oyun eleŞtİrİlerİ
KOZALAR
(İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları)

Yazan : Adalet Ağaoğlu
Yöneten : Hülya Karakaş
Dekor - Kostüm Tasarımı : Zuhal Soy
Dramaturg : Hatice Yurtduru
Müzik : Nazan Öncel
Görsel Efekt Tasarımı : Hülya Karakaş
Işık Tasarımı : Zafer Çıtak
Efekt Tasarımı : Cihan İhsan Aydoğdu
Yardımcı Yönetmen : Yonca İnal
Asistanlar: Cem Uras, Esra EDE
Dekor Realizatörü :Hülya Genç
Kostüm Realizatörü : Onur Uğurlu
Işık Uygulama : Ceyhun Ergün
Efekt Uygulama : Cihan İhsan Aydoğdu
Görsel Efekt Uygulama: Özgür Yaşar İşler
Sahne Teknisyenleri : Sefa Demir, Erdoğan Karakuz, Yunus Yüzbaşıoğlu
Aksesuar Sorumluları: Fazlı Özkan, Serkan Dağdelen
Sahne Terzisi: Emine Onur
Kuaför: Kadir Ural
Fotoğraflar: Nesrin Kadıoğlu
Oyuncular:
1.Kadın : Ayşen Çetiner Sezerel
2.Kadın : Oya Palay
3.Kadın : Şenay Saçbüker

"Gidelim buralardan, dayanamıyorum!"
Bir değişiklik yapıp oyunun sonundan başlamak istiyorum bu eleştiriye (ki yüreği kaldıramayacak olan şimdiden okumayı kesip başka sayfaya geçsin). Şunu gözünüzün önüne getirin: Cılız bir alkışa üç defa selam verilmiş, perde yavaşça - niyeyse - gitmemekte ısrar eden üç oyuncunun üzerine üzerine kapanırken sahnenin gerisindeki projeksiyon perdesinde Nazan Öncel'in o çok sevdiğim şarkısının klibi seyircinin hislerine tercüman olmakta: "Gidelim buralardan, DAYANAMIYORUM!"
Şimdi filmi geriye, yaklaşık bir saat 15 dakika öncesine sarıyorum:
Oyun Program Kitapçığı
Oyun başalamadan elime aldığım program kitapçığının kapağında üç "havalı" kadın var. Şıpıdık ama şık terlikler, kocaman sallantılı takılar, uçuşan etekli elbiseler ve annemin songençliğinin saç stilleri: Pek 1970'ler üç kadın... Umursamaz ve kendini beğenmiş bir eda ile kötücül bir örümcek ağının önünde (veya üzerinde) yürüyorlar. Genel hava bu: Umursamazlık.
Sizi bilmem ama "koza" denince benim aklıma gelen ilk çokayaklı küçük yaratık ipekböceğidir. Ha bir de yün yumağına da koza dendiğini duymuştum (ki oyunda boool bol bu yumaklardan kullanılmış. Hem de ne amaçla! Azzz sonra). Ama örümcekler de koza örermiş. Hem de yuvasını yapmak için.
(Ha bu arada, örümcek, ağ falan demişken. Artık şehir tiyatrolarının broşürlerine internet web adreslerini yazmasının zamanı gelmedi mi sizce de?)
İç sayfaların ilkinde üç güzel oyuncumuzun resimleri emeği geçenlerin adlarını süslüyor. Burada yazanları aynen yukarıdaki künyeye aldım. Şimdi, lütfen elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Verimli çalışan bir kurumda, bir perdelik ve üç oyunculu bir oyunda toplam 22 kişinin "teknik" işlerde adı geçer mi? Cehaletimi mazur görün ama, üç tane ev hanımının bir ev ortamında (üstelik minimalist ve hatta stilize bir ev ortamında) canlandırıldığı bir perdelik bir oyunda iki ayrı aksesuar sorumlusu ve üç ayrı sahne teknisyeni ne iş yapar? "Kostüm realizatörü" ünvanına ise söyleyecek söz bulamıyorum. Tasarımı yapılan giysiyi kumaştan üreten kişiye bizim dilimizde adıyla sanıyla "terzi" deniyor.
Broşürün ikinci iç sayfasında Adalet Ağaoğlu ve oyun tanıtılmış. Oyunun konusu ümit verici ve kapak resmini biraz olsun açıklıyor: Toplumsal bilinci gelişmemiş üç sorumsuz orta sınıf ev kadınının günlük yaşamdaki bir kesitinden yola çıkıp, genel bir sosyal sorun olarak topluma duyarsızlaşmayı ve bunun neticesinde kendini bireye, bireyin istek ve ihtiyaçlarına hapsetmeyi anlatmaya çalışan absürd bir oyun.
Üçüncü iç sayfada ise yönetmenin özgeçmişi, oyun hakkındaki yorumunu belirten birkaç cümle ve katkıda bulunan diğer sanatçılara bir teşekkür var.
Kalan iki dış sayfada ise yine üç güzel oyuncumuzun fotoğrafları var. (Şu ana kadar farketmedinizse söyleyeyim: broşürün yarısı üç oyuncunun fotoğrafları ile işgal edilmiş durumda. Aslında oyunda broşüre koyacak başka da bir şey yok sayılır ya.)
Dekor, Kostüm, Aksesuar, Işık
Perde açıldığında 4 kapıdan girilen ve arkasında kocaman bir projeksiyon perdesi bulunan bir oda görülür. Ev sahibesinin (1.kadın) birkaç dokunuşu ile içinde tıka basa yün yumakları (kozalar) bulunan cam sandıkların tepesi kaldırılarak kanepe, koltuk haline gelir ve ortam bir evin salonuna benzer. Sahnenin iki yanında bırakılan ve ikişer kapının açıldığı koridorlar "evin" diğer odalarına gider gibi görünür. Duvarlar örümcek ağını çağrıştırması beklenen (ama daha çok çılgın bir çamaşırcının ıslak çarşafları kuruması için mancınıkla duvara fırlatması sonu oluşan bir yapıya benzeyen) beyaz buruşuk kumaşlarla örtülüdür. Kapı eşiklerinin üzerinde seyirciden gizlenmeye çalışılmış ama başarılamamış makrame ip-ağlar görülür (Oyunun etkileyici olması beklenen son planında sadece üç tanesi oyuncular tarafından kullanılacakken niye dört kapılı bir misafir odası tasarlanmıştır, bilinmez). Daha ilk anda karşımıza çıkan bu görüntüden aslında oyunun genel durumunu özetlemek mümkün : İşe yarayabilecek bazı ince fikirler var ama uygulama bunu kaldırmıyor. Mesela menteşeli "koltuk arkalıkları" oyuncuların ufak bir çarpmasıyla yerinden kurtulup kapanabiliyor ve ilüzyonu bozuyor. (Dekor tasarımcısına ve "realizatör"üne selamlar).
Sahnenin orta gerisindeki projeksiyon perdesi, oyunun (ve sanırım yönetmenin yaklaşımının) gereği olarak dış dünyayı anlatmakta kullanılan televizyon ve (misafir iki kadının da içinden geçerek geldiği) dış dünyaya açılan kapı olarak iki farklı anlamda başarılı bir biçimde tasarlanmış.
Kostümler ve aksesuarlar frapan ama rüküş duruşlarıyla ve ayrıca taşıdıkları 1970'ler havasıyla oyuna tematik katkı açısından başarılı. Ancak üç oyuncunun da kostümleri (özellikle 3.kadını oynayan oyuncunun kloş etekli, dekoltesi derin elbisesi), kendilerinin kâbusu, salondaki erkek izleyicilerin ise rüyası haline geliverdi. Oyunun sonuna doğru bol bol seyirciye cepheden yere yüzükoyun yatmaları gereken oyuncular, ellerinde tuttukları yün yumaklarıyla dekoltelerini kamufle etmeye çalıştılar (Bkz fotoğraflar). Çabaları o kadar barizdi ki, hallerine acıdım (Eh o zaman kostüm "realizatör"üne de selamlar).
Oyuncuların tüm oyun boyunca ördükleri şal, dizdikleri boncuk vb. şeylerin, insanoğlunun toplumsal açıdan ne kadar umursamaz olursa olsun üretmeye duyduğu ihtiyacının simgesi olarak algılamayı tercih ediyorum. Aksi takdirde boşluk doldurması ve oyuncuların ellerinin boş kalmaması için yönetmen tarafından oyuna montajlandığını düşüneceğim ki bunu yapmak istemiyorum.
Simgelerin ağırlıklı kullanıldığı oyunda üç kadının yün kozalarını kendilerini hapsettikleri ağlarını yaratmada kullanmaları başarıyla uygulanmış bir ayrıntı. Ancak dünyevi ihtirasları simgeleyen objelerden sadece "kürk" hakettiği gibi kullanılmış. 2.kadının şalı ve çantası ile 1.kadının değerli tahvilleri içine koyduğu çanta aksesuar olarak biraz zayıf kalmış.
Işık tasarımı ve uygulaması oyundaki başarılı ögelerden. Sahneyi evin odalarına ayırmakta dekora çok yardımcı oluyor. Oyundaki kadınların kendi aymazlıklarının karanlığına gömüldükleri anlar, ev sahibesi 1.kadının çocuklarının kaçtığı delikten gelen umut ışığı, oyunun geneline hakim olan fazlaca simgesel anlatıma uygun ve iyi uygulanmış...
Eser, Reji ve Oyunculuk
Adalet Ağaoğlu, edebiyatımızın üretken yazarlarından biri. Kendisini bir romancı olarak daha fazla beğendiğimi söylemeliyim. Çoğu eseri toplumcu bakış açısını yansıtır. "Kozalar", bu yaklaşımını fazlaca gözümüze sokan bir anlatımı içeren bir oyunu bence. Absürd bir tarz içine "başöğretmen edasıyla" konmuş didaktik cümleler ve çoğu zaman zor anlaşılan simgesel ögeler, bir perdelik olmasına karşın oyunu sıkıcı bir hale getiriyor. Anlatılmak istenen konu her ne kadar derin olsa da oyunun içerdiği dramatik malzeme maalesef aslında bir skeç sergileyecek kadar anca var. Bir de oyunun yazıldığı dönemdeki "haberler"in ve kadınların kozası dışındaki dünyada yer alan olayların o zamanki haliyle neredeyse aynen korunması, eserin mesajının günümüze taşınmasını zorlaştırıyor.
Eldeki malzeme bu olunca oyunu hareketlendirmek, açmak ve seyircinin ilgisini canlı tutmak yönetmene düşüyor. Ancak yönetmen tam tersine muğlak simgelere ve oyunda ikinci planda kalması gereken dış ses ve projeksiyon görüntülerine yüklenerek daha da fazla muamma yaratıp seyircinin ilgisini dağıtmış (Bu arada şunu söylemekte fayda var: Küçük İskender, İskender Pala, Umur Talu ve Gaye Boralıoğlu'nun seslendirdikleri kendi metinleri ve Emre Buga'nın okuduğu haberlerle zenginleşen ekran üzerindeki görüntüler, gerek teknik açısından gerekse içerdikleri özgünlük ve canlılık açısından gerçekten oyunun önüne geçiyordu).
Özellikle yönetmenin dikkat dağıtan sahne kullanımına takılmış durumdayım: Neden ana alandan çıkan oyuncular sahnenin sağına soluna gidip cepheden hareketsiz poz veriyorlar? Niye oyuncular sürekli birbirlerinin yoluna çıkıp birbirlerini çekiştirip trafiği aksatıyorlar? Sahnenin yarısını kaplayan yerdeki boncuk işi çok mu gerekli? Oyunun sonunda oyuncular birbirlerini yün kozalarıyla hapsettiklerinde perde bunun üzerine kapansa daha etkili olmaz mıydı? İlle ortalık geçici olarak karartılıp kapı eşiklerinin üzerine gizlen(eme)miş ağlara oyuncuların asılması gerekli miydi?
Oyunun temposu da bana sürekli tekleyen ve acemi bir şoför tarafından kullanılan eski model bir otomobili hatırlattı: Dur, kalk, dur, kalk, kornaya bas uyansınlar, sonra gene dur, kalk, dur kalk! Oyuncuların durup durup seyirciyi süzmesi veya bağırıvermesi, seyircide istenen duygusal tepkiyi bence hiç mi hiç uyandırmıyor.
Ben oyunun ilk temsillerinden birini izledim. Oyuncular sanki bazı şeyleri tam oturtamamışlardı. Dekorla ve birbirleri ile etkileşimlerinde bir tedirginlik seziliyordu. Birbirlerinin laflarının üzerine çıkmalar, dil sürçmeleri, tekrarlamalar oldu. Yine de haklarını yemeyeyim, bu metin ve bu rejiyle iyi iş çıkarıyorlar. Özellikle 2.kadını oynayan Oya Palay tecrübesini hissettiriyor. 3.kadını oynayan Şenay Saçbüker ise oyuna enerjisini en fazla katan oyuncu.
Özetle:
İstanbul Şehir Tiyatroları her sene en az bir tane hayal kırıklığı yaratan oyunu repertuarına almayı başarıyor. Bu da onlardan biri. Biraz daha canlandırılırsa ve temposu artırılırsa belki izleyiciyi memnun edebilir ama tek perdelik olduğundan 50-55 dakikada biten bir oyun da verilen bilet parasına değmiyormuş gibi görünebilir. Ancak bu haliyle çıkışta en az on-onbeş seyircinin "Bir oyunun tek perde olduğuna hiç bu kadar sevinmemiştim" dediğine tanık oldum. İlgililerin bilgisine sunarım.
Yazan: Enis Bulca
16.11.2006

Seyirci Yorumları
| |
| Selçuk DURGUN |
28.03.2008 |
Hülya hocam sizi çok özledik..Ben geçen seneki
öğrenciniz Fevzi Çakmak'tan Selçuk..."TÖRE"adly oyunu çıkarmamıza yardım etmiştiniz.Her şey için sağolun |
| Duygu DEMİR |
11.10.2007 |
Ben de Kozaları geçen sezon izledim çok güzel bir
oyun.Benimde içinde bulunduğum çizgiötesi tiyatro topluluğu isminde bir
grubumuz var bu oyunu bu sezon da oynamayı düşünüyoruz umarım seyirci
bizim oynamamızı da beğenir herkese sevgiler. |
| Süheyla Nelen |
27.05.2007 |
| Kozalar oyununu izledim.Pam liselerarası tiyatro festivalinde bir okulu izleme olanağı buldum.Keşke tiyatro için yıllarını vermiş bu oyunun emektarları da izlediğim lise oyununu görebilselerdi.Şehir tiyatrolarında izlerken esnediğim oyunu tamamen farklı kurgusu ve yorumuyla işlemiş halini ayakta alkışladım.Bu alkış oyunculuğa değildi çok fazla açıkçası eksikleri var ama emekleri çok daha fazla.Oyun afişinden, broşurlerine, oyuna sonradan ekledikleri ve mimciler dedikleri hayatın temsilcilerine, danslarına kadar profesyonel çalışılmış bir oyundu.Üsküdar Kız Meslek Lisesinin bu oyununu özellikle şehir tiyatrolarını izledikten sonra görebilmenizi çok isterdim.Bazen herşey profesyonellik değildir. Biraz emek te gerekir.Saygılar. |
| Almila Can |
02.05.2007 |
Ben ve arkadaşım dönem ödevi için bu tiyatroya gittik, güzel bir tiyatroydu bana göre bazı kötü yerleri de tabiki vardı ancak ben daha çok bize vermeye çalıştıkları ince ayrıntıları ve mesajları beğendim bir çok kişi tiyatrodan sonra kadınların kendilerini iple sarma sahnesini saçma buldular ama bence en güzel yeriydi oyunun çünkü bana göre orda vermek istedikleri mesaj,ülkemizdeki bir takım kişilerin ve kötülüklerin de tıpkı bir örümcek ağı gibi yavaş yavaş saracağını belirtmek istemişlerdir.Tabi oyunu herkesin izleyiş ya da görmek isteyiş açısı farklıdır bence yorumları yazarken arkadaşlar oyuncuların ya da oyunun nasıl göründüğüne değgil oynarken bize vermek istedikleri mesajlara dikkat edelim.Ve bence ülkesine önem veren herkesin gitmesi lazım ülkemiz hakkında güzel mesajlar verilen bir tiyatro kozalar çünkü.
|
| Meltem Isık |
27.04.2007 |
Oyunu izledim.Hem de bu eleştirideki bütün önyargıları oyundan önce kafamdan atarak.Ama yine de bir faydası olmadı.Çünkü hiç beğenmedim maalesef.Tek beğendigim şey müziğiydi.Özellikle sonunda kliple beraber duygularımıza tercüman oluyordu.Gidelim Buralardan Dayanamıyorum...
|
| Meltem Işık |
25.04.2007 |
| Okul ödevi için yarın toplu halde arkadaşlarla bu oyuna gideceğiz.Ama bu eleştiri sayesinde oyunu izlemeye bile gerek görmeden arkadaşlarla muhabbet edecegim galiba... |
| Sim Küçükçetin |
19.02.2007 |
| Oyun bana zenginlerin ya da orta kesimden biraz daha yüksek olanların paraları ile bazı içsel şeyleri nasıl olsa kendilerinden uzak tutabileceklerini ve kendilerinden servetlerinden başka bir şeyin onlar için önemli olmadığını düşündürdü.Oyunu çok beğenmedim.Oyunda 1. kadının elbisesinin rengi ışıkta kaybolmuş.Oyunda yumakları alıp kendilerine sardıkları sahne bana pek de inandırıcı gelmedi.Sahnenin diğer tarafına geçip heykel gibi durmalarına pek bir anlam veremedim.Yani orda verilen mesaji anlayamadım ya da böyle bir amaç var mıydı?Kıyafetler iyiydi fakat günlük bir yaşantı için abartılı değil miydi? |
| Ebru |
01.02.2007 |
Sayın Ebru Yaşıt,Şehir Tiyatrolarının 1 milyon olduğunu bilmeyen yok ama tiyatroya gidene kadar verdiğiniz paraları bir hesaplarsanız o gün en az 50 milyonunuzun gittiğinizi göreceksiniz,bir de ögrenciyseniz o para gerçekten çok önemli bir para.
|
| Ebru YAŞIT |
29.01.2007 |
Ebru Hanım, paranıza elbette kıymet verin ya da acıyın ama anlaşılıyor ki okuduğunuz şeylerden hiç bir şeyi tam anlayamamışsınız, vaktinize de yazık olmuş. Öncelikle birşeyleri bilmeden yazdığınız o kadar aşikar ki! Acımam gerekli dediğiniz paranızı sadece 1,00 YTL'lik Şehir Tiyatrolarını izlerken kıymete bindirmeniz enteresan. Ayrıca okuduğum kadarıyla İnci Hanım 'eleştirmeyin' diye bir direktifte bulunmuyor. Kaldı ki buradaki tepkiler ne yazık ki, olması gerektiği gibi oyuna değil, Sayın Enis Bulca'nın yerden yere vuran sözlerine cevaben dile getirilmiştir. Ne olur lafta kalmasın gerçekten arada bir tiyatro izleyin... SADECE 1,00 YTL! Hani şu sokakta bizi sömüren, dilenen insanların bile almaktan hiç de mutlu olmadıkları 1,00 YTL...
|
| Ebru |
04.01.2007 |
Oyunu izledim pek beğenmedim.İnci Kalfa hanımefendiye ben de birşey sormak istiyorum şu sözünden dolayı: ''Bunca yılını tiyatroya adamış bir kişinin tahminen aylarca süren emeklerine yapacağınız yorum bu mudur?'' O zaman hiç bir oyunu eleştirmeyelim hepsini beğenelim hangi oyun bir günde hazırlanıyor ki;madem bunca yılını tiyatroya vermiş oyunculuğuna ve seçtiği oyunlara diğerlerinden daha fazla dikkat etmesi lazım zaten ekonomik nedenlerden dolayı bütçemiz kısıtıi her oyuna gitmek istiyoruz ama malum ayda 1 en fazla 2 oyuna gidebiliyoruz.Hiç gidemeyenler de var neyse bunlar derin konular.Ama parama da acımamam lazım,hem parama hem de harcadığım zamana acıdım ben bu oyunda.
|
| Saffet TOPÇUOĞLU |
28.12.2006 |
Ben de İnci Kalfa hanımefendiye katılıyorum. Bence de sezon sonuna kadar salon dolu oynayacak.
|
| Ebru Yaşıt |
25.12.2006 |
Sayın Ermen Ender, yorumunuzu okuyunca cevap yazma konusunda kendimi engelleyemedim. Siz ciddi tiyatro yazı ve eleştirileri yapılan başka siteler olduğunu ve Sayın Enis Bulca'nın yazısına 'light' diyorsanız, ya ben yazdıklarınızı yanlış algıladım, ya da siz hafif eleştiri, yönlendirici yazı nedir yazarken karıştırdınız. Fazla yüklenilmemesi yönünde destek olduğunuz Sayın Enis Bulca, oyunun kritiğini yapacak diye, uzun uzun, en ince noktalara kadar almış, yerden yere vurmuş... Daha fazla ne yapabilirdi ve benim gibi bir tiyatrosever oyuna gitmeden bu yazıdan nasıl fikir edinirdi merak ettim doğrusu...
|
| Ermen ENDER |
11.12.2006 |
Merhaba ben bu siteyi zaman zaman ziyaret ediyorum. Buradaki yorumları okuyunca ben de bişeyler yazmak istedim. Bu sitede yapılan yorumlar genel olarak yüzelsel, yani üslupları bu şekilde.
Bu sebeple Enis Bey'e fazla yüklenilmemesi lazım diye düşünüyorum. Bu sitede yer alan yorumları okuyarak oyunlar hakkında biraz bilgi edinilebilir, ağır yazılar olmadığından karar vermenizi kolaylaştırıyor.
Bence bu site de bunun için kurulmuş olabilir. Yani ciddi tiyatro yazıları falan okumak istiyorsanız zaten burada işiniz ne, bunu yapan pek çok yer var ancak biraz magazin esprili yani birazcık light takılmak istiyorsanız bu yazıları sık sık okuyun bence ve bu amatör kişilerin yaptıkları çalışmaya destek vermeye çalışın. Başarılar diliyorum.
|
| Ebru YAŞIT |
04.12.2006 |
Çok beğenerek izlediğim bu oyun hakkında, bir tiyatrosever olarak düsüncelerimi yazmak için sayfayi açtim. ilk olarak Sayin Enis Bulca'nın elestirisini okudum ve büyük bir şaşkınlık içinde kaldım. Sanırım 'eleştiri'ye en açik konu basliklarindan biridir sanat.
Ama daha önce (şükürler olsun ki) hiç bir eleştirisini okumadiğim Sayın Bulca, sanata ve sanatçıya, özellikle de tiyatroya asla gereken ilgi ve değerin gösterilmediği ülkemizde, böyle yorumlar yaparak, sanki eleştiri demek yerden yere vurmak demekmiş gibi bir tavirla yazmiş da yazmiş...
Ben sadece tiyatroya gitmekten ve izlemekten büyük keyif alan biri olarak, halka ulaşması zaten yeterince güç olan, kendi içinde eminim ki pek çok maddi ve manevi olumsuzluk ve yetersizlikle boğuşan Sehir Tiyatrolari oyunlarını, insanların emeklerini, böylesine sert bir dille eleştirmek nedendir anlayamıyorum.
Tabii ki, Sehir Tiyatroları'nda herkesi çekebilecek, daha cezbedici oyunlar, daha iyi dekorlar, daha iyi kostümler görmeyi hepimiz isteriz. Ama bence bu, izleyen kişilerin artmasıyla, dolayisiyla bütçenin rahatlamasıyla da çok doğru orantili. Çünkü sanat yapiliyor da olsa sonuçta ne yazık ki işin içinde yine para var.
