OYUN İNCELEMELERİ
Kızıl Oidipus / Edipo Alcalde
İnceleyen : EZGİ TOZ
Filmin Orjinal Adı: Edipo Alcalde
Yönetmen: Jorge Ali Triana
Oyuncular: Miriam Colon, Jorge Martinez de Hoyos, Jorge Martinez, Ángela Molina, Francisco Rabal, Jorge Perugorria
Yapımcı: Jorge Sanchez
Senaryo: Gabriel García Márquez, Orlando Senna, Stella Malagon
Sanat Yönetmeni: Jose Luis Aguilar
Editör: Sigfrido Barjau
Sinematografi: Rodrigo Prieto
Müzik: Blas Emilio Atehortua
Yapım Yeri: Kolombiya, Meksika, İspanya
Dil: İspanyolca
Yapım Yılı: 1996
Süresi: 109 Dakika
Altyazı: Türkçe
Filme Genel Bakış:
Kızıl Oidipus, ünlü Güney Amerikalı yazar Gabriel Garcia Marquez'in (Yazar 1982'de Nobel Ödülü kazanmıştır.) bir fikrinden doğmuş ve onun kalemiyle şekillenen senaryo, arkadaşı Kolombiyalı yönetmen Jorge Ali Triana tarafından görselleştirilmiştir.. Gabriel Garcia Marquez'in "dünyanın en iyi gerilim hikayesi" olarak nitelendirdiği Sophokles'in ünlü Kral Oidipus tragedyası, filmde günümüze uyarlanmıştır. Bu uyarlama çalışması, bir yandan antik dönem tragedyası ve günümüz dünyasının gerçekleri arasındaki farklılıkları barındırmakta -ki filmin ilgi çekici yanını oluşturan budur- bir yandan da efsanenin evrensel ve "tüm zamanlı" olma niteliğini koruma amacı gütmektedir. Örneğin; filmde Jokaste'nin (Homeros'ta Epikaste) Oidipus'un soyarken, erkeklere yönelik söylediği cümle tüm tragedyalara ve tarihe gönderme yapacak şekildedir: "Siz erkekler, bu hayatın ölmek için değil yaşamak için olduğunu anlamıyorsunuz."
Filmde olaylar, efsanedekinin aksine Thebai'de değil Kolombiya'da geçiyor. Kahramanımız bir kral değil uyuşturucu tacirlerinin, askerlerin ve gerillanın baskısı altında sıkışıp kalmış kasaba halkını kurtarmak isteyen bir belediye başkanı... Klasik tragedya öğeleriyle örtüşen güncel politik açıklamaların, olayların ustalıkla sergilendiği film; Jorge Perogorria'nın başarılı oyunculuğuyla beğeni kazanmış.
Oidipus Efsanesi:
Efsaneye göre Kadmos'un dört kızı ve bir de Polydoros adında bir oğlu vardı. Polydoros, Nykteus ile evlenerek Labdakos'un babası olur. Labdakos'un da Laios adlı bir oğlu vardı.
Thebai krallığını Amphion ile Zethos, zorla ele geçirdikleri zaman Laios, şehrin kralı idi. İki kardeş krallığı ele alınca eski kralı sürgün ettiler. Fakat Amphion ile Zethos'un ölümünden sonra Laios sürgünden geri geldi, yine krallığı ele aldı. Tekrar tahtı ele geçiren kral; Kreon'un kızkardeşi İokaste ile evlendi. Bu evlenme sonunda hiç çocukları olmadığından Laios, karısını yanına alarak Apollon'a danışmak üzere Delphi'ye gitti. Çocukları olması için yalvardılar. Tanrı krala bir erkek çocuğu olacağını, fakat çocuğun büyüyünce kendisini
öldürerek anası ile evleneceğini ve aileye felaket getireceğini haber verdi. (Başka bir efsanede kralın danıştığı kahinlerden biri lanetin habercisi olmuştur.) Gerçekten de çok geçmeden kraliçe Jokaste bir erkek çocuk doğurdu.
Bazı metinlerde, Laios'un Thebai'nin işgali sırasında yanına sığındığı Elide kralı Pelops'un oğluna aşık olur ve onu kaçırır. Amphion ve Zethos'un ölümüyle tekrar Thebai topraklarına dönen Laios, beraberinde Pelops'un lanetini de topraklarına taşımıştır. Bu ayrımla söylenebilir ki; Apollon'un Laios'a haber verdiği ve oğlu Oidipus tarafından işlenen günahın sonucu olan lanet, bazı metinlerde Laios'un Pelops'un oğlunu kaçırması nedeniyle doğmuştur.
Fakat Kral Laios, tüm soyuna felaket getirecek bu çocuğu istemedi. Bu noktada yine efsaneler farklılık göstermektedir. Bazılarına göre, Jokaste çocuğun ayak bileklerini delip birbirine bağlayarak (şişmiş-incinmiş ayak anlamındaki Oidipus adı buradan gelir) Kithaeron dağına bırakır. Diğer bir mite göre, bu görevi kralın görevlendirdiği biri üstlenmiştir. Bu vazifeyi alan adam, çocuğu Kithaeron dağına götürerek tek ayağından bir ağaca asar. Korinthos (Corinthe) kralının sürülerini güden çobanlar, bir ayağından asılmış bulunan bu yavrunun feryadını duyarak koştular. Onu kurtardılar ve krallarına götürdüler. Kraliçe, bulunan bu çocuğu görmek ister. Kendisinin çocuğu olmadığından bu çocuğu evlat edinir ve ona Oidipus adını koyar. Kral Polybos'un sarayında büyütülen bu çocuk kralı öz babası, kraliçeyi de öz annesi sanıyordu.
Yetişkin olduğunda evlat edinildiğine dair söylentiler duyar. Böylece Oidipus, doğumunun esrarını çözmek ister ve Delphi şehrine giden kutsal yolu tutar. Onun aslının ne olduğuna dair hiçbir şey söylememekle beraber Tanrı Apollon, ona babasını öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini anlatır. Kendini Korinthos kralının öz evladı sanarak büyüyen Oidipus, bu felaketten sakınmak için kral ve kraliçenin yanına, yani saraya dönmez. Bazı metinlerde Tanrı Apollon'un rolünü yine kahin üstlenmektedir.
Phokis'e gitmek üzere yola çıkan Oidipus, Thebai yakınlarında tanımadığı biriyle kavga eder ve bu tartışma sonucu onu öldürür. Efsanenin farklı bir şeklinde ise iki yolun kavuştuğu bir noktada bir araba ile karşılaşır. Araba o kadar hızla yanından geçer ki tekerleklerden biri onun ayağını ezer. Bu dikkatsizliğe çok kızan ve canı yanan Oidipus, adamın arabacısına öldürücü bir darbe vurur. Adam, arabacısının öcünü almaya hazırlanırken, Oidipus tarafından öldürülür. Oidipus farkında olmamakla birlikte, çok daha sonra keşfedeceği gibi öz babası olan Thebai Kralı Laios'u öldürmüştür. Laios'un katlinden sonra taht Kraliçe Jokaste'nin kardeşi Kreon'a geçer. Bu kaza, Oidipus'u kendi lanetiyle yüz yüze getirecek olayların başlangıcıdır.
Bu arada Thebai yakınlarında Sphinks adında bir yaratık yaşıyordu. Bu, ülkeyi mahveden, göğsü, yüzü kadına, gövdesi aslana, kanatları bir kartala benzeyen bir yaratıktı. Thebai civarında; şehre gelen ana yola hakim bir kayanın üstünde yer tutan bu yaratık her geçene bir bilmece soruyor, çözemeyeni öldürüyordu. Kreon, bu felaketten vatandaşlarını kurtarana krallığını bağışlayacağını ve kardeşiyle evlendireceğini ilan etmişti.
Yaratık Oidipus'la karşılaşınca ona şu soruyu sordu: " Sabahları dört, öğleleri üç, akşamları iki ayak üstünde yürüyen hayvan hangisidir?" Oidipus biraz düşünür ve yanıt verir: "İnsan. Çünkü insan sabahleyin, yani bebekken dört; öğleyin, yani erişkinken iki; akşam, yani yaşlılıkta üç ayak üstünde bastonladır". Bilmecenin çözüldüğünü gören Sphinks, kayadan atlayıp intihar eder. Böylece Oidipus, kral olur ve annesi olduğundan habersiz, Jokaste ile evlenir. Dört çocukları olur: Eteokles ve Polyneikes, erkek; Antigone ve İsmene, kız idiler. Bu evlenmeden Tanrılar iğrenip Oidipus'tan öç almak istediler
Gerçekten o sıralarda Thebai bölgesinde anlaşılmaz bir afet kendini gösterdi. Toprağın yetiştirdiği meyveler daha çiçek halinde iken yandı, kavruldu. Doğurmak üzere olan hayvanlar ve gebe kadınlar vaktinden evvel yavrularını, çocuklarını düşürmeye başladılar. Ülke baştan başa bir felaket yaşıyordu. Bu tahammül edilmez belanın sebebini Tanrılara danıştılar. Tanrılar: bütün bu olaylara; Laios'un öldürülmesinin sebep olduğunu; bu felaketlerden; belalardan kurtulmanın tek çaresinin, suçluyu bulup cezalandırmak olduğunu
söyler. Bunun üzerine Oidipus, kralı öldürenin, yani Labdakos'un oğlunun katilinin aleyhinde, kin ve nefret dolu bir hitabede bulunur. Sonra hemen katilin kim olduğunu öğrenmek için meşhur bilge kahin Teiresiad'a gider. Kör ve çok ihtiyar olan kahini, gerçeği söylemeye zorlar.
Oidipus; babasını kendisinin öldürdüğünü ve annesiyle zina ettiğini öğrenince dünyanın en bahtsız, en iğrenç adamı sayılır. Annesi ve karısı Jokaste kendini asar. Oidipus, eliyle kendi gözlerini oyarak çıkarır ve bu uğursuz lanetli insan, Kreon tarafından kovulur..
Oidipus, kendi öz evlatlarının da hakaretine maruz kalır. Oidipus, bütün Tanrıların ve insanların, iğrendikleri bir zavallı idi. Bilmeden işlediği günahların acısını çeken kral şimdi artık kör bir dilenci olmuştu. Sadık Antigone, ihtiyar ve kör babasını bırakmaz. Bu yüzden Antigone, evlatların babalara karşı gösterdikleri fedakarlığın ve bağlılığın simgesi olarak kalır. Babasıyla tozlu yollarda dolaşmayı, dilenmeyi güzel bir delikanlı ile evlenmeye hatta krallık tacına bile tercih etti.
Nihayet kral Oidipus, kızı ile beraber Attika'ya gelir. Kolone kasabasına yakın, ölüm ve öç perileri olan huysuz Eumenid'ler ormanında sefil ve perişan bir halde can verir.Fakat Oidipus'un ölürken, lanet ettiği oğullarının başlarına felaket yağdırmakta gecikmedi.
Babalarının feci bir şekilde ölümünden sonra Eteokies ile Polyneikes sıra ile birer sene Thebai krallığı yapmaları hakkında bir anlaşmaya vardılar. İlk defa krallık tacını Eteokies aldı, fakat hükümdarlık tatlı geldiği için bir sene müddet geçince sözünde durmadı. Tahtı kardeşine bırakmadı. Bir olay çıkarmasın diye Thebai'yi terk etmeye zorlanan Polyneikes, Argos'a vardı ve oranın kralından haksız ve sözünde durmayan kardeşini zorla yola getirmek için yardım istedi. Yedi şef tarafından kumanda edilen muazzam bir ordu Argos'dan hareket ederek geldi, Thebai şehrinin göründüğü bir yere kamp kurdu. Yedi kapılı bu meşhur şehre zarar vermemek için son bir defa olarak Argoslular zorba krala bir elçi göndererek tahtı Polineikes'e bırakmasını istediler. Elçi bir sonuç alamadan dönünce savaş başladı. Çok uzun süren ve çok kanlı olan savaştan iki taraf da bıktı. Neticede Thebaililerle, Argoslular, krallık isteyen iki kardeşin başa baş vuruşmasına ve hangisinin kazanırsa onun kral olmasına karar verdiler Eteokles ile Polyneikes arasında müthiş bir mücadele başladı. Sonunda iki kardeş de bir biçimine getirip aynı zamanda mızraklarım birbirlerine saplayarak ikisi de öldü.
Oidipus'un iki oğlunun da bu şekilde ölümünden sonra Argoslular çekildi gittiler. Thebai'nin krallığı tekrar Kreon'a geçti. Kreon kral olur olmaz; yurdunu kahramanca müdafaa ettiğini ileri sürerek Eteokles'in naaşını özenle gömdürdü. Polyneikes'e gelince onun naaşını olduğu gibi bıraktı. Hakaret olsun diye ona hiç bir merasim yaptırmadı. Hatta onun için ağlayanları bile şiddetle cezalandıracağını ilan etti.Taç, taht peşinde koşarak, memleketi ateşe veren, bir çok kadınları kocasız, bir çok babaların evlatsız kalmasına sebep olan Polyneikes'in naaşı ile köpeklere ve yırtıcı kuşlara ziyafet çekildi. Fakat bu bahtsız prensin kız kardeşi Antigone, babasına koştuğu gibi kardeşinin naaşını da ihmal etmedi. Konulan yasağa rağmen, her şeyi göze alarak; zavallı kardeşinin cesedini gömdü. Bu dini bir vazife idi, Tanrıların emrini dinlemek, zalim bir kralın buyruğuna boyun eğmekten elbette daha önemliydi. Fakat bu vazifeyi yaparken muhafızlar tarafından görüldü; neticede din diri toprağa gömülmeye mahkum edildi. O da kapatıldığı karanlık yeraltı hücresinde kendisini astı.
Bir başka hikayeye göre, Oidipus kendini kör ettikten sonra, yerini Kreon'a bırakır. Antigone ve İsmene ile birlikte sürgüne gider. Atina yakınlarındaki Kolonos'ta ölen Oidipus'u toprak içine çeker bundan sonra Oidipus yörenin koruyucu kahramanı olur.
Kızıl Oidipus Filminin Kritiği:
Filmde, Oidipus ferah ve aydınlık bir bölgeden karışık ve sıkıntılı bir yere belediye başkanı olarak gider. Oidipus, ailesini kaybetmiş ve Kolombiya'nın bir kasabasına atanmıştır. Gerçek efsanede tesadüflerin Thebai'ye getirdiği Oidipus, filmde bir atamayla, belediye başkanı olarak kasabaya gelmiştir. Mite benzer bir şekilde fırtınalı bir gecede, yedi adamıyla birlikte şehre girerken, bir arabayla karşılaşır. Çıkan çatışmada şoför ve yanındaki adam ölür.
Göreve başlayacağı şehre vardığında, bölgenin güçlü ve zengin adamı Laios'un kaçırıldığını öğrenir. Laios bir anlamda devletin yapamadığını yapan, bölgeye hakim olan kişidir. Şehre varır varmaz gizemli, kör ve yaşlı bir adam kendisine şöyle der: "Kaderinizi bizimkiyle birleştirmek için tam vaktinde geldiniz.'' Bu adam Laios'un sık sık danıştığı bilge bir tabutçudur.
Oidipus'un Jokaste'yle ilk teması, acı çeken beyaz bir atın Jokaste tarafından öldürülmesi sırasında gerçekleşir. Bu beyaz at Laios'un en sevdiği atıdır. Burada, Laios'un kaçırılmış, yani aslında daha sonra anlaşılacağı gibi Odipus tarafından çoktan öldürülmüş olmasıyla beyaz atın ölmesi arasında bir ilişki kurulabilmektedir. Bu ilişki, Freud'ün de esinlendiği bu trajedinin psikolojik öğelerini ifade etmektedir. Daha sonra bu konuda açıklama yapılacaktır.***
Jokaste'yle tanışmaları sırasında geçen önemli bir dialoğu efsaneyle ilişkisi nedeniyle burada belirtmek gerekir:
Jokaste: "Tanrının elçisisiniz."
Oidipus: "Hayır! daha çok bir kurban."
.
Oidipus: "Kocanızı kaçıranlara dair hiçbir önseziniz yok mu?"
Jokaste: "Sen buna inanıyor musun?"
Oidipus: "İnsan her şeye inanmalı ya da hemen hemen her şeye."
Jokaste: "Bu büyücüler ortamında insan her şeyden şüphe etmeli."
Oidipus: "Annem bunu doğduğumdan beri söyler."
.
Oidipus: "Gözümün açılması riskini kaldıramam. Buraya barışı sağlamaya, annemin hatırına geldim."
Jokaste: "İyi bir evlatsınız."
Anne ve oğul arasında fark etmeden geçen bu dialoglarda, efsanenin ironik izdüşümlerini görüyoruz. Örneğin, Oidipus ona annesinin öldüğünü söylediğinde, Jokaste nedensizce gülmüş ve bazen tepkilerini kontrol edemediğini açıklamıştır. Bilinçsizce yapılan bu ciddiyetsizlik aslında kaderin bilinçte oynadığı bir oyun ya da önsezidir.
Jokaste'nin kardeşi Kreon'la ilk karşılaşmasında, aralarında bir iktidar çatışması açıkça görülmektedir. Bu iktidar çatışması tüm film boyunca devam etmektedir. Efsanede de olduğu gibi hem Laios'un ölümünden sonra hem de daha sonra gerçekleşecek Oidipus'un körlüğü sonrasında Kreon hem hakim kişidir yani iktidarı elinde bulundurur. Belki de bu yüzden bu gerilim filme bu şekilde yansıtılmıştır. Kreon sanki Oidipus'un lanetinin yaşanmasını ve kendi gücünü kazanmayı beklemektedir.
Kreon'un "Tam da siz gelirken, Laios'u kaçırmaları tesadüf mü sizce?" repliği de onu, bu lanetin ön sezisine sahip gibi gösterilmektedir. Yine efsanedeki gibi Oidipus Laios'un katilinin kendisi olduğundan habersiz: "Sorumluları kimse, ölecekler!" der ve gerçeği aramaya başlar. Daha sonra gerçeği arama ve sırları açığa çıkarma konusunda Jokaste'yle arasında geçen dialoglar da fazlasıyla çarpıcıdır. Bunlara sonra değineceğiz.
Laios'un cesedinin bulunması ve cenazenin gerçekleştirilmesi sonrasında; Kreon halka şöyle seslenir: "Laios'un katili bulunana kadar, barış gerçekleşmeyecek." Efsanede Tanrılar tarafından Laios'un katili bulunana dek kıtlığın ve uğursuzluğun sona ermeyeceğinin açıklanmasına gönderme olarak bu replik anlamlıdır.
Laios'un katilini bulmaya yemin eden ve bunun için gerçeği aramaya başlayan Oidipus2la Peder arasında geçen konuşma bize hem bölgenin koşullarını hem de yine efsanenin ilerleyişini göstermektedir.
Oidipus: "Kim öldürmüş olabilir Laios'u?"
Peder: "Kendi özel milisi, ''yedi'' gerilladan herhangi birisi."
Efsanede de filmde de yedi rakamı sık sık karşımıza çıkmaktadır. Daha önceden Kreon, Oidipus'a silahsızlanmayı ve barışı "ödü patlamış yedi korumasıyla" mı sağlayacağını sormuştur. Yine efsanede yedi kapı, yedi şef tarafından kumanda edilen ordu gibi yedi sayısının mitolojideki kullanımlarını görüyoruz.
Pederle Oidipus arasında bir işbirliği görülüyor. Burada dinin simgesi olan Peder'in gerilla kuvvetleriyle gizli ve çıkarı dayalı bir ilgisi var. Oidipus halka her şeyin affedileceğini tek Laios'un katilliğinin affedilmeyeceğini söyler, yani kendisinin. Oidipus Laios'un sırdaşı kahin, tabutçu Tresias'a gider.
Tresias:" Senin kutunu hazırlıyorum."
Oidipus:" Kim öldürdü Laios'u ?"
Tresias:"Kanından biri"
Oidipus:"Kreon'mu ? "
Tresias:"Onun için çok değerli olan biri."
Oidipus:"Jokaste mi?"
Tresias:"Sadece tahminde bulunuyorsun."
Oidipus:" O öldürülmeden tabutunu yaptın."
Tresias:"Şimdi de seninkini yapıyorum."
Oidipus:"Sadece görüşün değil,anlayışın da kıt."
Tresias:" Tek kör sensin."
Oidipus:" Sana rağmen Laios'un katilini bulucağım." Bu diyaloglar kahinin ileriye dönük mesajlarıdır. Oidipus kendi yazgısının peşine inatla düşer ya da düşürülür.
Jokaste'yle Oidipus'un ikinci karşılaşması daha yakın bir şekilde gerçekleşmektedir. Jokaste konuşmasının arasında ona oğlum diye hitap eder. Oidipus Laios'un katillerinin bulunmasının herkesi mutlu edeceğini söylerken, Jokaste'de onu hayatta bir kez bile görmediğini görseydi, ilgilenmeyeceğini söyler. Bu sözler yine bilinçsizce onun gerçeği aramasını engellemek, laneti bir anlamda geçiştirmek. Aralarında genel diyaloglar bu amaca hizmet ediyor. Oidipus katili aramak için diretiyor, Jocaste vazgeçirmeye çalışıyor. Oidipus 30 yaşında olduğunu söylüyor. Jokaste ona bu yaş için bu kadar acı ve utançla ilgilenmesinin saçma olduğu konusunda diretiyor. Jokaste'yle Oidipus sevişirken ,kadın :"30 yıldır seni beklediğimi fark edemedin(şehvetle ağlayarak.).30 yıldır ilk kez sevişiyorum. Hayatımda ikinci kez. İlki düğün gecem, o bir tecavüzdü."
Burada belki de bu olayın tecavüz olarak nitelendirilmesiyle olay farklı bir yöne sapıyor. Oidipus bir utanç çocuğu olarak dünyaya geliyor. Jokaste'nın kocasına olan kini,nefreti de buradan geliyor. Oidipus üzerindeki lanet doğmasına sebep olan olayla başlıyor.
Kreon tarafından Oidipus'a siyah bir at hediye ediliyor. Burada altı çizilmesi gereken Laios'un Jocaste tarafından acı çektiği için öldürülen beyaz atı yerini oğluna iktidar ortağı tarafından hediye edilen siyah huysuz ata bırakıyor. Beyazdan siyaha geçiş, bir anlamda lanetin pekiştirilmesi. Bunun habercisi de yine Kreon.
Kreon atı hediye ederken, lanete dair mesajlarına devam eder.
Kreon:" Her şeyi biliyorum ama bu beni mutlu etmiyor. .Kimse seni öldürmeyecek şair, şehir çocuğu. Olabilecek en kötü şey seni öldürmemeleridir."
Bu siyah atın bir başka yönü, sürekli düğümünü çözmesi ve kaçmak istemesi. Özellikle Jokaste'yle Oidipus sevişirlerken kişneyerek onları sürekli engelliyor. At, Jokaste'nin Oidipus'a ilk gün verdiği çiçekleri yemiştir, aşkın çiçekleri midir bunlar?...Atın Truva atı olup olmadığı aralarında konuşuluyor. (Freud'un Oidipus kompleksinde truva atı işlevi açıklanmıştır. ***). Jokaste Laios'un rüyasına inanmayarak Oidipus'a anlatır.
Oidipus:" Derler ki çocuğu gelip onu öldürecek."
Jokaste:"Ama hiç çocuğu olmadı ki."
Pederin iyi mi kötü mü bir insan olduğu ve kimi temsil ettiği filmde muamma olarak kalmıştır. Yunan Tanrıları'nda insani zaafların olması, politika yapıyor olmaları,iktidar kavgaları, Pederin kavgasıyla benzerlik gösteriyor.
Peder'e göre Tanrı'nın oyunu, ama gerçekte kurban Oidipus'un laneti kasabaya savaşın şiddetini(gerilla-milisler arasında) ve huzursuzluğunu tırmandırıyor. Peder çatışma arasında vahşete son verin vaazını verir ve ölür.
Bir asker bu şehrin 30 yıldır yıkım içinde olduğunu söyler. Tesadüftür ki Oidipus tam 30 yaşında. Jokaste hamiledir.
At öğesi burada kendini yine gösteriyor: siyah at Oidipus'un tokatı sonucunda Kreon'a geri döner. Filmin kırılma noktası buradan sonra başlıyor.
Kavşakta onlara saldıran arabanın Laios'a ait olduğu ortaya çıkar. Kavşağa gider ve o geceden kalan boş mermiyi bulur,kendi tabancasından çıktığını anlar. Kreon'u Laios'un katili olmakla suçlar, üzerine yürür. Kreon:
" Sinirlisin yalnızca onu oğlu öldürebilir, eğer sen oğluysan ayrı."
Tresias, Oidipus bu şüphelerle boğuşurken ona şu kehanetlerini söyler ve ortadan kaybolur:
"Sen gizleri ışığa açık olan kişi!
Büyük bir utancın üstüne çökeceğini hissetmiyor musun?
Şimdi aklından çıkmayan bir anneyle babanın dehşete düşürücü laneti, bugün ışığı açık seçik görürken,
Çok geçmeden sadece karanlığı görebileceksin."
Sonra Oidipus onu bulur ve gerçeği sorar. Kahin onu babasının katili,annesinin hem oğlu,hem kocası,oğlunun hem babası hem kardeşi olmakla niteler. Onun için hazırladığı mezarı şafakta bitireceğini ama ona hiç oturamayacağını söyler.
Oidipus, Jokaste'ye 30 yıl önce çocuğu olduğunu onu bir hizmetçiye öldürmesi için verdiğini itiraf ettirir. Jokaste onu gitmemesi için ikna etmeye çalışır ama başaramaz. Hizmetçiyi bulur ve kadın bebeği öldürmediğini:
" Bir rezalet çocuğuydu ama bu kötülüğü hak etmemişti." bu replikle söyler.
Kadın hem lanete, hem tecavüze gönderme yapılıyor.
Oidipus , çıldırmış bir vaziyette Jokaste'ye gider ve Jokaste:
" Bizi ölümden beter ayıracak müthiş bir gerçeği deşme! " der.
Efsaneyle birleşilen nokta da burasıdır. Jokaste artık müthiş gerçeği bilmektedir. Anlatıya göre bu gerçek,Oidipus ile çocukları olduktan sonra öğreniliyordu. Filmde Jokaste öğrendiği bu acı ve dehşet verici olaya tepki olarak aldığı makasla karnını deşerek intihar eder. Bu gerçek Jokaste'nin dediği gibi öyle bir gerçektir ki,ölümden bile beter,ölümden bile çaresiz.
Oidipus hizmetçiye tekrar gider ve hizmetçi evlatlık verdiği aileyi ona söyler. Hizmetçinin sözüyle bu olay tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar :
" Çocuk hayatın bütün engellerine rağmen rüyanın hükmünü yerine getirmeye gelecekti."
Bu replikler atılırken, Oidipus'un sol ayak bileğinin sıkı kundaklamadan dolayı incindiği de hizmetçi tarafından söylenir. Bu ayaktaki incinme mitte de var olan Oidipus isminin konma nedenidir. Efsanede şişlenerek, burada kundaklamadan ötürü zarar gören ayak söz konusudur. Tüm veriler onun babasının katili olduğunu gösterir.
Kreon ile son hesaplaşma sahnesi oldukça vurucudur. Baştan beri laneti biliyormuş gibi davranan iktidar kavgacısı Kreon :
" İşte daire tamamlandı. Artık her şeyi mümkün kılan güç sende. İşte Laios'un katili. Suçun senin kanınla ve benimkiyle ve bu utanç ülkesindeki sayısız ölününkiyle temizlendi."
Söylencede de belirtildiği gibi ülkenin kıtlık,huzursuzluk,gerginlik yaşamasının sorumlusu aslında bu lanetin süregelmesidir. Kreon var olan dehşetin sorumlusu olarak baştan beri tavır aldığı Oidipus'u gösteriyor. Efsanede de olduğu gibi onu ülkeden bir nevi kovuyor.
Son sahnede Oidipus'u başka bir şehirde yürürken görürüz. Anlatıyla aynı berduşlukta ve sefalettedir. Gözleri yalnızca karanlığı görerek.
***
Freud ve Oidipus Kompleksi:
Adını bu mitolojik öyküden alan Oidipus kompleksi Freud'a göre çocuklarda babayı kendine rakip olarak görerek, annenin gözdesi olma seklinde davranış tarzını belirtmek için kullanılmıştır. Bu düşmanlığın kökeninde, güçsüz biçarenin, annesinin koruyuculuğunu, besleyiciliğini, sevgisini kaybetmeme çabası vardır. Çocuk gelişiminde erkeklerin annelerine cinsel ağırlıklı aşırı ilgi sahiplenme isteği duyması ve bu nedenle babayı rakip olarak görmesiyle olay ortaya çıkıyor.
Bu kavramı ilk kez Sigmund Freud Die Traumdeutung ( 1900 ; Rüyalar ve yorumları ,1972) adlı kitabında kullandı. Gene yunan mitolojisinde annesinin öldürülmesine yardımcı olan Electra'nın adı aynı sürecin kızlardaki yansıması olan Elektra kompleksi terimine kaynak oldu. Erkek çocuğun babayla özdeşleşip cinsel dürtülerini bastırmasıyla bu sürecin sona erdiğini savundu. Oidipus'a eşlik eden şu garip "hadımlaştırma kompleksi" ise, diğer taraftan, psikanalizin bedeni tanımadığını dışa vurur ve onun içinde bir Truva Atı olarak iş görür. İnsan arzusunu insan-biçimci ve cinsiyetçi değerlerle damgalar. Onun merceğinden bakıldığında arzu, bir eksikliğe, yoksunluğa yönelme tarzından başka bir şey değildir. Amacı ise doyum, yani arzu yokluğudur. Psikanaliz bunu göstermek için, topyekün Yasa denen şeyin otoritesi altına yerleştirdiği fantazma ve "hayali" kategorilerine başvurur. Yasa ise, simgesel olarak tanımlanmıştır: Simgesel (dil) ile "hayali" arasındaki hududu örgütler (Lacancılarda olduğu gibi). Fallus yasası ve Babanın-Adı denen imleyici kategoriler, kendilerini kuşatan, daha geniş bir anlambilimsel şebekenin ağlarına bir taraftan "gerçeği", öte taraftan, zaten kendi içlerinde bölünmüş "simgesel" ile "imgesel"i düşürmek amacıyla kullanılırlar.
...............................
Her erkeğin ilk kadınıdır anne...
İlk gördüğü, ilk öptüğü, ilk sarıldığı kadın...
Ona yemeyi, yürümeyi, konuşmayı, giderek sevmeyi öğreten ilk aşkı...
Kokladığı ilk ten, duyduğu ilk ses, yaslandığı ilk omuz...
En uzun sürecek ilişkisinin, hayatı boyunca terk etmeyeceği kahramanı...
Gün gelip büyüyünce de, artık karşılaştığı her kadında o eski kokuyu, o ilk sesi, o sıcak omuzu arayacak, her yeni aşkını onunla kıyaslayacak, uzandığı her dizde, aynı şefkati okşayışı arzulayacaktır.
Bazen de bu arayıştan kurtulabilmek için bambaşka kadınlara kaçacak, bilmeden işlediği bir ilk günahın cezasını çekercesine yaşam boyu vebalı gelgitler içinde çırpınacak, çocukluğunun cennetini özleyerek yetişkinliğinin cehennemine koşacaktır.
İlkel toplumlarda ölenleri, ana rahmindekine benzer bir pozisyonda, dizleri karınlarına çekilmiş şekilde gömerlermiş.
Kim bilir, belki de yaşadıkları onca cehennemden sonra yeniden hayatın başladığı yere, o "anaç cennet"e dönebilmeleri içindir.
CAN DÜNDAR