OYUN ELEŞTİRİSİ

SEVİMLİ BİR KOMEDİ ; KRAL DAİRESİ

 


Öyle bir oyun ki bir saniye olsun temposu düşmüyor. Oyuncuların coşkusu salonu hemen sarıyor.

İstanbul Devlet Tiyatrosu, bu yıl İngiliz yönetmen Toby Wilsher'in yazıp sahneye koyduğu Kral Dairesi isimli oyunla seyircisine hoşça vakit geçirtiyor. Üstelik prömiyeri yalnızca iki gün önce yapıldı. Uzun sürede sahnede kalacağa benziyor.

Oyuna konu olan olay, üç ayrı çift balayını geçirmek üzere aynı otelin aynı dairesini kiralayınca olay karmaşık hale geliyor. Farsın olanaklarıyla oldukça iyi buluşmuş olan oyun sonuna dek bir saniye bile dikkat dağıtmadan kendini izletiyor. Gerek oyunun süresi, gerek sahne üzerindeki ritm, gerek oyuncunun içsel ritmi oyunu bir saniye sarkıtmadan selama taşımış.Yönetmenin oyunu kavrayışı-kendisinin yazıp tasarlamış olmasının da avantajıyla- oldukça başarılı. Kral Dairesi neredeyse tümüyle sözsüz oynanıyor. Tüm sözsüz bölümlerde seyirci kendi dublajını yapıyor. Bu anlamda algılanması "gösteren" tavrı nedeniyle kolay sanılsa da seyirciyi yormadan zorlayarak, oyuna  çekmiş ve böylece zenginleşen bir iş olmayı başarmış. Yalnızca beden dili, mimik ve maskelerle bir olayı anlatmayı başarmak sıkı bir çalışma gerektirmekte. Tiyatro tasarımcıları ve uygulayıcıları için söz bazen ardına gizlenecek bir unsur olabiliyor. Bu riski alarak ve de Türk izleyicisinin pek alışık olmadığı bir tarzı denemek (en azından kullanılan malzemeler anlamında) alkışa değer.

 

 

Yönetmenin Sersemler Evi adlı oyunu geçtiğimiz yıllarda yine Oda Tiyatrosu'nda izlenmişti. Maske ve beden kullanımı bu yönetmenin imzası olmalı. Sanatçı geçen oyundaki tecrübesinden hareket ederek,  bu defa oyun başına açıklayıcı bir ön oyun eklemiş. Bununla da yetinmemiş ve üç ana karakteri maske olmaksızın sahnede var etmiş. Zeka kıvılcımlarının çaktığı oyunda bu detay da rejinin iş bilirliğiyle olarak açıklanmalı. Ayrıca, oyunun mekanı İstanbul olarak seçilerek Türk seyircisinin oyunla daha sıcak bir ilişki kurması sağlanmış.

*Yirmi üç yıl kadar Trestle Theater Company'nin Genel Yönetmenliğini üstlenen Wilsher, yıllardır mask tiyatrosu üzerine çalışan ve üreten bir isim. Maskların, tiyatronun temel oyununu sergilemeye olanak tanıdığını yani sürekli bir inanma-inanmama (gerçek-değil) gerilimi yarattığını söyleyen Wilsher bu konuda "The Mask Handbook" (Mask Elkitabı) adlı bir kitap da yazmış. Wilsher'ın masklarla saplantılı bir ilişki geliştirdiğini düşünebilirsiniz ama o 2004'te BBC'ye verdiği bir röportajda bu durumu şöyle açıklıyor : "Sahnede izlediğiniz şey bir müzikal, fars ya da başka tür iyi bir oyun olabilir ama artik hepimiz projelerimizi görsel bir çağda yaşadığımızı bilerek geliştirmeli ve oynamalıyız".

Oyuncuların bedenlerini kullanmadaki başarısı gözden kaçmıyor. Başta otel personelinin sevimlilik eksenindeki tonları, oyunun sıcaklığına kuşkusuz olumlu etki ediyor. Müzik ve ışık tasarımlarının başarısı da eklenince çok eğlenceli bir oyun ortaya çıkıyor.

Herkesin eline sağlık. Bence izlenmeye değer bir iş çıkmış ortaya.
Bu arada, komedinin sevimsizi mi olurmuş, demeyin.
İzleyin, başlığa hak vereceksiniz.

KRAL DAİRESİ

Yazan: Toby Wilsher
Reji-Tasarım: Toby Wilsher
Çeviren: Selen Korad Birkiye
Dekor: Burhan Yılmaz
Kostüm: Mihriban Oran
Işık: Yakup Çartık
Dans Düzeni: Erdal Uğurlu
Reji Asistanı: Erdal Bilingen
Dramaturg: Selen Korad Birkiye


Oyuncular:
Fikret Urucu
Elif Erdal
Arzu Oş
Fatih Sarı
Deniz Bolışık
Erkan Avcı
Emrah Bozkurt
Sibel Akdeniz Demirtaş
Celal Örnek

*Yazıyla ilgili araştırma yaparken İdil Engindeniz'in yazısına rastgeldim. Bu yazıyı, yönetmenin sözcükleri olmadan bitirmeye razı olmadım. Kendisini oyun çıkışında görsem de röportaj ya da fikir alışverişinde bulunma şansım olmadı. Bu bölüm rejisörün tiyatroya yaklaşımı nedeniyle buraya alıntılandı, bilginize 

 

 

 


Yayın Tarihi:
01.02.2008

 


YORUMLARINIZ
 
Bengi ÖZBOYACI 09.05.2008

Sertaç Ayvaz yukarıdaki eleştiriyi Eylül, 2007'de; yani sezonun başında yazmış. Ben ise sezonun son oyunlarından birini izledim dün akşam.

Her ne kadar, sezonun başından sonuna dek süren bir oyundan idealde beklenen git gide eksiklerini düzeltmesi ve gelişmesi olsa da, sezonun son oyunlarında ilk oyunlara göre bir miktar gevşeme yaşanması, genellikle rastlanan bir durum olduğundan, alışılagelmiştir bir yandan da. Dün akşam izlediğim oyunda gördüklerimin, Sayın Ayvaz’ın yazdıklarından bu denli farklılaşıyor olmasını bu etkene bağlayarak açıklayabiliyorum ancak.

Geçen sezon Oda Tiyatrosu’nda Yönetmen’in Sersemler Evi Oyunu’nu başından sonuna, dikkatim bir an bile dağılmaksızın büyük keyifle izlemiş ve her açıdan başarılı bulmuştum. Yönetmen ve oyuncular, her açıdan oldukça zor olan bir işin hakkından fazlasıyla gelmişler; Türkiye’de tiyatro izleyicisinin, alışık olmadığı, tümüyle sözsüz oynanan bir mask tiyatrosundan, iyi bir oyun izlemiş olmanın tatminiyle ayrılmasini sağlayabilmişlerdi. İşte bu nedenle, Kral Dairesi’ne, benzer, hatta daha da iyi bir performans izleme umudu taşıyarak gittim.

Sahneyi gördüğümde ilk düşündüğüm dekorun oldukça yıpranmış olduğu idi. Oyun, Topkapı’da 3. Sınıf bir otelde geçtiği için, lekeli bir koltuk, arasından arkası görünen bir kapı, suntası aşınmış ve arası açılmış duvar dekor isteyerek yaratılmış da olabilir; bilmiyorum.

Otel personelini oynayan ekip, yine sezonun sonu geldiğinden olsa gerek, orada olmaktan çok da keyif almadıkları hissini yaratti bende. Bir bıkkınlık hali vardı üzerlerinde gibi geldi. Bellboy rolünde Uygar Özçelik, bu üçlünün içinde motivasyonunu en çok koruyabilmiş oyuncuydu kanımca.

Hikaye anlatılmaya başladığında dikkatimi çeken ikinci pürüz ışık oldu. Fikret Urucu konuşurken, yüzünün yalnızca yarısını görebildiğim anlar oldu.

Derken masklı oyuncular sahne aldı. Toby Wilsher tarafından hazırlanan masklar hayranlık uyandırıyordu. Öncelikle oyunun sonuna kadar maskla ve yalnızca vücutlarını kullanmak suretiyle oynayan tüm oyuncuları emeklerinden dolayı tebrik ederim: kesinlikle zor bir iş; ancak masklara verilmiş olan ifadelerdeki gücün, oyuncuların bu çok işlerini bir nebze olsun kolaylaştırdığını düşünüyorum.

Ne var ki, Sersemler Evi Oyunu’nun rejisi ve usta oyuncuları gösterdiler ki bir metin, yalnızca beden diliyle de, kelimelere hiç ihtiyaç bırakmaksızın net bir şekilde aktarılabilir izleyiciye. Sıkı bir çalışma ve özenle, her bir vücut hareketi bir sözün yerini rahatlıkla alabilir. Oysa Kral Dairesi Oyunu’nda, oyunun temel ifade aracını oluşturan beden dili pek çok yerde ‘israf edildi’. Oyunun azımsanmayacak sayıda yerinde, yine azımsanmayacak sürelerle, neler olup bittiğini, sahnedeki karakterlerin kim olduğunu anlamakta güçlük çektim. Oyun sonrası hala çözememiş olduğum, ancak haklarında tahminde bulunabildiğim karakterler ve olaylar vardı.

Hareketlerde özensizlik hissi veren bir şey de, bazı yerlerde gereğinden fazla avama kaçılmış olmasıydı. Oyunun konusu ve sözsüz anlatım zorunluluğu zaman zaman bunu gerektiyor olabilir ama tadında bırakılırsa daha keyifle izlenir kanaatindeyim.

Masklı oyuncular içinde, Arzu Oş ve Fatih Sarı, yalın ve özenli beden dili kullanımları ile  öne çıkıyorlardı.

 Oyuncuların sahne üzerindeki ritmleri oldukça iyi olmakla birlikte, beden dilinin kullanımı ile ilgili bu açıklara bir de bazı sahnelerin temposunun yavaşlamasına neden olduğunu düşündüğüm ve seçilme nedenini anlamlandıramadığım bazı müzikler eklenince tümüyle dikkatimi yitirdiğim noktalar olduğunu itiraf etmeliyim.

Kuşbakışı masa başı tartışmasını oldukça yaratıcı buldum; oyuncular da hakkını vererek oynadılar; yönetmene ve Uygar Özçelik’e yeniden tebrikler!

“Kral Dairesi’nde”, aksaklıkları rahatlıkla çözebilecek yaratıcı, başarılı bir yönetmen ve oyunu ve kendi performanslarını çok daha iyi noktalara taşıyabilecek dinamik bir oyuncu kadrosu olduğu rahatlıkla görülüyor.

Tüm ekibi emeklerinden ötürü tekrar tebrik ederim.    

 
Gülay SADIKER 13.03.2008
Oyuncular ve oyun muhtesem.
 

Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: elş61