro sahnesinde -zerrece sanatsal katkısını görmediğim gibi götürdüklerinin çok daha fazla olduğuna inandığım- niçin, ne amaçla ve ne akla hizmetle mikrofon kullanılmıştı? Kullanılma gerekçelerini bilmesem de; oyunu izleyenlere eziyete verelim içeriğinden, yüzde yüz başarıya ulaşmışlar.

Sıkıntılı anlarda insanların akıllarına müthiş fikirler gelir ya, benimde aklıma böyle bir fikir geldi. Devlet Tiyatroları'na yabana atılmayacak bir öneri! Fikir benim olsa da, patent alma hakkini kendilerine veriyorum. Yalnız, reklam payından
hissemi isterim! Bu kadar izleyiciyle, salonla uğraşacağınıza, olanaklarınızı platolarda toplayıp VCD, DVD çekip gişelerinizde satın. Göreceksiniz daha zahmetsiz ve karlı işler yapmış olursunuz. Buna tiyatro denmez diyecekseniz, benim ve oğlumun insan sesi duymak isteğimize saygı duymanızı istiyoruz, sessiz kalabalıklarla birlikte. Zaten mikrofon takanlar kendilerini tiyatrocu değil, "Stand up"çı olduklarını, gösteri yaptıklarını açık yüreklilikle söylüyorlar. Kimsenin bir dediği de yok. Mikrofon kullanımınız sanatsal bir gereklilikten ileri gelmiyorsa -olması imkansız- sesi iletmek adına yapılıyorsa, diğer oyunlar ayni sahnede nasıl oynanıyor? Böyle bir ihtiyaç olmuş olsaydı, opera, orkestranın varlığını neden gösterip sizden önce bu yolu denerdi. Tabii o zaman da opera olmazdı. Asal öğenin yok edildiği bir sanat dalının varlığından söz edilemez.

Bu olumsuzluktan sonra, oyunun içeriğine, biçimine yönelik bir şeyler söylemek, bu topraklar üzerinde kalıtları asırlardır dimdik duran, tiyatro yapılarına ve o anıtlarda tiyatro sanatını gerçekleştirmiş olan nice isimsiz gerçek tiyatro insanına ve emeklerine hakaret etmiş olurum.

Utku ÖZDEMİR
05.05.2006


Seyirci Yorumları

Selim Kaliç 07.02.2006
SIZ NE DERSINIZ UTKU BEY!


Sayin Utku Özdemir  5  mayis 2006 Cuma günkü yazdigi yazida 23 Nisan Ulusal egemenlik ve çocuk bayraminda ogluyla beraber Ankara DT de çocuk oyunu izlemis . Davetiye DAGITIMINI büyük bir  ALISVERIS magazasi üstlenmis . Utku bey ve oglu da bu ALIS-VERIS magazasinin verdigi davetiyelerle girmisler oyuna .

Salonun yarisi bosmus, baba bos koltuklara ogul da Tiyatro ortamina sikilmis . Baba ogluna neden sikildin diye sormus .Oglu da , aslinda okullara gelen tiyatrolarin çok kötü oldugunu, ama okul idarecilerinin zoruyla bu oyunlari izlediklerini, oyunlari hiç begenmediklerini ,hatta kendilerinin aptal yerine konduklarini düsündügünü söylemis Baba da ogluna hak verip onlarin aslinda ehil ve egitimli insanlar olmadiklarini ,bu isi para için yapan Tüccarlar oldugunu , aslinda okul idarecilerinin DT ile anlasip DT oyunlarini izlettirmeleri gerektigini söylemis .

Sonrada DT de oyunu izlemeye baslamislar . Aman tanrim! o da ne ? oyun baslamis ama mikrofon cizirtisi rahatsizlik verecek boyuttaymis , DT nin egitimli EHIL , ASLA PARA KAZANMA KAYGISI gütmeyen oyunculari mikrofonla oyun oynuyorlarmis , üstelik hepside birer STAND-UP çi gibiymis . Vah,vah , vah ki ne vah .

Sonra Utku beyin aklina dahiyane bir fikir gelmis .Degil mi ki çocuklari Tüccar zihniyetli ehil olmayan kötü tiyatrolardan kurtarmak gerekir . Asla ,telif hakki bile düsünmeden DT ye "Salonla izleyiciyle ugrasacaginiza  büyük platolar kurun , bu platolarda VCD-DVD formatinda oyunlar çekin ve giselerde satin, böylece daha ZAHMETTSIZ ve KARLI  isler yaparsiniz" önerisini sunmus  .

Sayin Utku bey ; DT oyunculari maasli memurdur , DT de bir koltugun Devlete maliyeti 60 YTL dir . Okullara gelen "Tüccar kafali , kötü tiyatrolar" oyunlarini 1 yada 2 YTL ye oynarlar , bu paranin bir kismini  da okula verirler . Bu oyunlara okulun kapasitesine göre 400 ile 700 arasinda çocuk gelir . Simdi soru su bu paranin hepsi KAR olsa ne olur . (Üstelik bu parayi 2 yada 3 seans tan sonra kazanirlar )

Simdi gelelim isin EHIL ve Egitimli kismina . Sizin yazinizda  belirttiginiz gibi tirnak içinde egitimli ve ehil , para kazanma kaygisindan uzak DT oyunculari da " KÖTÜ" isler yapabiliyorlarmis demek . Tipki okullara gelen tirnak içindeki Ehil ,egitimli olmayan , Tüccar kafalilar gibi .

Ya dahiyane önerinize ne demeli . Hani platolar kurup VCD-DVD çekip KARLI isler önerinize . VCD- DVD tiyatronun karsiligimidir . Sizin gibi sanatla içli disli olan birisinin ki bunu siz söylüyorsunuz  .  Kötü örnek karsisinda Tiyatroyu, salonuyla , seyircisiyle bir kenara atip VCD - DVD izlemeyi önermek miolmalidir .

Gelelim Finalde ki cümlenize . "Bu topraklar üzerinde kalitlari asirlardir dimdik ayakta duran tiyatro yapilarina ve o anitlarda tiyatro sanatini gerçeklestirmis olan nice isimsiz gerçek tiyatro insaninin  EMEK lerine hakaret etmis olurum."

Eh yeterince hakaret ettiniz zaten . O anitlarda tiyatro yapanlarin kimler oldugunu saniyorsunuz . DT den maasli, egitimli ve ehil insanlar mi ?

Bu DT seviciligi yeter artik . KÖTÜ  kim yaparsa yapsin KÖTÜDÜR.

Sitelerde , Ostim de ve daha bilumum sanayi bölgelerinde Isçiler 1 yada 2 YTL karsiliginda KÖFTE /EKMEK yiyerek karinlarini doyururlar .Ama ayni yerlerde ayni KÖFTE /EKMEGI 5 yada 10 YTL ye yapip satanlar ve o satilani YIYENLER de var .

Ama size bir sey söyleyeyim mi  çogu zaman o kötü, pis tezgahlarda öyle güzel KÖFTE ler  piser ki , 5 yada 10 ytl ye yediginiz köfteler dahi o lezzeti veremez .

Siz ne dersiniz UTKU BEY !

Selim Kaliç
Amatör tiyatrolar birliği II.başkanı

Siz de Yorum Yazın...




Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş33



 


 
 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim