SEYİRCİ KÖŞESİ




Kozalar -Oyun Yorumları

Onur Sarıgül

Ben öncelikle tekst hakkında yazmak istiyorum. İşlenilen konu
güzel bi konuydu bence. Günümüzde de bir çok insanın içinde
bulunduğu bir durum.
İnsanların durumlar karşısındaki hareketleri, psikolojileri..
Hikayeden çok bunlar ön plandaydı. Fakat bir çok şeyin nedenini
anlayamadım. Kadın şimdi bunu niye söyledi dediğim oldu.

Buradaki ilk sorun tekstte bence. Oyuncuların karakterleri, psikolojileri v.b. iyi
yansıtılamamış. Bunu söyletilen sözlerle, hareketleriyle belli
edersin. Burada bir çok replik yerine ulaşmadı gibi. Yani tam olarak
desteklemedi anlatılmak istenen şeyi. Daha farklı işlenebilirmiş.

Tiyatronun bir çok kişinin emeğiyle ortaya çıktığını
düşünürsek tek eksikliği tekstte bulmak doğru olmaz. Çok kötü
bi tekstten (bu oyuna kötü demiyorum) çok iyi bir oyun da
çıkarılabilir. Bu da yönetmenle, oyuncuyla, dekorla, ışıkla....

olur. Yönetmen hakkında çok şey söylenmiş zaten. Doğrusu bu
konuda ne söyleyebileceğimi pek de bilmiyorum. Ama o oyunun çok daha
farklı bir şekilde sahneye konması gerektiği gerçek. Misal olarak
barkovizyon orda kullanılması gerekenden fazla kullanılmış. Daha
doğrusu gereksiz olmuş. Televizyondan izlediğimiz şeylerin bana bir
faydası olmadı oyunu desteklemesi açısından.

Müzik konusunda ise kolaycılığa kaçıldığını düşünüyorum.
Orada o şarkı da olmamış. Yani güzel ve özel bir şarkı olabilir
fakat o kadınların hiç birisi "Gidelim Buralardan" diyebilecek
dirayete sahip değiller. Kolay söylenebilecek bir şey değil
"Gidelim Buralardan". Her baba yiğit söyleyemez.O kadınlar -o
durumdaki insanlar diyelim- hiç söyleyemezler.

Ama o gece benim en çok hoşuma giden müzik oldu. Birincisi
şarkıyı gerçekten çok sevdiğimden, ikincisi çok uzun zamandan
sonra klibini seyredebildiğim için.
Bu hafta sınav haftam olduğu için yazmaya pek vakit bulamadım ama
oyuna gitmeyi her hafta yapabilirsek çok iyi olur.

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Selçuk Ekin-Zeynep Terim

Günümüzde çok fazlaca karşılaşmaya başladığımız günün koşul ve olaylarına uzak duran kişileri gördük sahnede. Daha iyi sahnelenip daha ince düşünülseydi etkili olabilecek bir konuydu aslında.

Barkovizyon kullanımıyla anlatımın güçlenmesi ya da anlatımı desteklenmesi arzu edilse de bu amaca ulaşamadığı gibi bu durum seyircinin dikkatinin dağılmasına ve lüzumsuz bir öğe olarak görülmesine neden oldu bizce.

İlk önce bilgilendirme yerine iki kişinin nasıl geldiğini anlatmak amacıyla kullanılmıştır. (Kişiler gelip de zil çaldığında daha halen filmde yürüyorlardı .) Dekor bir ev havasından çok yün mağazasını andırıyordu sembolik anlamda bile güçlü bir sahne uyarlaması maalesef yoktu. Tüm bunlar diyalogların kuvvetli olması, kişilerin kostümleri ve ses tonları ile kuvvetlendirilebilecekken bu durumla da desteklenememiş. Aralarda kişilerin sahne kenarında seyirciye yönelik mum gibi durmalarında bir anlam bulamadık.

Acaba ben mi anlamıyorum bu kadar boş olmamalı diyerek etrafıma bakınmadım desem yalan olur. Ayrıca ilk korktukları sahnede çocukların varlıkları bile akıllarına gelmezken ikinci durumda kuşun kaybına daha çok içerleyen bir anneyi görmek de yaratabilecek en insani duygunun bile seyircide uyandırılamamasına neden olmuştur (Yatak altında delik görüp tıkamak amacıyla kullandıkları çorabı yere atmak suretiyle nereyi tıkayabildikleri konusu bizim için ciddi bir denklem oldu )
Ayrıca Oya Palay zaman zaman hiddetli tavrıyla gereğinde çok bağırması gerçekten beni rahatsız etti.

Kısacası, normalde çok daha etkili bir biçimde sahneye konabilecek bir oyun dekor, kostüm, diyaloglar ve kurgu açısından bizce başarısız olmuştur.
Daha iyi oyunlar görmek istiyoruz.


--------------------------------------------------------------------------------------------

  İsmail Yaman


        Adalet Ağaoğlu'nun 1973 de yazdığı bir oyun KOZALAR....

