GÜNCEL BAKIŞ
AÇIKÇA
"EZİLENLERİN TİYATROSU PROVA TEKNİKLERİ"
ATÖLYE ÇALIŞMASINDA!
Yakın zamanda Tiyatro Boyalı Kuş'un organize ettiği "Ezilenlerin Tiyatrosu Prova Teknikleri" konulu atölye çalışması düzenlendi.Luciano Iogna eğitmenliğinde gerçekleşen çalışmaya, "Açıkça Tiyatro Topluluğu" nu temsilen grup oyuncularından Neşe Güven,Merve Ateş ve Dilek Türk katılım gösterdiler ve edindikleri izlenimleri sizlerle paylaştılar.Ayrıca katılımcılardan biri olan,Kocaeli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şebnem Telci'de yorumlarını bizlere aktardı.

Farklı konulardaki atölye çalışmalarına katılmaya ve görüşlerimizi sizlere yansıtmaya devam edeceğiz. Açıkça Tiyatro Topluluğu
"EZİLENLERİN TİYATROSU ATÖLYE ÇALIŞMASI" İZLENİMLERİ DİLEK TÜRK GÖRÜŞLERİ.

"Tiyatro Boyalı Kuş" un organize ettiği ;II. Forum Tiyatrosu Teknikleri Ezilenlerin Tiyatrosu Prova Teknikleri atölyesinde Açıkça Tiyatro Topluluğu'nu temsilen bulunarak, Luciano Iogna eğitmenliğinde tek günlük bir eğitim aldık.
Ezilenlerin Tiyatrosu nedir?
Kısaca özetlemek gerekirse;Augusto Boal'ın geliştirdiği,ilk olarak 1956'da Brezilya'da ortaya çıkan bir tiyatro biçimi. Forum tiyatrosu olarak da adlandırılan Ezilenlerin Tiyatrosu'nda amaçlanan; seyirciyi oyuna dahil etmek, sahnede olan biten karşısında seyircinin oyuncu haline gelerek toplumsal ve siyasal baskılara karşı tavrını göstermesidir. Seyirci-oyuncu ayrımı ortadan kaldırılmaktadır. Böylece kişiler kendi üzerlerinde baskı yaratan sosyo-ekonomik,politik,sistemsel etkilere yönelik olarak tepkilerini gösterebileceklerdir.

Ben sizlere eğitimin içeriğinden biraz detaylandırarak bahsetmek isterim: Atölye Notları: *Çalışma ısınma hareketleriyle başladı. *Katılımcılara dört element belirtildi. Su, toprak, ateş ve rüzgar. Ardından her bir elementi düşünerek yürümeleri istendi. Katılımcılar yürürken her bir elementin özellikleri anlatıldı. İlerleyen çalışmalarda rol kişilerinden seçtikleri bir element gibi oynamaları istendi. Ateşin yakıcılığının, var ediciliğinin yanında rüzgarın heybeti ve savurganlığı, değişkenliği vardır. Su durudur ama aynı zamanda akıcı ve toplayıcıdır. Toprak, yeryüzü kavrayıcı ve koruyucudur.

*Shakespeare'in Romeo ve Julliet adlı eseri örnek text olarak belirlendi ve sahnelere ayrılarak katılımcılara dağıtıldı. Rol dağıtımı yapılarak sahneler prova edildi. Prova sürecinde faklı denemeler yapıldı. Karakterlere bürünebilmek amacıyla, sahneler sırasıyla komedi, korku, trajedi oyunundan alınmış gibi oynandı. Burada amaçlanan; karakterlerin farklı bazen de gerçekle hiç ilgisi olmayan yüzlerini görerek ya da farklı açılardan bakarak sahnenin ve karakterlerin yapılarını net bir şekilde çözümlemekti. Karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri incelendi.

*Sahnelemede karakterler arasındaki güç ilişkisi irdelendi. -İki oyuncu karşı karşıya geçti. Seslerindeki değişme ve yükselmelerle ortada gözleri kapalı şekilde duran diğer oyuncuyu haklı olduklarına ikna etmeye çalıştılar. Ortadaki oyuncu hangi sese inanırsa ona yöneldi. Böylece söz kullanmadan ses tonundaki değişmelerle ifadenin gücü irdelendi. -Aynı şekilde karşı karşıya duran iki oyuncu bu defa repliklerini kullanarak ortadaki gözleri kapalı olan oyuncuyu ikna etmeye çalıştılar. -Oyuncular gözleri kapalı olarak sahnede uzak noktalarda konumlandılar. Bu şekilde hiç replik kullanmadan sahnede birbirlerini bulmaları istendi. Aynı zamanda seçtikleri bir elementin özelliklerine bürünmeleri gerekiyordu. Çalışma sonunda oyuncuların gözleri kaplı oldukları süreçte birbirlerini buldukları andaki duygu yoğunluklarının ve coşkularının oldukça yüksek olduğu gözlendi. -Oyuncuların tümünün sahnede olduğu bir durumda her oyuncunun kendisine dost olan kişiyi bulması, kimsenin dostuyla arasına düşman sokmaması istendi. Luciano Iogna bunu başaran ilk grup olduğumuzu söyledi. -Her oyuncunun iç sesi olarak başka bir oyuncu belirlendi. Sahne, oyuncular hareket ederken sadece iç sesi canlandıran oyuncuların replik söylemeleriyle prova edildi.

*Çalışmanın sonunda tüm katılımcılardan geçmişlerine yönelik kendilerini utandıran, saygısızlıkla karşılaştıkları ve kendilerini çok üzen birini düşünmeleri istendi. Önce o kişi taklit edilerek yüründü. Sonra da o kişinin yaptıkları düşünülerek yüründü. Buna ezen-ezilenlerin yürüyüşü denildiği aktarıldı. Son olarak ezen konumundaki bir oyuncu ezilen konumundaki bir oyuncuyla karşı karşıya gelerek konuştu.
Ezilenler Tiyatrosu prova tekniklerinin uygulandığı bu atölye çalışmasında, bir textin farklı biçimlerde nasıl ele alınabileceği konusu irdelendi. Textte yer alan karakterler arasındaki ilişkiler güç-iktidar yönlü olarak değerlendirildi.

WORKSHOP' TAN NOTLAR MERVE ATEŞ GÖRÜŞLERİ Geçtiğimiz Cumartesi Açıkça ekibinden Dilek, Neşe ve ben grubumuzu temsilen "Ezilenlerin Tiyatrosu" isimli workshop' a katıldık. Çalışmanın içeriğine değinmek gerekirse; İlk önce ısınma hareketleriyle başlandı. Parmaklardan başlanarak tüm vücuda yavaş yavaş yayılan ısınma hareketlerini, bir kez de tersinden yaparak vücudumuzu ısıttık. Daha sonra bir enerji topunu; oluşturduğumuz daire içinde birbirimize atmaya, enerjiyi birinden alıp bir başkasına aktarmaya başladık. Yani bildiğimiz top oyununu bir motivasyon tekniği olarak karşımıza çıktı. Daha sonra salonda yürümeye başladık, eğitmenimiz Luciano biz yürürken ayaklarımızın yere uyguladığı basıncın oranına, nefesimizi göğüsten ya da karından alıp almadığımıza, başımızın nasıl bir açıyla durduğuna, sırtımızın, omuzlarımızın, kollarımızın yürürken nasıl bir şekil aldığına, ritmimize dikkat ederek yürümemizi söyledi ve sonra bir süre bunlara dikkat ederek yürüdüğümüzde de oluşan yürüyüşün kendi yürüyüşümüz olduğunu söyledi. Yani bu çalışmayı "farkındalık çalışması" olarak nitelendirebiliriz.

İkincil olarak Luciano bize dört temel elementten(toprak, hava, ateş ve su) bahsetti. Yürürken kendimizi bu dört element gibi hissetiğimizde vücudumuzun alacağı formları denemeye başladık. Örneğin su akıcıdır, hayat verir, önüne gelen herşeyi yıkabilir ya da içine alabilir, içinde yüzebiliriz, huzur duyabiliriz, boğulabiliriz gibi nitelendirmeler yaparak herkesin suya dönüşmesini istedi, bir süre bu şekilde yürüdük. Yani herkesin suyu algılama biçimine göre vücudunu nasıl bir forma sokacağını denemiş olduk. Sonra toprak ,rüzgar(hava) ve ateş olduk. Toprak herşeyin üstünü örter, tabiatı kucaklar, hayat verir. Ateş, bizi ısıtır, yakabilir, hareketlidir, renklidir. Hava(rüzgar)ı içimize alırız, her yanı kaplar, bizi sürükler, her yandan esebilir, önüne gelen herşeyi yıkabilir. Böylece herkes kendi toprak, hava, ateş ve suyunu oluşturdu.

Bir diğer çalışma oyunculuk teknikleri çalışmasıydı. Luciano herkesin bildiği "Romeo ve Juliet" tekstinden bazı bölümler dağıttı. Hepimize çeşitli karakterleri paylaştırdı. Bir sahnenin değişik duygularla oynandığında asıl amacını kendi kendine bulacağını söylüyordu. Mesela Romeo ve Jülietin balkonda oynadıkları bir sahneyi önce abartı bir komediyle oynadık, sonra tragedya olarak oynadık. Sonra tekrar doğal halini prova ettiğimizde tragedyaya daha yakın ama içinde komediyi barındıran küçük nüansları olduğunu farkettik. Sonra elementlerden birini seçerek oynamamızı istedi, daha sonra bizi izleyenler hangi elementi seçtiğimizi anladılar.

Yine aynı sahne başka iki kişi tarafından eskrim yapılarak oynandı, hemen ardından ebelemece oynar gibi oynandı. Burda da sahnenin aynı zamanda aksiyonu olduğunu kendi içinde bir devinimi olduğunu gördük. Başka sahnelerde gözü kapalı oynama, kutuplaşarak oynama (çocukken oynadığımız sıcak-soğuk oyununa benziyordu) biçimleri denendi. Pozitif dendiğinde karakterler ayak sesleri ve içgüdüleriyle birbirini bulmaya çalışıyordu, negatif dendiğinde birbirinden uzaklaşıyorlardı. Yani kutupların birbirini çekip itmesi durumlarıydı. Gözü kapalı oynandığında karakterler arasındaki duygu yoğunluğu göze çarptı, ya da karanlığın verdiği tedirginlik hissini gördük. Yine bir başka çalışma oyundaki tüm karakterler kendine bir dost bir de düşman seçti, herkes dostunu düşmanın arasına alacaktı. Bir sürelik karmaşadan sonra tek çizgi halinde bu kişileri bulduk. Zor oluyordu çünkü birinin dostu öbürünün düşmanı olduğundan bir türlü sıraya giremiyorduk. Burada da ne istediğini bilerek davranma, sahnede net olma denenmiş oldu. Kurgusu birini ikna etmekten ibaret olan bir sahnede ikna olunacak kişi ortada, ikna edecek kişiler de onun sağında ve solunda eşit mesafelerde durdular. Ortadaki kişi gözünü kapattı ve diğerleri onu sesleriyle ikna etmeye başladılar önce replik söylemeden sadece bir takım sesler çıkararak, sonra konuşarak yapmaya çalıştılar. Bu çalışmada da ikna edeceğimiz kişinin bir duyusu kapalı olduğundan onu ikna etmek ve rakibimize kaptırmamak için sahnenin altındaki dinamiği öne çıkararak oynamayı öğrendik. Ortadaki kişi kime inanacaksa onun tarafına doğru yürüyeceği için onu kendine çekmek için bazen yalvarmak bazen ters çıkmak gerekiyordu.
Daha sonra ezen ve ezilen kavramlarından bahsetti. Luciano; hayattaki gündelik diyalogların altında aslında hep bir ezen ve ezilenin ilişkisi olduğundan bahsetti. Yine yürüyüşler yaparak vücudumuzu ezen ve ezilen formlarına soktuk, kırılan, üzülen bir insanın vücudunun ve sesinin alacağı durumla ezen bir insanınkinin farkını gördük ve uyguladık. Sahnede de hayatın kendisinde de hep bir iktidar dengesinin olduğunu ve bu dengenin ezen ve ezilen ilişkisiyle şekillendiğini söyledi. Ardından bir tarafın ezilen, bir tarafın da ezen olduğu ve sonra değiştiği kısa diyaloglar oynandı. Sonuç olarak oyun provaları yapılırken alt metni çalışmasının ezilen-ezen ilişkisine uyarlanarak yapıldığı bir oyunculuk tekniği öğrenmiş olduk. Ya da diğer çalışmalarda olduğu gibi zıtlıklardan yola çıkılarak veya bazı başka tekniklerle alt metin oluşturma ve oyunu şekillendirme açısından yardımcı teknikler gösterilmiş oldu. Çünkü farklı biçimlerde oynandıktan sonra normal şekilde oynanan bir sahne sanki daha önce defalarca prova edilmiş bir oyunmuş izlenimi yaratabildi. Luciano çalışma sırasında da pek çoğunu denemiş olduğu gibi bir çocuk oyunuyla Workshop' u bitirdi.

EZİLENLERİN
TİYATROSU...
NEŞE GÜVEN GÖRÜŞLERİ...
SİZ HİÇ EZİLDİNİZ Mİ ?
Ezilenlerin Tiyatrosu....İsmi çok hoş şeyler uyandırmıyor insanda değil mi ? Hor görülenler, hor görenler falan hani bir teraziniz olsa hayatınız boyunca ezdiğiniz ve ezildiğiniz durumları bir tartsanız hangisi ağır basar sizce? ..Ya da siz bu durumlarla nasıl baş ediyorsunuz acaba?....Bunun tiyatroda karşılığı nasıl bir şey olur ki, diye düşünürken bir yandan da internetten bilgilerimi tazeliyordum...Özetle Augusto Boal' ın ezen ve ezilen ikileminden yola çıkarak geliştirdiği bir tiyatro biçimini esas alacak bu atölye belli. Temelde Boal 'ın dediği şudur : "Ezilen durumdan kurtulmanın yolu oynamaktan geçer". İşte bizim atölye çalışmasına katıldığımız Luciano Iogna ise uzun yıllar boyunca ezilenlerin tiyatrosunun ne olduğunu kitlelere ulaştırmayı görev edinmiş bir tiyatro adamı. Atölyeyi organize eden ise Tiyatro Boyalı Kuş. Cumartesi sabahı, Taksimdeki çalışma atölyesinde alıyoruz soluğu.
Açıkça Tiyatro Topluluğu'nu temsilen üç kişi katılıyoruz.. Hepimiz dersimize çalışmışız...Neler olacak, nasıl bir çalışmadır bu, neler olabiliri falan konuşuyoruz yol boyunca. En son yazacağımı şimdiden yazıyorum; hiç bizim konuştuğumuz gibi değildi... Uygulamalar tahminimizden çok daha farklıydı. Madem sondan başladım anlatmaya, çıktıktan sonra neler öğrendiğimi, daha doğrusu ,zaten bir çoğumuzun bildiği ama günün koşturmacası arasında unuttuğu maddeleri sıralayayım:
** Karşılaştığımız her olayın nedenin göründüğü kadar basit olmayabileceğini, yani görünmeyenlerin aslında ne kadar önemli olduğunu,
** Yapılan baskıların bilinç altına yerleşmesi nedeniyle ortaya çıkan ağır tahribatları **Aslında insanların tiyatroyu "kendini ifade biçimi" olarak seçtiğini
** Bizi üzen kişileri ne kadar tahlil edip edemediğimizi bir kere daha sorguladık.

Oyunculuk yaklaşımlarındaki kalıpların bizi ne denli kuşattığını fark ettik.
BİR EZİK ROMEO ,BİN KARİZMATİK OTHELLO'YA YEĞDİR. Neler mi yaptık tüm gün ? Ağırlıklı olarak bedensel ifadenin ön plana çıktığı çalışmalar yaptık. Kendi yürüyüşümüzün, ellerimizin, ayaklarımızın duruşunun, hangi hislerin bize ve bedenimize nasıl yansıdığının aynadan gözlemleyerek başladık çalışmamıza. Tüm bunları yaparken eğlenmek ve bilinçlenmek esastı. Yaptığımız hiç bir çalışma boşuna değildi. Hepsi nihai amaca hizmet eden araçlardı. Tüm alıştırmaları ezilenlerin tiyatrosu tekniğiyle Romeo ve Julliet teskti üzerinde birleştirdik. Hepimizin bildiği evrensel bir aşk hikayesidir onların ki...
İki düşman aile çocukları birbirlerine aşık olurlar. Ama bu teksti böyle bir atölye çalışmasında elime alacağım hiç aklıma gelmezdi. Oyuncu olup olmamanız önemli değil. Nitekim kursa katılanlar arasında yönetmen, kurumsal iletişimci ve resim öğretmeni de vardı. Replikleri ezberlemenize de gerek yok. Önemli olan tek şey karakterlerin iç dünyalarını bedenimize yansıtabilmek. İşte bunu başarabilmek için ayrı ayrı ele aldık oyunda geçen karakterlerin his dünyalarını... Birkaç değişik çalışmayla denedik aynı sahneleri. Mesela aynı oyunu hem komedi tarzında aldık, hem de müzikal tarzda...Her çalışmadan ayrı ayrı bir şeyler gözlemledik ve onları bir araya getirdiğimizde bizi şaşırtan sonuçlara ulaştık.
Daha iyi anladık Romeo' yu ve Julliet' i. En sonunda ise bizi ezen kişi olduk yani bizi inciten acıtan kişi. Onlar gibi yürüdük onlar gibi konuştuk. Bazılarımız için bu acı bir deneyimdi. Baştan söyleyeyim gerçekten sağlam durmak gerekiyor bu çalışmayı kaldırabilmek için. Eğer gerçekten geçmişte aldığınız bir yara varsa bu çalışma esnasında kanayabilir. Bu bakış açısıyla bundan sonra sadece önümüze gelen tekstleri değil her şeyi çok daha farklı irdeleyeceğimizden çok eminim. Ve son söz .. Bu tiyatronun mantığını anlamak için oyuncu olmanıza gerek yok ..İster iş ortamınızda olun ister özel hayatınızda karşınızdaki kişileri değerlendirirken çoğu zaman unuttuğumuz bir noktayı tekrar hatırlıyorsunuz bu eğitimle...Kabaca empati kurmak dediğimiz detayında ise karşı tarafı anlamak adına analiz etmek gerektiğini de anlıyorsunuz Yeni bir şeyler öğrenmenin tadı hep ayrıdır...Olayları yargılarken birkaç boyuttan bakmamız gerektiğini bir kere daha anımsıyorsunuz...Bir hareketi o noktaya getiren çok farklı nedenlerin olabileceğini görüyorsunuz...İster oyuncu olun ister yönetmen iste dramaturg ister kostüm dekor sorumlusu isterseniz hiçbir şey olmayın, öğrenmek adına yeniliklerden uzak kalmamak adına fırsatını bulduğunuzda kaçırmamanız gereken bir atölye çalışmasıdır bu... Bu tür atölyelerin sık sık tekrarlanması dileğiyle Luçi' yi uğurluyoruz. Dönüş yolculuğumuzun Şekspiryen (!) finali... Bilgi... Hiçbir zaman ezmek için var olma... Daima yüceltmenin hizmetinde ol !
EZİLMEDİK AYAKTAYIZ!
Önce "Ezilenlerin Tiyatrosu" nedir ona bakalım; Augusto Boal'ın geliştirdiği bir siyasal halk tiyatrosu biçimi. Özgürleşme tiyatrosu, görünmez tiyatro, forum tiyatrosu, gazete tiyatrosu gibi biçimsel ve içeriksel çeşitli tanımlar da edinmiş olan Ezilenlerin Tiyatrosu, ilk kez 1956'da Brezilya'da gerçekleştirilmiş, daha sonra Latin Amerika, ABD ve Avrupa'da örneklendirilmiştir. Ezilenlerin Tiyatrosu'nda odak, izleyicilerin oyuna bağlanımlarıdır. Devrimin genel provası yerine geçen Ezilenlerin Tiyatrosu, açık sokak tiyatrosu olarak, gözle görülmeyen siyasal ve toplumsal baskıya karşı izleyicinin oyuncu haline gelerek tavır almasını amaçlar. ( www.tiyatrotarihi.com ) Luciano Iogna kimdir?; Luciano Iogna otuz yılı aşkın bir süredir Kanada, Brezilya, Hindistan, İran, İtalya, İspanya, Ukrayna, Amerika ve Türkiye'de tiyatro ve sinema alanında, iki yüz elliden fazla tiyatro projesinde yüzden fazla tiyatro topluluğuyla, profesyonel organizasyonlarla, toplum merkezleriyle, eğitim kurumları ve okullarla oyuncu, yazar, yönetmen, dramaturg, tasarımcı, yapımcı ve eğitmen olarak çalışmıştır. Yirmi üç yıldır, Ezilenlerin Tiyatrosu ve Forum Tiyatrosu üzerine çalışmaktadır. Kanada'da Toronto Üniversitesi ve Queen's ve Concordia Üniversitelerinde, Türkiye'de ise Muğla ve İstanbul Üniversitelerinde, Ankara Çağdaş Drama Derneği'nde ve Alaçatı, Ankara, Denizli, İstanbul ve Muğla'da tiyatro festivallerinde ve sempozyumlarda misafir eğitmen olarak çalışmıştır. Transmissions ve Tiyatro Yapım adlı yayınlarda makaleleri yayınlanmış ve Nihal Kuyumcu ile birlikte Haydi Çocuklar Sahneye adlı kitabı yazmıştır. Luciano Iogna tiyatro ve film alanlarında yazarlık, yönetmenlik ve tasarım kategorilerinde bölgesel, ulusal ve uluslararası bir çok ödül sahibidir. (www.tiyatroboyalikus.com) Biz (ya da ben), bu ön bilgilerle gittik atölye çalışmasının yapılacağı mekana. Tahmin ettiğim üzere az katılım tahmin ettiğim üzere verimli bir çalışma mekanı! Keyifli olacağını kestirebilmiştim sabahın 9'unda, ama bu kadar yorulacağımı asla! Genellikle bedensel ve düşsel performansa dayalı, devinim ve enerji dolu bir çalışma çizelgesi izlendi. Bilindik bir metin üzerinden yola çıkılarak, düş gücü, içindeki ve altındaki yatan roller ortaya çıkartıldı. Klasik, birbirimizi tanıma ve ısınma oyunlarından sonra, Luc ( öyle dememizi istediği için rahatlıkla yazabiliyorum), Romeo Ve Juliet'in sonsuz aşkının sebep sonuç ilişkilerinden ziyade, "ezilenlerin tiyatrosu" yöntemi ile rol çalışma tekniği üzerinde duruldu. Kendini "o" sayma, çalıştığın rolün alternatiflerini düşünme, derinleştirme, çoğaltma ve büyütme üzerine gidildi. Gözlem yeteneğinin özellikle öncelikli olduğu, doğaçlama esas alındı. Replikler önemli değil önemli olan "his"ti. Doğaçlama, benim daha önceden bildiğim tanıdık gelen bir biçim olsa da, farklı bir bakışla yönlendirme yapıldı. Benim en çok sevdiğim ve üzerinde durduğum çalışma ise, rollerin katmanlarını, daha doğrusu etken katmanlarını düşünerek onların baskısı ile replikleri söylemek, role ısınmanızı ve doğru olan duyguyu yakalamayı sağlamak üzerineydi. Luc, çalışmayı yaparken sakin, sessiz ve disiplinli bir ortam tercih etti.Ve anladık ki,disiplin her şeydi! Bunu söylüyorum, çünkü gönüllü yapılan her işte disiplin beklenemez, ama tiyatro disiplinin hatta askeri disiplinin odağı. Bedensel disiplinden ziyade (buna fiziksel performans, mental performansta dahil) tutum olarak da gerçekçi bir yaklaşım sergilenmesini istedi. En yakın duyguyu buldurmayı hedefledi. Tekrar tekrar yapılan doğaçlamaların, "olmadı, başka bir doğaçlamaya geçelim" demesinin sebebi yakın "hissi" yakalamak arzusuydu. Rolü doldurmak, gerektiği düşündürttü. Sonuçta, insanın "insan" olmasında çevresel faktörler önemliydi. İşte bu yan sebepleri de sepetimize koymalıydık. Juliet, tutkuyla sarılmalıydı Romeo'suna, bunun için yapılan çalışma ise uzak bir bakış geliştirmek, ardından ise iç içe bir bakış geliştirmekti. Çok yetenek gerekmedi bunları yaparken, doğallık esastı çalışmada. Ama, en can acıtıcı nokta ise, sizin üzerinde baskı kuran birini düşünerek yapılan çalışmaydı. Bu sefer, siz "o" olmuştunuz ya da "o" siz.Yürüyüşünüzle, duruşunuzla, bakışınızla "ezen" olmuştunuz, kıskıvrak şimdi içinizdeydi, o baskı. Ne zamanki kendimiz olduk, rahatladık. Ve ezenin üstünlüğünü, baskısındaki gücü, ezilenle yarattığı dengeyi anladık. Ezilen bizdik ve ezenden daha çoktuk aslında. Çalışma sırasında ezilen olduğumuzda ise, "ezilen" olmanın hesabını veremeyenler oldu aramızda. Zordu ezilen olmak çünkü. Can acıtıcıydı ya! Ama oynayarak kurtulma merkez alınmalıydı. Bu sayede bir çeşit rehabilite edilmeliydik.

Sonuç olarak, dolu dolu ve yoğun geçen çalışma süresince, birini, kendini, yalın tanımaya yönelik, baskı altındaki ve baskıcı tutumlardan uzak, kaygısız, rol alabilme, rol oynama, anlayabilme üzerine kurulu bir çalışma geçirdik. Agusto Boal, tiyatronun zorunlu olarak politik olduğunu gösterir, çünkü insanın bütün faaliyetleri politiktir ve tiyatro da bu faaliyetlerden biridir. Tiyatroyu politikadan ayırmaya çalışanlar bizi yanıltmaya çalışmaktadırlar ve bu politik bir tutumdur. Ayrıca, tiyatronun bir silah olduğuna dair kanıtlar da öne sürer. Çok etkili bir silah. Bu nedenle de uğruna savaşılması gerekir. Bu nedenledir ki egemen sınıflar tiyatroyu sürekli olarak elde tutmaya ve bir hükmetme aracı olarak kullanmaya çabalamaktadırlar. Bunu yaparken, "tiyatro" kavramının kendisini de değiştirmektedirler. Ancak tiyatro bir özgürleşme silahı da olabilir. Bunun için uygun teatral biçimlerin yaratılması gerekir. Değişiklik zorunludur.Temel değişikliklerin bazıları ve halkın bunlara nasıl karşılık verdiği gösterilmeye çalışılmaktadır der "Ezilenlerin Tiyatrosu" adlı kitabında. Siz siz olun, kendi sorunlarınız üzerine, kendiniz üzerine oynayın ben merkezci davranmadan toplumcu düşünerek, ezilmeden, ezileni anlatmaya çabalayarak! Kocaeli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şebnem Telci
sebnemtelci@gmail.com
Açıkça Tiyatro Topluluğu
31.05.2006

Yorumlarınız
| Onur Kaya |
21.05.2008 |
Ben oyuncu olmak istiyorum ama ailem karşı çıkıyor ne yapmalıyım????
|
| Medet Sapan |
21.02.2008 |
Çalışmalarınızı şimdi okuyabildim gerçekten takdire değer...Ben ve arkadaşlarım Adapazarı'nda amatör bir ruhla da olsa bir oyun sergilemek ve tiyatro çalışması yapmaya çalışıyoruz.Siz de bir fikir vermek isterseniz çok mutlu oluruz.Çalışmalarınızda bşarılar dilerim.
|
| Yağmur Yılmaz |
06.11.2007 |
Hersey iyi güzel de hep kendinizden bahsetmissiniz.Bize de
ufak tefek tüyolar vermişsiniz ama yetmez.
Biraz daha çok taktik verseniz nasıl olur.
|
| |