Ama bu kadar sert elestiriler, insanlari Kozalar ya da baska eserleri izlemek merakından uzaklaştırmak olur. Çok büyük keyif alarak izlediğim Kozalar için, Sayin Adalet Ağaoğlu'na, oyunu sahneye koyan yönetmen, oyuncular ve emeği geçen tüm ekibe saygi ve tesekkürlerimi sunarım. Emeğinize sağlik!
|
| |
| Nedim SABAN |
27.11.2006 |
Oyunu ben de izledim. öncelikle yapilan yorumdaki seksist
tavri çok yadirgadiğimi söylemeliyim. Akademik bir elestiride sürekli
kadinlarin güzelliği, resimlerdeki kadinlar, dekoltelerden bahsedilmesi
gerçekten tuhaf.
Bu oyunun başarilarindan birisi tamamen hanimlar
tarafindan kotarilmasidir.Akademik bir sitede hanimlarin küçük
düşürülmesi de tuhaftir.
Kozalar, bende de eskimis bir oyun havasi
yaratti. Yönetmen, metne çok güvenmemis, semboller yüklemis ama öyle
çarpici bir hale getirmis ki, bir tiyatro insani olarak 55 dakikanin
uzamasini istedim. Ayrica oyuncular son derece basarililar.Kozalarin
yarattigi klostrofobi duygusu, küçük burjuvazinin duvarlari başarıyla
çizilmis.
Enis Bulca'nin diger elestirilerini okumadim ama bu yüzeysel
yaklaşimina katilmiyorum.Kozalar'da biraz reji zorlamalari var ama ne
yazik ki ödenekli tiyatrolarda öylesine iddiasiz , reji anlaminda
söyleyecek hiçbir sözü olmayan oyunlar oynaniyor ki, fazlaliği olan bir
yönetmeni elestirmek haddimize düşmez. çünkü o yönetmenin yeni bir
rejisinde daha sade bir is yapmasi mümkündür ama bazi kisileri
zorlasaniz da, degeri 1 ytl'yi asan rejiler yapamazlar.
Kozalar'a emegi geçen, ve Gencay Gürün estetik duygusunu zenginlestirdigi Sehir Tiyatrosu'nda kadin duyarliliğini yakalayan, burjuvaziyi sehirli (!!!)
bir sekilde ve sehir insanina yaraşan bir estetik duygusuyla elestiren,
Kozalar'in hanim dramaturgu, tasarımcısı , yönetmeni ve oyuncularını
kutluyorum.
|
| Eda EVREN |
27.11.2006 |
Merhaba, Kozalar' i geçtiğimiz günlerde izledim,
seyrettiğim oyundan memnun ayrildiğimi söyleyebilirim. Eğlencelik oyun
isteyenlere tavsiye etmem daha ağir oyunlardan hoslananlar gönül
rahatliğiyla gidebilirler. Fakat Enis Bey' in elestirisine Inci Hanim'
inki gibi bir tepki vermeyi gerekli bulmuyorum. Hele ki kiskançlikla,
çekememezlikle alakasi oldugunu hiç ama hiç sanmiyorum.
|
| İnci KALFA |
24.11.2006 |
Oyunu ben de seyrettim, bu sayfada gezerken oyun ile
ilgili yorumu görünce okuma ihtiyacı hissettim. Sorum şudur; bunca
yılını tiyatroya adamış bir kişinin tahminen aylarca süren emeklerine
yapacağınız yorum bu mudur?
İnsan emeğinin hiç mi değeri yok. Açıkçası
ben izlerken oyunun başlamasi ile bitmesi arasında sadece birkaç dakika
varmış gibi geldi. Ben ne profesyonel bir tiyatro yorumcusu ne de bu
konuda uzman bir kişiyim. Sadece tiyatrodan zevk alan bir vatandaşım
(zaten şehir tiyatrolarının hedef kitlesi de halk değil mi).
Oyun benim icin oldukça etkileyici, öğretici ve de keyifli bir tecrübe oldu. Keşke bu yorumu yapan kişiler, Türk halkının sanat konusundaki eksikliğinin
biraz farkında olsalar da çekemezlik örneği bu tür yazılar yazmak yerine
insanları tiyatro ve sanatın diğer dallarına ilgi göstermeyi teşvik eden
hareketlerde bulunsalar. Ben oyunu çok beğendim ve herkese de tavsiye
ediyorum. Eminim ki sezon sonuna kadar da salon dolu oynayacaktır.
|
| Sizde yorum yazabilirsiniz... |
Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş50