GÜNCEL BAKIŞ

İstanbul, 2006
Sabah erkenden uyanıp saatlerce yürüdüm. Aslında çok şey düşünürüm, belki bir şeyleri çözerim diye planlamıştım. Düşünemedim, boş boş yürüdüm. Boşluğun huzuruyla başka bir kimliğe büründüm.
Evet, son oyunumu oynadım dün akşam. Replikler dilimden dökülmek istemediler sanki. Her biten replik sonunda geçen saniyelerin pişmanlığı içimi acıttı. Geçmişe dönmek alışkanlığını çoktan bırakmıştım halbuki, ölçmek tartmak olan biteni, artık bana göre değildi, öyle sanıyordum. Üzerimdeki renkli kostüm kendini kulisin sandalyesinde buldu selamını alkışların içinde vermesinin ardından. Durmak istemedi sandalyede, düştü durdu, sahnede hep huysuzdu takıldı durdu oraya buraya. Böyle olmasını ben de istemezdim dedim ama dinletemedim.
Ne kadar zordu işi kostümlerin. Hep temiz hep ütülü olmak zorundalar sahnede. Basit bir t-shirt bile kostüm sıfatını kazandıktan sonra strese giriyor olmalı.Düşünsenize ister istemez bir ağırlığı oluyor sahnede, bir de onu giyen oyuncusu sakarsa vay haline!İstediği kadar sahne disiplini olsun bir anda dağılıveriyor ve toparlanması çok güç.
Ya dekorlar.Masalsı hikayelere ev sahipliği yaparlar, krallarla, imparatorlarla, en seksi,
çılgın kadınlarla ve en yakışıklı erkeklerle raksederler sahnede. Üzülürler, sevinirler, eleştirilirler, göklere çıkarılırlar.Peki ya sonra???Karanlık depolarda, terkedilmiş odalarda kaderlerine terk edilirler. Çıkışları hızlı olduğu gibi inişleri de hızlı oluverir. Her sezon bitiminde kullandığımız dekorlar, aksesuarlar "n'olur bizi atmayın" diye gözümüzün içine bakarlar. Kimi şanslıdır kurtulur, kimiyse kendini çöp torbasında bulur. Ama atılmasını onayladığımız eşyaların arkasından şöyle uzunca bir bakarız, vay be diye.
İlk sahneye çıkacağım zaman; kendi kostümümü kendim hazırlıyordum annemin sürekli "ne var o torbada, neyle oynuyorsun sen" demelerine karşın inatla. Bir kere yakalanmıştım hatırlıyorum, çok utanmıştım sanki sakladığım bir günah varmış gibi.Gösterememiştim, hızlıca koşmuştum dışarıya. Evde bir kere olsun deneyememiştim kostümümü, kalp çarpıntıları engel olmuştu. Ya görürlerse!
Hala bir kırıklık var doğrusu, ne yaparsam yapayım tiyatroyla ilgili, bir yangından mal kaçırma hali hasıl oluyor ve buna engel olamıyorum. Dün akşam olduğu gibi.Yangından mal kaçırır gibi tiyatro salonumuzu elimizden alanlar oldukça rahat bir şekilde hepimizle tokalaştılar ve rahatça orayı terk etmemizi izlediler. Arkamızdan şunu söylediklerindense eminim "hadi canım hadi, hayat zor hep eğlenceyle geçmez".
İşin kötüsü de şu, söyleyeceklerinizin aklınızdan geçenlerin karşılık bulamayacağından emin olmak. Bu ülkede tiyatro yapıyor olmak beni gereğinden fazla "hassas ve gururlu" yaptı. O yüzden kimsenin yüzüne tek kelime söylemek istemedim, doğrusu yüzlerine bakmak bile istemedim.
Evet, artık bir sahnemiz yok; kostümlerimiz ve dekorlarımız evsiz kaldı. Hatıralarımız ise, fotoğraflara hapsoldu, yargılanmayı bekliyorlar. Biz nerde yanlış yaptık diye.Yangından mal kaçırır gibi hatıralarımızı her birimizin yüreğine, zihnine taşıdık.
Bu sabah oldukça uzun yürüdüm.

HASSAS OYUNCU
03.08.2006

Yorumlarınız
| Abuk.Prenses |
11.07.2006 |
evet bu ülkede tiyatro yapabilmek, sanat severleri bir araya toplamak, o kadar zor ki,ve de emeğinin karşılığını alabilmek. herşeye rağmen seviyorum. vazgeçemem tiyatrodan... o kulis heyecanından... her defasında ilk kez çıkıyormuş gibi birinin beni sahneye itmesinden asla vazgeçemem...
|
Siz de Yorum Yazın |