SÖYLEŞİLER

ANATOLE SOKAK TİYATROSU
EFTAL GÜLBUDAK - ÜMRAN İNCEOĞLU

Anatole.. Güneşin doğduğu yer..Şafak ülkesi!!!! 

Toprağa yazgılı, toprağa sevdalı bir grup...  

Sokakların renkli simaları onlar...Festivallerin , şenliklerin -özellikle yurtdışında- aranan isimleri....

Bir gün bir festivalde, bir şenlikte  ya da sokağın birinde rastlarsanız bir curcunaya, o sese kulak verin . Duyacağınız coşku atalarımızın bağbozumu, hasat coşkusu olacaktır...

Yıkık dökük bir kalorifer dairesini tiyatro mahzeni yaptıkları renkli atölyelerinde ağırlıyorlar bizi...

 

Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu aslında Şehir Tiyatrosu oyuncuları. Onların güneşi tiyatro olmuş. Ağır bir sorumluluk üstlenmişler... Amaçları; yaşadığımız bu toprağın hikayesini, kültürümüzü nesillere sokak tiyatrosunun anlatım olanaklarıyla aktarmak...

Atölyelerini söyleşimize açıyorlar ve Sertaç Ayvaz ile birlikte başlıyoruz zamanın nasıl akacağını bilemeyeceğimiz söyleşimize...

Eftal Bey önce atölyeyi gezdiriyor bize. Aslında yıkık dökük bir kalorifer dairesini nasıl bu kadar kullanışlı bir mekan haline getirmişler hayret ediyoruz. Burası atölye kelimesinin hakkını veren bir mekan. Bir yerde onlarca maske, bir diğer yerde tahta bacaklar, varyete bisikletleri, bir küçük tezgah ve makyaj aynasında makyajlarını tamamlayan oyuncak palyaçolar... 

EFTAL GÜLBUDAK-ÜMRAN İNCEOĞLU

Hatice Batur, Öykü Savlıoğlu, Ufuk Karali, Ufuk Eyüboğlu, Ceren Alver, Gürsoy Ercan, Ceylan Aran, Yelta Köm, Noyan Ayturan, Volkan Işık, Eftal Gülbudak ve  Ümran İnceoğlu'nun kadrosunu oluşturduğu ekip tiyatroyu sokağa taşıyor. Başlıyoruz söyleşimize...

N.G: Ne zamandan beri bu mekandasınız? Burası çalışmalarınızın oluşumunda nasıl bir katkı sağlıyor?

E.G: Grubumuz kurulduğunda çok küçük bir mekanda çalışmaya başlamıştık.  Hatta çoğu zaman evlerde toplanıp çalışıyorduk.. Grubumuzun beşinci yılında artık çalışmaları daha düzenli sürdürebileceğimiz bir mekan ihtiyacı doğmuştu. Yerimizin olmadığı dönemlerde provalarımız için Şehir Tiyatroları bize kucak açtı. Sonra bir yer aramaya başladık. Bu viraneliği kiralayıp çok amaçlı mekana dönüştürdük. 

Ü.İ: Zemin bile taş topraktı. Biz burayı baştan yarattık ve çalışabileceğimiz bir alan haline getirdik. Kostümlerimizi koyabileceğimiz bir kostüm odası oluşturduk, bir bölümünü dekorlarımızı, aksesuarlarımızı yaratabileceğimiz atölye yaptık, bir bölümünde de harekete yönelik çalışmalarımızı yapabileceğimiz bir alan oluşturduk. Ve girişi de bir evin salonunun sıcaklığını yansıtsın istedik. 

E.G: Tabii bir mekanımızın olması çok güzel ve önemli, çalışmalarımızı ve toplantılarımızı düzenli yapabiliyoruz.

N.G: Anatole olarak misyonunuzu okurlarımızla paylaşalım istiyorum... 

E.G.: Çıkış noktamız, Anadolu'nun kültürel zenginliğini sokak tiyatrosu aracılığıyla farklı kültürlerle buluşturmak, bir yandan kültürel takas gerçekleştirirken, diğer yandan da tiyatro sanatının gelişimine katkı sunmak.

Ü.İ : Meydanlardan kapalı kutulara soktuğumuz tiyatroyu, yeniden sokaklara, meydanlara taşımak..  Salonlara gelmeyen seyircinin ayağına gitmek.. Sokakları oyun alanı, gündelik kaygılar içindeki insanları tiyatro seyircisi kılmak.. gülümsemek, gülümsetmek..

N.G.: Nasıl bir araya geldiniz? Ülkemizde sokak tiyatrosuyla ilgilenen pek oyuncu yok sanırım.

E.G: Sokak tiyatrosuyla ilk tanışmam yabancı bir organizasyonla başladı. Bir gün bir telefon geldi. Alman bir menajer, İspanyol bir yönetmen ve Türk oyuncuların içinde yer aldığı bir grup Bodrum'da çalışmalara başlamış  adını da   Sandımay Sokak Tiyatrosu koymuşlar. Sergileyecekleri oyunun adı da :"Kırmızı İpek". Projeden birkaç oyuncu ayrılınca, oyuncu ihtiyacı oluşmuş. Aslında her şey o kadar ansızın gelişti ki... Telefon çaldı ve bu teklif geldi. Ben nasıl olur falan derken Bodrum'da buldum kendimi. Gittiğim gün provalara başladık. Sonra birkaç gün içinde pasaport işlemlerimi hallettim, tekrar Bodrum'a gittim. Sezon sonu yaz dönemine rastladığı için Şehir Tiyatroları'ndan da izin verdiler. 3-4 gün içinde tüm işlemler tamamlandı ve Köln'de bulduk kendimizi. Aynı zamanda zorlu bir süreç başlamış oldu benim için. 3,5 ay sürdü o kadar değişik ve güzel şeyler yaşadık ve gördük ki...22 ayrı uluslararası festivale katıldık. Bir süre sonra organizasyonda ve ekipte kopukluklar, dağılmalar oldu. Biz birkaç kişi devam ettik ve projenin sonuna dek içinde kaldık. Turne sonunda dönerken bizde de bazı kırgınlıklar oluştu. 

Ü. İ. Ben de izledim ekibi...İşleri gerçekten zordu. En basitinden ekibin kostümlerini taşıyacak bir kutuları bile yoktu. Konakladıkları yer dar bir mekandı. 12 kişi aynı yerde kalıyordu. Ekip döndüğünde, ekipte yer alan Günay Karadeniz ve birkaç arkadaşla toplantılara başladık...Ama Eftal o kadar kırgın ve yorgundu ki, "ben desteklerim sadece, katılmam" diyordu. Başladıktan sonra ise içinde buldu kendini. 

E.G: Aslında ben  tiyatronun zorluklarını oldukça iyi bilirim ama yapılabilecek şeyler yapılmadığında bu çok yıpratıcı oluyor. Tiyatrodan soğumadım tabi ki ama böyle bir çalışma sistemi olamaz diye isyan etmiştim."Bir daha mı asla" diyordum. Şimdi düşündüğüm de; aslında o zorluk içinde bir sürü şey algılamış öğrenmişiz. İnanılmaz yararlı olmuş.

Ü.İ: 1997 yılında ilk ekipten kalan dört kişiyle yeniden aynı ismi kullanarak "Sandımay Sokak Oyuncuları" olarak çalışmalara başladık. Bu grup da bir yıl sonra, amatör yapılanma içindeki grupların kaderini paylaşarak dağıldı. 1999 yılında biz yeniden yola devam etmek istedik ve yine amatör yapılanma içinde  "ANATOLE Sokak Oyuncuları" grubunu oluşturduk. 


N.G: Şu anda ekibiniz kaç kişi ? Yeni katılımlar olabiliyor mu ? Oyuncularınızın hepsi konusunda eğitimli mi?
 

E.G: Katılımlara her zaman açığız. Ama yaptığımız iş, oyunculuğun dışında bazı meziyetler de içerdiği için çok daha fazla çaba gerektiriyor. Bunu tercih eden kişiler bizlere ulaşıyor zaten. Şu anda ana ekip 12 kişi. Yaptığımız projeye göre de sayı değişebiliyor. Ekipten 6 kişi kuruluşumuzdan beri bizimle beraber. Diğer arkadaşlarımız ise lise tiyatrosundan gelen arkadaşlarımız. Okullarda uzun süredir tiyatro çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmalar o arkadaşlara tiyatro sevigisini aşıladı. Bizim alt yapımızı destekleyecek ekibimizi de böylece kazandık. Şimdi üniversiteli olan bu gençler bizim peşimize düştü, bir stajyerlik döneminden geçtiler, zorluklarla karşılaştılar, bire bir yaşadılar. Bunun yanı sıra kendilerini geliştirmek için farklı çalışmalar da yapıyorlar. "ANATOLE Sokak Oyuncuları" oyunlarında ; bedenin ifade olanaklarını ön planda tutmak ve oyunculuklarını bu yönde geliştirmek için; dans, mim, akrobasi ve özel beceriler üzerinde  çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. 

N.G: 10 yaşından beri sporla iç içesiniz. Spor akademisi mezunusunuz.. Bir oyuncu vücudunun farkına varıp onu sahnede doğru kullanabilmek için neler yapmalıdır. Neler tavsiye edersiniz? 

E.G: Sahnede beden enstrümanını bir bütün olarak kullanabilmek, bedenin ifade olanaklarının farkında olabilmek çok önemlidir. Alt yapının kurulması için sportif çalışmalar,  dans çalışması ve beceriye yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Sahne üzerinde esnek ve rahat olunmalı. Ve bunun da sonradan kazanılması pek mümkün olmuyor açıkçası. Yani çocuk yaşlarda beden hareketlerine bilinçli olarak başlanmalı. 

S.A: Bizde tiyatro sanki kalıplara sıkışıp kalmış gibi. Oyunculuk sanki yalnızca replik söylemek gibi algılanıyor. Siz ne dersiniz? 

E.G: Sadece sözcükleri yeterli görüyoruz oyuncu olarak. Beden gibi önemli bir enstrümanımız var,  var ama bunu geliştirmezseniz sahnede yeterince var olamazsınız. Genelde sahne üzerinde sözcükler hep ön planda olmuş. Bu durumdan şikayet ediyoruz ama yeterli çabayı göstermiyoruz. 

S.A: Aslında burada yönetmenlere, okullardaki eğitimcilere müfredat belirleyenlere de  iş düşüyor... 

Ü.İ: Gerçekten oyunculuk sadece replik söylemek değildir. Biz sözlerle ifade etmeye çok alışmışız. Tiyatroda sözün olmadığı anlarda da bedenin anlatımı vardır. Onu doğru kullanmak gerekir. Öyle bir duracaksınız ki auranızın yaydığı enerji seyirciyi alıp götürecek. Sözleri alırsak tiyatroda geriye ne kalır? O zaman repliği olmayan oyuncuları sahneden atalım gitsin.  

N.G : Eftal Bey , oyunculuğun yanısıra yönetmenlik deneyiminiz de var ve daha çok koreografi yapıyorsunuz. Bu üçünün sizin için neler ifade ettiğini kısaca alsak? Üç kefeli bir teraziniz olsa, hangisi daha ağır basar? 

E.G: Ben anlatımcı koreografiden yanayım. Koreografide dramatik yapıyı destekleyen hareket düzenlerini oluşturma gayreti içindeyim. Sadece estetik çizgiler taşıyan hareketleri oluşturmak değildir benim amacım. Yaptığım koreografilerde hareketin bir önceki anlatımı besleyen, bir sonrakine ise uygun zemin hazırlayan nitelikte olmasına dikkat ediyorum. Reji yapmayı da seviyorum. Koreografiyi de zaten reji yapar gibi tasarlıyorum. Aksesuar ve dekor tasarımı da ilgimi çekiyor. Oyuna hizmet eden tasarımları yaratmak hoşuma gidiyor. Oyunculuk ise, yeri ve zamanı geldiğinde içinde yer alabileceğim bir alanda duruyor. 

N.G: Sokakta performans sırasında yaşadığınız  ve unutamadığınız bir olay oldu mu ? 

(Ümran Hanım hatırlıyor, başlıyor anlatmaya... Eeee oyuncu anlatımı sadece sözle olmaz tabii... Kalkıyor, canlandırıyor başlarına gelenleri.) 

Ü.İ : Oluyor tabi..Ama en unutamadıklarımdan birkaç tane anlatayım size...Yalova'da bir festival var ve bizde gittik.Bizim oyunlarımız belli bir yerde başlar, sonra seyirciyi de içine katar, sokakta birlikte hareket edilir ve önceden belirlediğimiz bir alanda sonlanır. Biz yine başladık oyunumuza. Katılım da güzel. Final yerine doğru ilerliyoruz. Ama oyunun finalinin olacağı yerde kocaman bir kamyon! Hepimiz şoke olduk tabi, şoför yok ortada... Neyse, kamyonun önünde bir yerde bitirdik oyunu. Meğer belediye oraya başkaları işgal etmesin diye önlem almak istemiş. Bir keresinde de Ankara'da uluslararası bir festivale katılmıştık. Önceden oyun alanını dolaşıyoruz, oyunun bir yerinde sokakta kostüm değiştireceğimiz bir an var. Oyun alnında  bir büfe vardı, biz de kostümleri arkasına koyar  ve orada değiştiririz üstümüzü diye düşündük...Oyun başlamadan 10 dakika önce Eftal kulise geldi "Hani orada bir büfe vardı ya artık yok"  dedi...Yine belediye, bize iyilik olsun diye vinçle kaldırmış büfeyi. Alelacele bir şeyler hazırladık ve onun arkasında değiştirdik kostümü. Hepsi iyi niyetle oluyor tabi... 

N.G: Aslında kolay gibi gözükse de yaptığınız iş çok zor. Nasıl konsantre olabiliyorsunuz? Yani oyunu durdurmak zorunda olduğunuz birçok an olabilir. Sonuçta açık alanlar birden yağmur bastırabilir, bir köpek tam oyunun ortasına atlayıverir. 

E.G: Herşeyi kontrol altında tutmak çok zor. Elinizde olmayan şeyler olabiliyor. Yine uluslar arası bir festivalde, Almanya'dayız ve oyunun bitmesine 5 dakika falan var. Ansızın yağmur başladı. İzleyenler hazırlıklı tabi, hemen yağmurluklarını geçirdiler, ama biz iç çamaşırlarımıza kadar ıslandık. O kadar ıslandık ki aksesuarlarımız iki gün kurumadı. Oyunu şimdiye kadar hiç durdurmadık. Söz kullanmadığımız için bedensel ifadelerimiz güçlüdür ve sürpriz olaylar karşısında ana omurgasından uzaklaşmaya başlayan oyunu tekrar yerine oturtabiliyoruz. 

Ü. : Geçtiğimiz yıl yine uluslararası bir festivalde Dolmabahçe Sarayı'nda bir gösteri yapılacak..Yine yağmur yağdı. Yağmur durduktan sonra gösteri başladı. Bir oyuncu da tahta bacak üstünde hareket ediyor. Kaymaması ya da düşmemesi imkansız gibi bir şey. Kendi aralarında konuşmuşlar, düşersem kurgu öyleydi gibi davranalım, diye ki öyle de oldu. Arkadaşımız düştü..Önceden konuşulup önlem alındığı için, izleyenler mizansen sanmış. Bu konuda bizim çocuklar akıllı ve yaratıcıdırlar. Açık alanda oynadığımız için olabilecek şeyler bunlar.  

S.A : Her sokak, her mekan birbirinden farklı olduğu için her oyunu yeniden var ediyorsunuz .İnsanların tepkileri nasıl oluyor ? Katılımı yeterince sağlayabiliyor musunuz? 

E.G : Doğru, her yerde sokaklar, mekanlar farklı..Seyircinin oyuna katılımı için oyunda açık alanlar bırakıyoruz.Seyici laf atabiliyor, dahil olmak isteyebiliyor.Eğer eğlence varsa  kalkıp oynuyorlar.Kendilerince oyun hakkında yorum yapıyorlar.Dediğim gibi müdahaleler oluyor ama biz bu durumun oyunun tamamına yayılmasına ve kontrolden çıkmasına izin vermiyoruz. Hemen toparlanıp oyuna devam ediyoruz. 

Ü.İ: Seyirciler katılıyor ve çok da eğleniyor. Onların katılımından çok memnunuz. Bir keresinde "Toprağın Türküsü'nü oynuyoruz. Oyun gereği oyuncularımız oyunun ana malzemesi kağnıyı çekmeye çalışıyorlar... Seyircilerden birkaç kişi hemen yardıma koştu ve elbirliğiyle kağnıyı çektiler. Bu keyifli bir şeydi. Yardımcı olmaya çalışıyorlar. Kendilerini oyunun içinde, oyuncu gibi hissediyorlar. 

S.A: Oyunlarınız hakkında bilgi verir misiniz? Önümüzdeki dönemde yeni projeleriniz nelerdir? 

E.G : Bizim toplam dört oyunumuz var. Korkuluk Buluşması, İda'nın Çobanı, Toprağın Türküsü , ve İstanbul Hatırası... Önümüzdeki dönemde yeni bir projeye başlıyoruz, çocuklarla yönelik... Alt metnini yazdığımız "Bir Varmış Bir Yokmuş" isimli oyunumuz ekolojik sorunları konu alıyor..Nisan ayında çalışmalara başlayacağız İlk defa çocuklara yönelik sokak oyunu oynayacağız. Bir yandan da 10. yıl hazırlığı için "Toprağın Türküsü" adlı oyunu yeniden derleyip toparlıyoruz. 

N.G: Oynadığınız bu oyunlarda söz yok , kurguyu ya da hikayeyi nasıl oluşturuyorsunuz ? 

E.G: Evet bizim oyunlarımızda söz yok. Birlikte neyi, nasıl anlatacağımıza karar veriyoruz. Örneğin "İstanbul Hatırası".. Bu oyun yaz döneminde yaptığımız gelişim kampında ortaya çıktı. "İstanbul Hatırası" fikrinden hareket ederek, oyunun oynanacağı anın fotoğrafını seyircilerimizle birlikte çekmek istedik. Öykünün alt metnini oluşturduk, bağlantılarına karar verdik ve üzerine varyete show tarzında gösteriler kurguladık. Bu bir örnek.. 

Ü.İ : Biz oyunlarımızda seyircinin de kendi hikayesini oluşturmasına izin veriyoruz.Oyuncu konuşmasa bile seyici konuşabiliyor bizim oyunumuzda. Festivallerde oyunumuzu sergilediğimizde çok sıcak temaslarla karşılaşıyoruz.  

N.G: Peki oyunlarda kullandığınız aksesuarlardan bahsedelim. Atölyenizde bir de imalathane gibi bir bölüm var? Siz mi tasarlıyorsunuz? 

E.G : Kullanılmış malzemeleri alıp (hurdalıklardan, eskicilerden) dönüştürüyor, biçimini ve anlamını yeniden düzenliyoruz. Bu malzemeler o kadar hayat kurtarıyor ki, hem de çok ucuza mal etmiş oluyorsunuz. Bu birazda zorunluluktan ve imkansızlıktan kaynaklanıyor. İmkansızlık yaratıcılığı destekliyor. 

Ü.İ :İsterseniz bir örnek vereyim. Kocaman kuş imal ettik... Oyuncu tarafından idare edilen bir mekanizması var. Kuşun kafası bisiklet selesi, gözleri yumurta kapları..Yani ilginç malzemelerden çok yaratıcı şeyler çıkabiliyor. Eftal nesnelere farklı bakıyor.  

E.G: Aslında kullandığımız bir çok aksesuar hayatın içinde kullanılıyor. Bizim kullandığımız tahtabacakları kırsal kesim insanları gördükleri zaman "Aa bunları ben kullanıyorum" diyor, yağmurda, çamurda paçaları batmasın diye öyle çubuklara çıkıp yürüyorlar. Ya da çoban sürüsünü izlemek için yüksek bir yere ihtiyaç duyuyor,  üstüne çıkıyor. Bunlar hayatın içinde bir biçimde olan şeyler. Biz bunu tiyatroya taşıdığımız zaman yeni bir şey gibi algılanıyor.   

N.G : Workshop çalışmalarına ve şenliklere katıldığınızı biliyoruz. Hatta yurt dışına turnelere gittiğinizi de. Peki yeterli ilgili görüyor musunuz ? 

E.G: Biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Seyircinin ilgisinden çok memnunuz ama desteklenmemiz de gerekiyor. Kültürel zenginliğimizi sokak tiyatrosu aracılığıyla göstermek istiyoruz. Uluslararası arenada yerimiz ve sözümüz olsun istiyoruz. Yurtdışından bu tarz festivaller olduğunda ismimiz onların aklına geliyor ama bizim ülkemizde maalesef ismimizi duymayan, yaptığımız çalışmalardan haberdar olmayan çok insan var. Yeterli ilgiyi görüyoruz ama desteği maalesef göremiyoruz.

Ü.İ : Yurtdışında bu organizasyonu yapanlar  halkın ihtiyacını karşılamak için her şeyi düşünüyor ayarlıyor...Yani sokaktaki insana bu hizmeti vermek istiyor.

Biz 10 kişi turneye gittiğimiz zaman bu çok masraflı oluyor. Öyle dönemler yaşadık ki yurtdışından bizi çağırıyorlar ama bizim belediyeler ya da Kültür Bakanlığı bizi gönderecek imkanlarının olmadığını söylüyor.  

S.A : Grup kendini maddi anlamda nasıl idame ettirebiliyor peki ? 

E.G : Bir başka yapılanma içine gitmek gereği duyduk.Adını da "Curcunabazlar" koyduk. Animasyon tarzı gösteriler yapıyoruz. Ekibimiz talepler doğrultusunda tanıtım gösterileri yapıyor ve sahip oldukları becerileriyle para kazanıyor.  

S.A: Keşke Şehir Tiyatrosu ya da Devlet Tiyatrosu yaptığınız işin farkına varıp  bünyelerinde bu tarzda bir birim oluşturabilseler? 

Ü.İ: Böyle projeler zaman zaman gündeme geliyor ama bir türlü gerçekleşemedi.  

N.G: Yetenekli oyuncu, yeteneksiz ama eğitimli oyuncu, alaylı oyuncu...Bu kavramlara nasıl bakıyorsunuz ? Sizce bir oyuncu nasıl olmalı? Hangi donatılarla donanmalı...Sanırım bir oyuncunun hem atlet kadar esnek, hem müzisyen kadar şarkı söyleyebilen, hem dans edebilen bir yapıya uygun olması durumu sizin ekibinizdeki oyuncularda mevcut...Her oyuncu neden bunu başaramıyor? Halbuki festivallerde gelen oyuncular bizdeki oyunculardan çok farklı... 

Ü.İ : Açıkçası ben okullu biri olarak diyebilirim ki herşeyden önce istemek ve arzulu olmak önemlidir. Bu işi yapmak isteyenlerin de tiyatro sanatına sevgi duymaları gerekiyor. Öğrencilik yıllarımda (Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü) , evet herkes bunun eğitimini almalı diye düşünürdüm. Ama sonra gördüm ki alaylı dediğimiz kişiler öğrenim süresini 4 yılla sınırlamıyor. Mektepli olmamak avantaja dönüşüyor ve kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Neticede bu iş deneyimle olabilecek bir şey. Sahnede kazanılan tecrübe hepsinden kalıcı ve öğreticidir.

N.G: Bir seyirci olarak Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu sahnede nelere dikkat eder? Ya da beklentileri nelerdir? 

E.G: İstiyorum ki beni şaşırtan işlerle karşılaşayım. Fakat bu her zaman mümkün olmuyor. Alışılmışın dışında, sıra dışı işler beni etkiler. Farklı oyunculuk yönelimi, işlevsel sahne düzenlemesi ve bunu besleyen diğer unsurlar. Beklentilerim; özünü sözüyle, yeni bir bakışla gerçekleştirmiş işler. 

S.A: Peki siz Ümran Hanım ? 

Ü. İ: Oyun izlerken dekor iyiydi, kostüm iyidi ya da Ayşe iyi oynamış, diye değil bir bütün olarak beni içine dahil edebilen oyunları seviyorum ben. Sahnede bir ekip işi görmek istiyorum. Tiyatronun yeni formlara kavuşması ve risk alınması gerekli diye düşünüyorum. 

N.G: Salon yetersizliğini kültür politikasın tüm olumsuz koşullarını bir kenara bırakırsak tiyatro sizler için ne ifade ediyor? 

E.G: Tiyatro başlangıçta kendimi ifade alanım oldu. Birden bire farklı bir alanda kendimi var ettiğimi düşündüm. Daha sonraları ise bu sanatsal ve toplumsal bir kaygıya dönüştü. Tiyatro bir sorumluluk işi. Yapılanlar, seyirciler aracılığıyla topluma dönüyor. Tabiî ki, tiyatronun haz veren yanı da yadsınamaz. Yapılan iş amacına ulaşıyorsa, bunun keyfi ayrıdır. 

Ü.İ: Açıkçası bu önemli bir soru, bunu sık sık sormalıyız kendimize. Ben, dünyaya daha büyük bir pencereden bakmak istiyorum, dedim ve öyle başladım. Bakmak yeterli değildir, görmek önemlidir. Sanırım önceleri çok yalın anlamda farkedilmek, toplum içinde varolmak duygusu hakimdi. Başlangıçta heveskarı olduğum tiyatro sanatı, onu tanıdıkça, olanaklarını, işlevini keşfettikçe başka bir bilince dönüştü. Sanatsal kaygı, toplumsal kaygıyla paralel yürümeye başladı. Tiyatro sanatında sorumluluk alanı çok fazla, bunu hiç unutmamak gerekir.  

S. A: Genç oyuncular için neler önerirsiniz?  

(Bu sırada Sertaç, sitenin genç arkadaşlar tarafından sıkı takip edildiğini, önerilerinin çok önemli olduğunu söyleyerek sorunun altını çiziyor.) 

E.G: Herşeyden önce tiyatro kolayca yapılacak bir sanat dalı değildir. Meşakkatli bir yolculuktur. Bu işi uzun soluklu götürmenin yolu, yüreğini ortaya koymaktan geçiyor. Maymun iştahlılık olmamalı."Tüm zorluklarına rağmen bu işle uğraşacağım ve vazgeçmeyeceğim" diyebilmeli insan. Bu bilinç zamanla oluşuyor. Tiyatroyu sevmenin yanında, okumak, çalışmak, farklı kaynaklardan beslenmek, bir şeyleri var etmek, üretmek çok çok önemli. Tiyatro bitmeyen bir şeydir. Tiyatrocu olmak, sadece oyuncu olmak değildir. Tüm alanlarıyla ilgilenilmeli. Tiyatro bir yaşam biçimidir. 

Oyunlarla ilgili ciddi bir arşiv çalışmaları olduğunu öğreniyoruz. Kendilerini anlatan kitapçıklar, oyun cdlerini inceliyor, Beyoğlu'nda oynadıkları İstanbul Hatırası cd sini izliyoruz. Oyunlarına ve atölyelerine gösterdikleri özen, genç gruplar için kesinlikle çok iyi bir örnek... Genç grupların birbirleriyle daha fazla iletişim içinde olmaları ve birlikte ortak işler üretmelerini dileyerek ayrılıyoruz.  

Anatole Sokak Tiyatrosu ile yaptığımız sohbetin tadı damağımızda kalıyor. Bir de Ümran Hanım' ın yaptığı üzümlü fındıklı kekin. 

Neşe GÜVEN
31.03.2006

Yorumlarınız

 
Mithat 28.04.2008
tahta bacak cambaz mithat 3.20 cm boyuyla rengaren kostümüyle görenleri hayretler içinde bırakan tahta bacak showu için beni arayın 05062230202 mithat
 
Mithat Cambaz 07.11.2007
Slm ben Mithat Cambaz.Tahta bacak tek teker ve animasyon
ve organizasyon işi ile ilgileniyorum.Tek teker bisikletinizin fiyatını
ulaştırırsanız sevinirim. cambazmithat@hotmail.com
Ozan Akyürek 05.04.2006
Kendilerini tebrik etmek isterim zira Turkiyede belkide bir ilki temsil etmekteler .Londra ve diger okyanusya ulkelerinde bu tarz tiyatrolar o kadar cok ki.Ozellikle gurultulu stresli yada kafaniz bombos yururken karsinizda birileri hic konusmadan cit cikarmadan birseyler anlatiyor, inananin tiyatro ancak bu kadar toplumun icine girebilir .Keske turkiyedede olsaydi demistim bu tip kumpanyalar bu haberden sonra mutlu oldum zira gercekten toplumsal tabana tiyatroyu yaymak adina sokak tiyatrosu Turkiye icin onemli bir gelismedir .

Kendilerini tebrik ediyorum
 

Siz de Yorum Yazın

 

 

Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: sls12

 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim