SÖYLEŞİLER


SEFA ZENGİN
YA DA GEN FİLMİ'NİN SADIK'I

Gen filmini izlediğimin ertesi günü İstiklal Caddesi'nde gördüm Sefa Bey'i...İki hafta sonra tesadüfen Kadıköy'de görmemle birlikte tebessüm etmeye başladım "Dünya ne küçük" diye düşünürken...Ama Kadıköy' de görmemden bir hafta sonra bir parfümeride karşılaşınca tanışmamamız ona göre imkansız olmuştu. Muhtemelen "bu kız niye bana bakıp böyle gülümsüyor" diye düşünürken yanıma geldi ve "Merhaba" dedi... O an ne kadar şaşırdığımı asla tahmin edemezsiniz... Ben ise "Merhaba Sadık Bey" deyiverdim...Evet doğru, benim için Kurtlar Vadisi'ndeki Erdal Kömürcü karakterinden çok Gen filmindeki Sadık'tı.                     

Yani Gen filminin en başarılı karakter oyuncusu Sadık...

Ertesi gün buluşup bu keyifli söyleşiyi gerçekleştirdik.

N.G : İnsanlar sizi Kurtlar Vadisi ile tanıdı ve şimdi de Gen filmiyle... Peki kimdir Sefa Sezgin ?

S.Z : En popüler işim Kurtlar Vadisi... Rolüm, sıra dışı rollerden biri olduğu için dikkat çekti. Sonra Gen filmiyle ben oyunculuğumu çok geliştirdim diğer yandan da daha çok tanındım. Aslında 95 yılı İstanbul Üniversitesi konservatuar mezunuyum. Mezun olduktan sonra 7 yıl kadar yani 2001' e kadar Dormen Tiyatrosu' nda oyunculuk yaptım.  

2001-2005 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi oyuncularından oluşan Tiyatro Candela' ya yönetmenlik yaptım. Yine bu yıllarda Türvak' ta oyunculuk ve ses tekniği üzerine eğitmenlik yaptım ve Bilgi Üniversitesi'nde Güzel Konuşma Sanatı üzerine dersler verdim. "İkinin Biri" adlı komedi oyunuyla Tiyatro İstanbul' a geçtim. Haldun Dormen' in yönettiği bu komedi oyununda bir garsonu oynadım.

N.G : Peki konservatuara girmeden önce tiyatro var mıydı hayatınızda ? Ya da şöyle soralım tiyatroya nasıl başladınız ?

S.Z : Beni sahneye iten tek bir isim varsa o da benim ilkokul öğretmenimdir... Ama benim hikayem biraz ters. Ben okulda müsamereye seçilemediğim için hırs yaptım. Bana rol verilmedi ve bu içimde kaldı hırs yaptım da diyebiliriz. 89 yılının sonunda Pendik'te amatör bir tiyatro topluluğu ile tanıştım."Tiyatro Renk". Bence bugün bile Tiyatro Renk kalitesinde bir grup yok. .Olağanüstü bir gruptuk. 6 daki provaya kimse geç gelemezdi. İnanılmaz bir ekiptik.Şu anda bu grup yok ama tiyatro ahlakıyla ilgili ne öğrendiysem o yıllarda bu grupla birlikte öğrendim...Yani 89 yılında böylece başlamış oldum sahne tozu yutmaya, bir yandan da reklamcılık şirketinde çalışıyordum. Baktım bu iş böyle olmayacak sınavlarına hazırlandım ve konservatuara girdim

N.G : İstanbul Bilgi Üniversitesi' yle tanışmanız ve Tiyatro Candela' ya yönetmen oluşunuz nasıl oldu? Şu anda hala onlarla çalışıyor musunuz?

O BİR EĞİTMEN, BİR YÖNETMEN, BİR OYUNCU ADAM...

S.Z : Şu anda onlarla çalışmıyorum. Ama hala irtibat halindeyiz. Bir şey olduğunda beni ararlar ve ben de giderim. Çok yakın bir dostum olan Volkan Severcan' ın kardeşi Bora Bilgi Üniversitesi' nde okuyordu. Oyun çıkarmak istediklerini söylediler ve bana da yönetmenlik teklifiyle geldiler benim de bu yönde arzum vardı, yapabileceğime de inanıyordum ve oldu da...Tiyatro Candela' da yarı amatör yarı profesyonel bir anlayış vardı . Oyuncularım çok yetenekliydi...4 yılda 4 güzel oyun çıkardık onlarla. Onlar şimdi Hair Müzikali'ni oynuyorlar. Ben de destek oldum tabii ama boynuz kulağı geçti durumu oldu biraz.

N.G : Üniversitede tiyatro yapmak nasıl bir deneyim oldu sizin için ? Orada oyuncularınız belirli bir eğitim sürecinden geçiyor mu ?

S.Z : Şunu açıkça söylemem gerekir ki üniversite yönetimi oldukça destek oluyordu. Bu gerçekten güzel ve önemli bir şey. Yapılan emeğe saygı duyuyorlar. Belli bir eğitim süreci yok ama biz 3 aylık bir çalışma yaptık...Oyun belliydi ama oyuncuları o sürece hazırlamak için doğaçlama çalışmaları yapıldı. Ama dediğim gibi oyuncularım çok yetenekliydi. Hatta üniversitelerin düzenlediği festivallerde ödül almışlığımız bile var.

N.G : Tiyatroyu meslek edinmiş biri olarak oyuncusunuz, yönetmensiniz, seslendirme yapıyorsunuz, Üniversite de ders verdiniz ve Türvak' ta öğretmenlik yaptınız yani aynı zamanda eğitmensiniz de diyebiliriz. Peki tüm bu renkler içinde sizin için en çarpıcı olan hangisidir diye sorsak ?

S.Z : Tüm bunlar aslında bir bütünün parçası bence.Dizi çekiyorsan kendini seslendirmek zorundasın. Yönetmenlik boyutu biraz farklı , her oyuncu iyi bir yönetmen olamaz tabii ki ama bir gün böyle bir teklifle karşılaşabilirsiniz. Ben konservatuardan itibaren çok okuyan bir insanım...Oyunculuk farklı bir büyü tabii.

N.G : Büyük ustalarla çalıştığınızı konuştuk. Tiyatro yaşamınız boyunca örnek aldığınız hocalarınız kimler ?

S.Z : Konservatuar yıllarında tabii ki Yıldız Kenter...Benim için mihenk taşı olabilecek kişi ise Ahmet Levendoğlu' dur..Ondan çok şey öğrendim ve onun en iyi öğrencisiydim. Ve tabii ki Haldun Dormen... Konservatuardan sonra hayatımı değiştiren bir adamdı. Fars tipi komedinin ne olduğunu ondan öğrendim. Ondan aldığım feyz ile Bilgi Üniversitesi' nde oyunlar yönettim.

N.G : Gen filminde oynamanız ve Şahan Gökbakar ile buluşmanız nasıl oldu?

S.Z : Gen' in yapımcısı Murat Toktamışoğlu ile tesadüfen tanıştık. Bir doğum günü partisinde tanıştırıldık. Konuşmamızın birinci dakikasında bana "Sen bir sit-com da oynayabilirsin" dedi...Bu beni çok şaşırtmıştı. Beden dilini çok iyi analiz eden ve inanılmaz zeki bir adam...Neyse bir film tasarladığını ve muhtemelen türünün komedi olacağını anlattı ve bir rolde de beni düşünebileceğini söyleyince "evet bende bu projede çok yer almak isterim" dedim... Çünkü halkın gözündeki Erdal Kömürcü imajını silmem lazımdı... Sonra bir gün beklenen telefon geldi , "Pazartesi günü toplantımız var filme başlıyoruz" diye... Randevulaştık ve ben toplantıya gittim. Çok ani gelişti her şey. Korku filmi olduğunu, adının "Gen" olduğunu falan her şeyi orada öğrendim. Senaryo geldi. Filmin her yerinde ben vardım ama konuşmuyordum, repliğim yoktu. Bu olay beni çok cezbetti. Rolün adını düşünmeye başladım. Bu adam başhekimin yanından hiç ayrılmıyor...Ona sadık aa evet Sadık!!!! Sadık bütün film boyunca kalan ve kilit olan tek adamdı.

N.G : Evet bence de kilit isim Sadık, filmin en başarılı tipiydi. Sadık karakteri nasıl ortaya çıktı ? Nasıl çalıştınız bunun üzerine ? Bu karakter sizi ele geçirebilir diye düşündünüz mü ?

S.Z : Senaryoyu okurken maskımı oluşturdum. Bu adamın sinirleri alınmış gibidir. Hiç tepki vermeyen bir adam, robot gibi bir adam. Bu robotsuluğu nasıl verebilirim diye düşündüm. Sırt kaslarımı kullanabilirim dedim ve kostümümü ona göre seçtim, biraz daha dar bir kostüm tercih ettim. Sonra yürüyüşünü oturttum. Böylece Sadık oluştu. Bu benim Sadık tiplememdi. Herkesin Sadık' ı başka olabilir. Diğer soruya gelince bazı oyuncular vardır oynadıkları rolün etkisinden kurtulamazlar ama bende öyle bir durum yok. Rol benim gölgem gibidir. Bana ait bir şey. Ve benim isteğim dışında hiçbir şey yapamaz. Bir oyunu yüzlerce kez oynuyorsunuz. An farklıdır...An durağan bir şey değildir ki...An akan bir şeydir. Neticede kontrol çok önemlidir, rolümün benim kontrolümün dışına geçmesine izin vermiyorum.

O DIŞTAN İÇE BİR ADAM.

N.G : Peki bir oyuncunun rolüne girmesi için nasıl hazırlanması gerekiyor ?

S.Z : Rolün ve kişinin kendisinin çok iyi analiz edilmesi gerekir. Her şeyden önce 3 koşul vardır gerçekleştirilmesi gereken. Psikolojik, sosyolojik, fizyolojik.. Örnek vermem gerekirse, ben Hamlet' i oynayamam...Hamlet Danimarka prensidir ve Danimarkalıların bir çoğu sarışındır. Eğer bir zenci oynarsa sizin o oyuna bakış açınız farklıdır. Gerçekçi bir bakış istiyorsan o prensin sarışın olması makuldur. Yani yaş, boy, renk fizyolojik özelliklerdir. Psikolojisini anlamanız lazım...Sonra o adam nedir toplumun neresindedir nereden gelmiştir yani sosyolojik özellikleri...Bunlar kavrandıktan sonra rol kendiliğinden gelecektir.

Bunların dışında bence oyunculuk iki türlü , içten dışa oyunculuk ve dıştan içe oyunculuk. Eğer bir oyuncu sahneye girdiği andan itibaren o rol kişisi oluyorsa ve hayatla bağını kesiyorsa bu içten dışa bir oyunculuktur. İçinde tamamen o kişi olur ve öyle oynar. Bende ise dıştan içe bir oyunculuk vardır. Yani bu durumun tam tersi.

N.G : Gen filmiyle ilgili eleştirilere nasıl bakıyorsunuz. Oyuncuların çok iyi olduğu görüntülerin çok iyi olduğu hikayenin sonunun insanları etkilediği bu film gişede sizleri neden mutlu edemedi sizce ?

S.Z : Zamanlama hatası olabilir, pazarlama stratejisinden kaynaklanabilir. Diğer yandan İstanbul Film Festvali'ne dek geldi. Hava şartları da etken olabiliyor. Gerilim filmi izlenen zamanlar daha çok sonbahar ayları gibidir... Filmin görüntüleri muhteşem, atmosfer çok başarılı. Oyuncuların çoğu çok çok iyiyidi.. Genç doktor, başhemşire falan yani oyuncularımızın hepsi iyiydi . Çorbadaki eksiği bilmek çok mümkün değil. Ama kendi oyunculuğum adına farklı ve sıra dışı bir iş yaptığımı düşünüyorum. Haneme güzel bir artı yazıldı.

N.G : Türkiye'de en beğendiğiniz oyuncuları sorsak ?

S.Z : Şener Şen, Haluk Bilginer , Zuhal Olcay,Demet Akbağ,Selçuk Yöntem, Timuçin Esen , Uğur Yücel, Erol Günaydın, çok var aslında özellile genç oyuncular arasında ve bu çokta güzel bir şey.

N.G : Kadın oyuncuları çok saymadınız .Sizce Türkiye'de neden erkek oyuncular daha fazla?

S.Z : Kadınlara rol bulmak daha zordur. Kadınların çok fazla seçenekleri yoktur. Tiyatro ve yazım edebiyatının gelişmesiyle alakalı bir şeydir. Kadın düşünür olmadığı gibi kadın tiyatro yazarları da erkeklere oranla daha azdır. Erkekler yazıyor ve kendilerini yazıyorlar daha çok. Ve böyle olunca da kadınlar için daha az rol olabiliyor.

N.G : Son olarak kendiniz için hedefleriniz nelerdir ve yeni dönem projeleriniz...

S.Z : Kendim için en net hedefim 5000 tane kitap okuyacağımdır.Şu anda 2500' teyim, yılda ortalama 100 kitap okursam sanırım 25 yıl sonra hedefime ulaşmış olurum. Kendimi geliştirmek, oyunculuğumu geliştirmek istiyorum... Şehir Tiyatrosun' da ya da Devlet Tiyatrosu'nda oynamayı asla düşünmüyorum. Çok fazla oyun oynamamakla belki kendime haksızlık yapıyorum ama özel tiyatroda bulundum hep... Belki de ilerde biz tiyatro kurarız. Bu enerjimiz var, hem teorik hem de pratik açıdan yeterliyiz. Bir de olabileceğim en iyi insanı olmak istiyorum. Kendi içimde aldığım bir karar bu. "İyi bir insan olacağım" diyerek kendini telkin etmekten bahsetmiyorum... Ağaç dikiyorum, yardım ediyorum kendimi sürekli geliştiriyorum ama bunun bir sonu yok. Erdemli bir insan olabilmek her şeyden önemlidir. Hayatımın sonuna kadar iyi olmak için çalışacağım. Bitmeyecek bir hedef bu benim için.

Yeni dönem projelerime gelince hem bir şey yok hem de çok şey var. Biri komedi iki sinema filmi olabilir ya da olmayabilir de. Henüz hiçbir şey belli değil.

Son Söz : Hiçbir şey tesadüf değildir!!! Bu keyifli söyleşi için teşekkürler...

Neşe GÜVEN
16.06.2006

Yorumlarınız

 
İ.K 13.08.2007
içten,samimi ve de öğretici bir söyleşi verdiği için Sefa
Zengin'i kutlarım...
Müge Önel 05.07.2006
tebrikler sefa zengin bravo
Deniz Çelikbaş 06.07.2006
kendisin cok begeniyorm onu kurtlar vadisinde tanıdık orda harikaydı..rolünü okadar iyi oynadı..oyunculugunu konusturdu resmen basarılarının devamını diliyorum

Siz de Yorum Yazın

 




Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: sls16

 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim