Aşk Her Yerde

Aşk gerçekten her yerde mi? Oyunu izlerken bu soru hep aklımdaydı. Oyun bittiğinde cevabımı bulamasam da yaşam gerçekten “Aşk Her Yerde” ki gibi romantik komedi olsa nasıl olurdu diye düşünmedim desem yalan olurdu. Sadece mutlu sonla biten ama asla yaşamlarının geri kalanını nasıl geçirdiklerini bilemediğimiz çiftler. İşte “Aşk Her Yerde” de birbirlerine kavuşup tam öpüştükleri anı görüp bir “oh” çekerek biten bir oyundu.
“Aşk Her Yerde” Emre Kınay tarafından yönetilen bir oyun. Orta yaşlı Leonard (Emre Kınay) karısı tarafından terk edilmiş ve kızı Dee Dee’yi (Bahar Yanılmaz) yetiştirmeye çalışan bir babadır. Babası Gus’u (Sait Genay) yaşlılar evine göndermeye çalışmaktadır. Kızı ve babası Leonard’ı sıkıcı bulmaktadırlar. Leonard başlarda bu yoruma karşı çıksa da sonradan kendisi de kabul etmeye başlar. Ama herkesten sakladığı bir arzusu vardır: Bir roman yazmak. “Aşk Her Yerde” adlı ve sadece kadın yazarların eserlerinin kabul edildiği yayın evine romanını takma bir kadın ismi “Myrtle Banbury” ile gönderir. Ve romanı yayınlanmaya hak kazanır. Harriet Copland (Ayçin İnci) “Cennette Buluşalım” adlı romanı yayınlamak için Leonard’a gayet yüklü bir meblağ teklif eder. Ama tabii ki sadece kadın yazarları kabul eden bir yayın evinin sahibi olan Harriet’i kandırmak gayet zor olacaktır.
Oyunun başlamasını beklerken ve oyunun arasında ardı ardına çalınan romantik şarkılar ile gayet romantik bir oyun izleyeceğimize dair ilk izlenimlerimizi ediniyoruz. Oyunun sergilendiği sahneyi ikiye bölünmüştü: Sahnenin sağ tarafı Leonard’ın mutfağı ve salonu, sol tarafı ise Harriet’in ofisi. Mutfak gayet güzel bir mutfaktı. İnsanın evinde sahip olmasını dilediği cinsten ve bembeyaz. Harriet’in ofisi ise mutfağa oranla daha sadeydi. Bir masa, bir sandalye ve dertleştiği arkadaşı cansız model (sadece üst tarafı ile). Ayrıca Leonard’ın evinin kapısı ile apartmanın kapısını da unutmamak lazım. Sahne geçişlerinde ışık oyunlarına başvuruldu; bir taraf aydınlıkken bir taraf karartıldı. Ve her karartılma esnasında Frank Sinatra’dan oyunun romantikliği ile alakalı olsun diye seçildiğini düşündüğüm “Fly me to the Moon” adlı şarkı çaldı. Oyuna, salona giriş yapılan yerlerden ara ara oyuncuların girip çıkması oyunu canlandırdı.
Ama mutfakta duvarda bulunan saatin neden durduğunu bir türlü anlayamadım. Ya da Leonard’ın Myrtle Banbury olup Harriet’e içki servisi yapacağı sırada açtığı mutfak dolabında sadece iki kadeh ve bir şişe şampanyanın bulunması da düşündürücü idi. Mutfak dolapları İngiliz ailelerinde bu amaç için mi kullanılmaktadır da biz mi bilmemekteyizdir? Harriet’in ofisinde bir tane olan sandalye sayısı neden ikinci yarıda ikiye çıkmıştır? Ve Harriet raptiye ile nasıl olur da Myrtle’ın resimlerini duvara iğneleyebilmektedir? Oyunun bir sahnesinde Leonard’ın t-shirtü ıslandı ve üstünü çıkartmadı. Harriet, Myrtle’ı görmek için Leonard’ın t-shirtünün ıslandığı gün mü evine gelmiştir? Geldiyse o t-shirtteki minik su lekesi neden bir türlü kuruyamamıştır? Ya da Harriet mektubu okurken neden o kadar uzaktan tutmuştur? Harriet hipermetropsa gözlükleri nerededir? Ve 2. yarının başında çalan “Fly me to the moon” adlı şarkının kısılması geç sürdü. Oyuncuların sesleri o sırada çok da net bir şekilde duyulamadı.
“Aşk Her Yerde” Simon Williams adlı İngiliz yazar tarafından yazılmış. Türkçeye uyarlanmasında Türk kültürü ile özdeş bazı olguların verilmeye çalışıldığını gördüm, örneğin, “Anana mı çektin?” ,”Ne! Dövme mi yaptın?”, “Neresindensin Peru’nun? İçinden misin?”, “Erkeklerin hepsinin köküne kibrit çakmalı.” Çevirisinde ve uyarlanmasında klişelere başvurulduğunu gördüm. Oyunun ilk sahnelerinde kullanılan torbanın içindeki kadın kıyafetinin bir sonraki sahnelerde kullanılacağını bilerek oyunu izledim. Leonard’ın ailesinden habersiz bir anda kadın kılığına girmesi ve o gün babasının eve erken geleceği beklenen bir şeydi. Myrtle’ın şampanyayı açmak için zorlanması ve şampanyanın patlaması da beklenen bir durumdu. Tabii ki en büyük klişe ve belki de dünyanın her yerindeki en büyük klişe “Bay Doğru”. Aşk her zaman kazanır, aşıklar her zaman kavuşur. Tabii beklediğim en büyük klişe en sondaki öpüşme sahnesinde Harriet’ın tek ayağını kaldırması idi, bu sefer Leonard’ın kaldırdığını görüyoruz. Ve sonuç olarak aşk her zaman kazanır, aşıklar her zaman kavuşur düşüncesi ile alkışlıyoruz oyunu ve oyuncuları.
Ayçin İnci’yi rolünde biraz donuk bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Rolün hakkı olan o şehirli ve katı iş kadını tarzını yansıtmaya çalışırken işin ucu biraz kaçmış. Sait Genay’ın enerjisi ve doğallığı ile Emre Kınay’ın seyirciler arasında bulunan annenin ağlayan kızını dışarı çıkarırken final cümlelerini söylememeyi tercih etmesi tam çıktıkları anda son cümleleri o kıza bir şekilde bağlayıp oyunu bitirmesi pratikliğine, rolüne ve oyuna olan saygısını gösterdi.
“Aşk Her Yerde” izlenmesi hoş bir oyun ama “Bay Doğru” gibi büyük beklentileriniz yoksa. İyi seyirler.
Meltem Yılmaz / Öğrenci
Yayın Tarihi
27.01.2009 |