GÜNCEL BAKIŞ
MARDİN'DE DRAMA...
'Alaca Köyü'nü terk ederken artık hayata dair öğrenecek bir şeyimin kalmadığını düşünüyordum. Bütün defterleri kapadığımı alacak verecek meselesini bitirdiğimi düşünüyordum. Ne kadar da yanılmışım. Evet biraz eski moda bir deyiş olduğunun farkındayım ama söylemeden edemeyeceğim. Hayat son ana kadar sürprizlerle doluymuş. Son ana kadar.'(1*)

Geçtiğimiz 15 gün boyunca Toplum Gönüllüleri'nin yürüttüğü bir dönemsel yaz projesi vesilesiyle drama dersleri vermek için Mardin'deydim. Kartal yuvasını andıran kalenin yamaçlarında kurulmuş olan Mardin , Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biri. MÖ 4500'den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin; Sübari , Sümer , Akad , Babil , Milaniler , Asur , Pers , Roma , Bizans , Araplar , Selçuklu , Artuklu ,ve Osmanlı Dönemi'ne ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesi (2*)
Benimle birlikte 15 kişiden oluşan kemik kadronun çoğunluğu büyük şehirlerden gelmiş ve daha önce Mezopotamya'yla tanışmamış ; belki de en çok bu sebeple büyük merakları , büyük heyecanları , büyük düşleri olan gençlerdi. Birinci gün görev dağılımı yapılmış , sorumluluklar alınmış , derslerin nasıl işlenebileceği konusunda fikir alış verişleri başlamıştı. Hedef kitlemiz çocuklar , gençler ve yetişkinlerden mütevellit geniş bir yelpazeydi. Kimlerle , hangi beklentilerle , nasıl karşılanacağımız ve neticede hangi tepkileri alacağımız -daha önce çoğunluğunun öğretmenlik tecrübesi yaşamadığı- bizleri en çok endişelendiren kör noktalardı. Drama dersi verecek olan ben ve iki arkadaşımın (Çiğdem ve Esin) ise korkusu biraz daha farklıydı. Acaba drama dersine gelecekler miydi? Çünkü gelen kayıtların çoğunluğu İngilizce ve bilgisayar için diğerleri ise OKS , ÖSS , KPSS Hazirlik içindi. Hatta uygun koşullar ve kıyafetler bulunmadığı halde ısrarla judo dersi almak isteyenler bile vardı. Fakat kimse bizi görmüyordu.

Bir Sürpriz.
İlk gün salonda bizi bekleyenler vardı. Tesadüf değil, gerçekten gelmişlerdi. Günün sonunda 20 kişiye yakındık. Sadece bir kız öğrencimiz vardı ama halinden mutluydu. Tanışma oyunları , ısınma hareketleri ve günün değerlendirmesindeki tepkilerle müthiş bir gün geçirmiştik. Ertesi gün ve ondan sonraki günlerde hep yeni birileriyle tanıştık. İlk günden itibaren belirli bir disiplin altında her ders gelenlerin yanında bir daha gelmeyenler, diğer dersleriyle çakıştığı için aralarda bizimle vakit geçirenler , bahçede isimlerini bilmeden sohbet ettiklerimiz hepsi bizimle tiyatro konuşuyordu. Kimi bize okullarındaki tiyatro aktivitelerinden, kimi okullarında 6. sınıftan büyüklerle tiyatro yapılmasına çok kızdıklarından, kimi müsamere kasetlerinden, kimi okudukları kitapları nasıl oyuna dönüştürebileceğiyle ilgili fikirlerinden bahsediyordu.
Günler ilerledikçe yaş ortalamamız biraz daha arttı ve daha önce tiyatroda oynamış orta okullu ağabeyler ve ablalar öğrencimiz oldu. Artık kız öğrencilerimizin sayısı artmıştı. Fakat yeni bir sıkıntı doğmuştu. Kız ve erkek öğrenciler el ele tutuşmuyorlardı. Grupları bile yalnız kız ve erkek olarak bölüyor ; aralarında sınırı teşkil ediyorduk. Buna çok canımız sıkılıyordu. Fakat zamanla oyunlar o kadar keyifli bir hal almıştı ki artık sahneye çıkmak için birbirlerini eziyor ve çıkanın cinsiyeti umarsanmıyordu. Tek arzuları orada olmak. Yaratmak ve göstermekti.
Bir Sürpriz.
Derslerde şımarıyor , gülüyor , bağırıyor ve ağlıyorduk. Ne yaptığımızın aslında tam da farkında değildik. Tamamen onlar bizi şekillendiriyorlardı. Haftanın sonuna geldiğimizde bir heykel çalışmasında Mehmet aklımızı başına getiren bir iş koydu ortaya. O gün Esin ve Ben neyle karşı karşıya olduğumuzun farkına vardık.
Heykel Çalışması: Mehmet , seçtiğimiz üç arkadaşının her birine , kafasında belirlediği kompozisyon dahilinde, bir şekil verdirerek donmasını ve diğerlerinin bunu tahmin etmesini hatta yorumlamasını istedi. Kompoziyon Üç Maymun'du. Taşıdığı anlam ise Lübnan Savaşı'na karşılık kamu oyunun takındığı tavırdı. Orada olanları görmüyor, duymuyor, konuşmuyorduk. İçlerinden diğer biri bir gün aynısının bizim başımıza da geleceğini , hatta akibetimizin de onlardan farklı olamayacağını söyleyerek devam etti. Böylece daha önce kendi yaşıtlarımla bile gerçekleştiremediğim , abartmadan , duygu sömürüsü yapmadan , hem objektif hem de duyarlı olarak , oldukça samimi ve gerçekçi bir sohbet gerçekleştirdik.
Bu onların daha fazla emeği hak ettiklerini gösterirken biz de daha fazlası için şevklenmiştik.
Aramızda müthiş bir uyum ve sevgi oluşmuştu. Ders sonlarında birer türküyle eğleniyorduk çünkü içimizden birinin pop şarkısı söylemesi üzerine 'lütfen sosyetik şarkıları değil türkülerimizi söyleyelim' ile bir başkası tarafından uyarılmış ve onu haklı bulmuştuk.
Dolu dolu yaptığımız dokuz dersin sonunda çok huzurluyduk. Birbirimiz tanımayı , dinlemeyi, izlemeyi öğrenmiştik. Sanata dair konuşmalar gerçekleştirmiştik. Heyecanlarımızı , korkularımızı sahnelemiştik. Yaratım sancıları geçirmiştik. Kahkahalarımızı ağlayarak dindirmiştik. Evet , her ders en beklemediğimiz anda yapılan bir konuşma , söylenen bir türkü , sahnelenen bir fikir yüzünden utanmadan gizlemeden ağlıyorduk.
Biz giderken yerimize diğer arkadaşlarımızın geleceğini biliyor onları deli gibi kıskanıyorduk. Çünkü onlar bizim ilk öğrencilerimizdi. Hiçbiriyle vedalaşamadık. Çünkü bu ayrılık çok vakitsiz ve acıtıcı olmuştu.
Bu projenin sonunda başta tasarladığımızdan çok farklı bir yere gelmiştik. Mardin yaşanmışlıkların şehriydi. Ve bir büyüsü vardı. Bu büyü tüm çocukların mayasına işlemişti. Ve çocuklar sanatla o kadar ilintili yaşıyorlardı ki. Büyük şehirlerde çoklukla etiket için , kendini kanıtlamak için kurslarla sürdürülen bağ burada yaşamın olmazsa olmazıydı. Doğal olarak resim yapıyorlar , şarkı söylüyorlar , dans ediyorlar , tasarım yapıyorlar , okuduklarını sahneliyorlar , durumları dramatize ediyorlar.Onlar bize başkalarının kabul ettirdikleri gibi uzak , muhtaç ya da aç çocuklar değil. Diğer yaşıtları kadar akıllı ve görgülü çocuklardı. Ne daha fazla eksik ne de daha fazlalardı. Farklı olan şey daha az imkanları var ve buna karşılık daha mutlular ve ne istediklerini daha fazla biliyorlardı.

Bir Sürpriz.
Sonuç olarak bu sene Açıkça'dan Seda'nın önerisiyle haberdar olmasaydım ; TOG'un tesadüfen gördüğüm projesine drama dersleri için dahil olmayı düşünemezdim. Ve tiyatronun lütuflarından faydalanamaz ; çocuklarla iletişimi berbat olan biri olarak Mardin'de bu kadar farkındalık sağlayamazdım. Hayat son ana kadar sürprizlerle doluymuş. Son ana kadar.Teşekkürler Sürprizler
(1*) Gönül Yarası Filmi'nden Şener Şen'in emekli olduğu ve doğduğu büyük şehre döneceği gün.
(2*) Mardin Valiliği.

HAZIRLAYAN
EDA DEMİRTAŞ
28.08.2006

Yorumlarınız
| ASLI KIRBAŞ |
11.06.2007 |
Oradaydım, Eda'nın anlattıklarına şahit oldum.. İyi ki de oldum,, Yüreğine sağlık Edacım..
|
| Siz de Yorum Yazın |