Ülkemdeki Tiyatro

Aynasına bakmayan uluslar,bakmayı unuttukları gibi,görmeyi de unuturlar.
"Herkesin hayatı bir tiyatrodur,herkes biraz oynar!", dersek; hayatta ,bu defa
neleri ve nasıl oynuyora bakarız sanıyorum! Bakışlarımız belirli bir süre sonra;
" Niçin böyle oynuyor,ne kadar süre,ve neden rollerini değiştiriyor / değiştirmiyor?"a
döner.

Herkesle birlikte hayatı oynuyorsak,bu oyunlar yaşamımızın ta kendisidir;Ya güzeldir,ya çirkindir. Ya iyidir,ya kötüdür. Ya mutluyuzdur,ya mutsuzuzdur. Bu "YA"lar degiserek cogalir gider. Bu "YA"lar bazılarımızın kafasına denk düşmediğinde insanı ayağa kaldırır,sokağa döker,bağırtır,kavgaya iter,bazıları ise kendilerini sahne denen o sihirli alanda bulur.
Burası insana en çok yakışan bir görme -duyma-anlama- anlatma- eleştirme- düzeltme alanıdır ki,kısaca,insanın en kısa yoldan,en çabuk bir şekilde eğitim,öğretim okulu yerini alır bana göre... İnsana en yakın alan olduğu içindir ki,insanı en hassas,en can alıcı ve en estetik yerinden tutar.
Yüreklerin ve beyinlerin birlikte uyum içinde yürüyüşü bu sahnelerin aynalarının iyi,doğru,güzel ve insanca yansıması sonucundan doğar. Toplumların sağlıklı büyüyerek yol alışı sahne ve diğer sanat dallarındaki yansılalmalarıyla doğru orantılıdır.
O halde sahnedeki yansıttıklarımız acil önlemler gerektiren, yanan,problemli, hastalıklı,ilaç bulması gereken taraflarımızdır.Sahne bizlerin,bakmayı unuttuğumuz,görmeyi ertelediğimiz yanlarımızı kendi metotlarıyla düşünce ve yürek gözlerimize bir anda sunar. Sahne hayat öğretmenimizdir yani. İnceliğimizdir,sevincimizdir;yeni ufuklar gösterdiğinden,birbirimizi gördüğümüz ve anlayıp sevdiğimiz yerdir. Sahne yaşamımızın ta kendisidir!
Ulusumuzun belirli zamanlardaki sahneleri de o zamanlardaki yaşantıların mercekle düşürülmüş resmi gibidir .Bu resimler doğru,düzgün,insanı büyüten bir yapıyla tarihsel sırasına dizilmişlerse,tiyatro sahnesi yeteri kadar kendini yansıtabilmiş demektir..
Yakın geçmişimize baktığımızda ise sahnelere yansımaların,topluma yansımadığı bir durum söz konusu;tiyatroya gitmeme,kendi aynasından kaçma gerceği,hayatı düzeltmeden yaşama inancı gibi yanılsamaların korunduğu ,bir insandan kopuş
enjekte edilmektedir.
İnsan özgür olamadığı zaman sanatı da özgür olamaz. Sanatı kısıtlanan insan da özgür ve insanca bir düzen bulamaz!
Özellikle erkek egemen dünyasının materyalist yanlışlıkları sanatı cılızlaştirdığı gibi,hayatı kirleten savaş,şiddet,açlık ve doğanın çığlığına dönüşür.Ve bir de en önemlisi kadının varlığının sömürülmesine göz yumar. Özgürlüğünü korumak isteyen sahne,o ülkenenin insanlarıyla,politikacılarıyla,yönetimiyle ya var olur ,ya yok olur!
İnsan ya var olacak ,özgürlüğünü her şeyin üstünde tuttuğunu göstererek her durumda,ya da hayata yansımasını öldürecek. Özgürlüğü eşit düzeyde ,insana yakışır bir şekilde yaşayacak laik Cumhuriyette,ya da kelepçesini kendi takacak kendine,insanlıktan aşağı.
Burada tiyatroya önce kendinden kendine büyüyen bir yol çizmek gerekir.
Biz olmazsak yansıyamayız...
Aynalarımız yaşasın!
Saygılarımla

 

 


Nimet KÖSE

27 MART 2008