Küçük burjuvasının içine kapanıp kaldığı agın dışına çıkmasını eleştiren oyun 1970 lerin siyasi mozaiğini içeriyor aslında.
Dolayısıyla günümüz siyasi dünyasından ve yaşantımızdan kesitler öyle "cuk oturmuş " diyemeyiz. "uyarlama zorlamsı" oldu sanki biraz .

elbette daha genel telaffuz etmek gerekirse, zenginlerle fakirlerin dünyası, her iki dünyanın birbirine bakan pencerelerinden bakmak değişmeyecek öykü ama, uyarlama daha güçlü olabilseydi belki daha keyif verici bir sunum olabilirdi.

Şimdilik, oyunculuğun öykü ve kurguyu bir yere kadar kurtarabileceğini düşünüyorum.

Dekor gösterişliyd, hatta oyunu biraz gölgeleyecek kadar. Oyunculuğu da mükemmel bulmadım doğrusu. Oya PALAY ( 2. kadın ) 'ın oyunculuğu her yönüyle diğer iki kadını kurtarma gayreti de içeriyordu sanki. Rolleri text dışına taşılan doğaçlamalar hiç anlaşılmayacak denli başarılı gelmedi. Sözlerini unuttuysan veya rol arkadaşın erken davrandıysa veya geç kaldıysa, izleyici olarak beni daha iyi kandırmalarını bekliyorum. Aksi taktirde oyuna karşı heyecanım azalıveriyor o andan itibaren...
Kişisel fikrim bu...
ÖZETLE; Pek çok başlıkta oyunu VASAT buldum .
Saygılarımla.
     
---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hande KISTAK

İlk defa bir oyunu kursa başladığımdan beri öğrendiğim şeylere dikkat ederek izlemeye calistim.O yuzden oyuna cok da konsantre olamadım diyebilirim. Hic bir sey bilmeden izlemek daha kolaymis:))

Dekoru gercekten beğendim ama oyunun basında oranın ev degıl de bır magaza oldugunu dusundum..Barkovizyon ise aslında cok da gozume batan bır dekor gıbı gorunmedı ama oyundaki kullanilma amacı dusunuldugunde, cok da gerekli degildi farklı sekillerde de  anlatılabilirdi diye dusunuyorum..

Oyunda en çok gözüme batan şey oyuncuların yaptıkları bazı şeylerin anlamsızlığıydı. Oyunun bir çok yerinde "bu kadın simdi bunu niye yaptı ki?" diye sorduğum çok oldu..
Ama tema olarak oyunu çok sevdim. Ve yine bu tema baz alınarak, anlatımda semboller kullanılması ilginçti.

-------------------------------------------------------------------------------

Anı Sağkan

Kozalar oyunundaki kahramanlar birer karakter değil tipti. Oyunda komik etkiyi arttırmak için karakterlerin yanında bir kaç tip kullanımı iyi olabilir ama oyunu toparlayacak bir karakterin olmaması hem oyunu dağıtıyor hem de inandırıcılığı zedeliyor. Mesela Avrupa Yakası isimli dizi tip yoğunluklu bir dizidir.

Dizide Aslı, babası Tahsin ve kocası Cem biraz daha gerçeğe yakın, oyundaki tipleri dizginleyen, izleyici olarak kendimizi daha yakın hissedebileceğimiz kahramanlar. Kozalar oyununda öncelikle böyle bir "izleyici kahramanı" eksiği var. İzleyici oyunu izlerken kendini boşlukta hissediyor. Elbette izleyicinin kendini özellikle boşlukta hissetmesini isteyen, izleyiciye bir oyun izlediğini sürekli hatırlatan oyunlar da var ama Kozalar 'ın böyle bir arzusunun olduğunu sanmıyorum.

Ben de böyle bir his, oyuncuların kenarda durup ifadesiz resim vermelerine rağmen, uyandırmadı. Ve bu resim verme nedenini bulmak seyirciye mi bırakıldı? Bir eserin içerisinde tutarlı olması gerekmez mi? Eğer bir şeyin yapılma nedeni açıklanmazsa, ya da bir şeyin yapılma nedeninin açıklanmama nedeni açıklanmazsa ya da hissettirilmezse biz izleyiciler o şeyin ne işe yarayacağını, bütünlük içerisindeki yerini anlamlandıramayız ve anlamı olmayan bir şey rahatsızlık yaratır, eserin ahengini bozar.

Tiyatroda televizyonun ya da sinemanın öğelerinin kullanımı bize göre şu şekilde faydalı olabilir ancak: Bir oyun oynanmak isteniyorsa fakat bazı şeylerin, olayların sahnede canlandırılması, gösterilmesi sahne koşulları içerisinde "tamamen"  imkansız olduğundan dolayı oyundan vazgeçilmek zorunda kalınıyorsa kullanılabilir.

Fakat bu öğelerin neden kullanıldığı izleyiciye hissettirilmek ya da açıklanmak, oyunun bütünlüğü içerisine yedirilmek ( Kozalar' da, evin içerisinde televizyon örneği iyi bir örnekti, izleyici evin içerisinde televizyonu hemen kabul ediyor ve yadırgamıyordu, bu kullanım da oyunun gerçekliğini zedelemiyordu ) zorundadır. Kozalar oyununda televizyon kullanımı kolaya kaçılmış izlenimi yaratıyor.

Oyunda televizyon biz izleyicilere, oyuncunun sözü ve hareketi ile anlatamayacağı bir şey söylemiyor. Sonuçta televizyon bir aksesuar, bir tamamlayıcı olma ödevinden saparak oyuncuların üzerinde bir baş oyuncu oluyor ve "insanı" izlemeye gelmiş izleyiciyi rahatsız ediyor.

Kozalar' ın öyküsü eğer doğru bir şekilde sahneye uyarlanabilseydi, taşlar yerine doğru konsaydı içerisinde güzel semboller, düşünceler barındırıyordu. Kendilerini koruma ve dış dünyayla iletişim işini kocalarına bırakmış, çağdaş köle psikolojisi altında ezilmiş üç kadının, kuşatılmışlığı, yalnızlığı ve kendilerine savunma mekanizması olarak benimsedikleri aşırı bireycilik tiplerle anlatılmamalı.

Ancak hem kendileri, hem de çevreleri ile yoğun çatışma içerisinde olan ve bize de bunu hem davranış hem de sözleri ile hissettiren "gerçek" karakterlerle anlatılmalıdır. Günümüz koşullarında belki de çoğumuzun içerisinde var olan, "oyundaki sorunları", oyunu seyrederken algılayabilmemiz için ne televizyona ne de koza şekilli dekora, sadece özümseyebileceğimiz karakterlere ihtiyacımız vardı.

Oyuncuların oyun güçleri, hikaye içerisindeki tekrarlar ve duraksamalar nedeniyle sürekli yersiz düşüş ve çıkışlar gösteriyor. Kozalar,  bir tiyatro oyununun izleyici tarafından beğenilmesine ya da klasik tabirle "başarılı olmasına" sadece iyi oyuncunun (ki bir oyuncunun iyi oyuncu olup olmadığı bizce tip oyunu ile değil ancak karakter oyunu ile anlaşılabilir, bu nedenle oyuncuların oyunculuklarını bu oyuna bakarak anlayamıyorum) ya da öykünün yetmeyeceğine ancak yönetmeniyle, dekorcusuyla, ışıkçısıyla, oyuncusuyla, yazarıyla ve diğer çalışanları ile ortak bir çalışma ve beyin fırtınası sonucunda oluşabileceğine ne yazık ki güzel bir örnek sunuyor.

Yönetmen keşke senaryonun gelişimi üzerinde daha dikkatli çalışsaydı ve (belki de öyküye olduğu gibi bağlı kalmayarak, bazı yerleri sahneye uygun şekle dönüştürerek) öykü örgüsünü pürüzsüzleştirseydi.  Bazı sözleri oyuncularına tekrarlatmak yerine, oyunculara içinde bulundukları ruh hallerinin nedenlerini anlatan öyküler anlattırsaydı ( ki bazı durumlarda tek bir kelime bile izleyicinin nedeni anlaması için yeterli olabilir ).
O zaman biz izleyiciler belki de salondan daha mutlu ayrılırdık.


--------------------------------------------------------------------------------------------------

Barış Kıralioğlu

Merhaba...
Beni ilk etkileyen şey teksttir. Oyun metni iyi bir oyunculukla
dokunursa ve iyi de bir dekorla desteklenirse başarılı olur.
Adalet Ağaoğlu'nun yazdığı bu oyun öncelikle tek perde olarak
sırıtmış. Iki perde olarak düşünmem zaten imkansız. Çünkü o kadar çok
kendini tekrar eden şey vardı ki. Bir skeçmiş de sanki zorla tek perde
yapılmış gibiydi.

Oyunculuk iyi olmasına rağmen bazı yerlerde gereksiz yere yapılan
abartılar beni yordu. 
Sahne üzerinde anlamı olmayan bir çok harekete rastladık. Tuvalete diye
giden kadın yüzüne gelen beyaz bir ışıkla ''mesaj vermeliyim''
havasında bizlere dönüp baktı. Aynısını çocuklarının odasına giden
kadında da gördük. Hatta bir defasında öylesine bakınırken ani bir
çığlık atarak geri dönüp 'çocuklarım yok' diye serzenişte bulundu.
Anlamını hala çözemiyorum.

Keşkelerle izlediğim bu oyunda bir keşke de dekor için geldi. Keşke
Barış Dinçel hazırlamış olsaydı da şu vitrinden bozma sandalyelerde
oturmasalardı veya yüncü dükkanı havasında zaman geçirmeselerdi.
Son sahneye yaklaşırken birbirlerini yünlere dolayan kadınlar finali
orada yapabilirlerdi. Madem yünlere sarılırken bir mesaj verilmiş o
zaman neden kurtulup bir daha ağlara dolandılar ? Yönetmen hanım da başarısız bir iş çıkardığının
farkındadır sanırım. Özellikle finaldeki müzikle Nazan Öncel desteğiyle bize
bunu anlattı. ''Gidelim buralardan dayanamıyorum...''

 

 

Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: syr



 


 
 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim