SÖYLEŞİLER


BEHİÇ AK.
ÇAĞDAŞ SANAT ADAMI   
              

    

Kısa bir an düşünün.İki yakamızı bir araya getiren o caaanım şehrimizin gözbebeği olan vapurlarımız olmasaydı yani kaldırılsaydı yayından , ya da Galata Kulesi yıkılsaydı ve biz tepesine çıkıp İstanbul' umuzu izleyemeseydik başka bir açıdan.Neler mi anlatıyorum ben yine.. 

82 den beri kadın erkek ilişkilerinden çevre sorunlarına toplumsal meselelerden globalleşen dünya trendlerine her şeyi köşesinde karikatürize ediyor Behiç Ak. Söylemek istediği anlatmak istediği çok şey var...Aslında mimar, sosyal mimar demek daha doğru.. Çünkü binalar inşa etmiyor, onun hayatındaki tek Bina ilk oyun kitabının adı... Sadece Cumhuriyet Gazetesi' nde karikatür köşesi yok, tiyatro oyunu yazıyor son 15 yıldır. Çeşitli dillere çevrilmiş çocuk kitapları var. Çektiği belgesel niteliğindeki filmi de unutmamak lazım.Sonra çevremizle ilgili ve kaybetmemiz gereken değerlerle ilgili birçok projede de hep onun imzası var.. 

Behiç Ak ile konuştuk.Vapurlarımızı, tarihi eserlerimizi, Şoför Cemal' i, Fay Hattı'na takılan belediye işçisini, Ayrılık' ın ayırdıklarını, ve Paris'i konuştuk. 

Sahi kimdir Behiç Ak ? Hangi roldedir hayatın içinde. 

Ben bulamadım..Belki siz söyleşimizi okur bana söylersiniz. 

N.G : Mimar olduğunuzu ama mesleğinizi bilindiği anlamda yapmadığınızı biliyoruz. Bunun dışında yaşam yelpazeniz çok geniş. Yönetmenlik, çizerlik, yazarlık, hatta çektiğiniz bir sinema filmi bile var.  Hepsine değineceğim ama öncelikle projeler yapmayı bırakıp ne zaman yazmaya başladınız ondan başlamak istiyorum.. 

B.A : 82 den beri karikatür çiziyorum ben. Mimar olarak başarı göstermem zordu. Sadece kendi istediğim şeyleri yapmaya karar verdim. Eleştirmek istediğim, söylemek istediğim şeyler vardı ve  benim bunları ifade etmem gerekiyordu dolayısıyla mimarlığı meslek olarak bıraktım. Özellikle 12 Eylül döneminde o zamanın gündemiyle ilgili çok şey söylenmesi gerekiyordu ve toplumda bir ifade probleminin olduğunu gördüm. Bunları anlatmazsam yaşayamayacağımı anladım, çizmeye başladım.  Sonra çocuk kitapları ve oyun kitaplarım olmaya başladı. Böylece sadece kendi istediği şeyleri yapan ve onlarla kendini ifade eden biri haline geldim. O yıllarda filmlerde de çalışıyordum. sanat yönetmenliğini yaptığım bir filmde  Genco Erkal oynuyordu ve biz öyle tanıştık. Karikatürlerimi çok beğenir kendisi ve benden oyun yazmamı istedi, bu alanda da başarılı olacağıma inanmıştı. Oyun yazmak çok zor bir şey.. İlk başta yazamadım zaten. Oyunlar okudum, kendimi geliştirdim bu anlamda ve zamanla bu  işin beni çok sardığını fark ettim.. İlk oyunum Bina' yı tüm kelimelerini, cümlelerini hissederek yazdım. Sonra diğerleri de geldi. Tiyatroyu giderek çok sevmeye başladım. Bina ile başladım ve 15 yıldır da devam ediyor. Cumhuriyet' teki "Kim Kime Dum Duma" köşesi ise hep devam ediyor. Sinema deneyimim ise sanırım Türkiye de bir ilk... Türk sinemasında Sansürün Tarihi-Siyahperde adıyla çekildi. 2 saat 10 dakika. Türkiye' de ilktir çünkü birinci ağızdan tanıkların vardı. Sinemada çok farklı unsurlar var. Gişe kaygısı işin içine giriyor ve ben onu sevmiyorum. 

N.G : İçinizde kalan bir meslek yok anladığım kadarıyla..Yazmak başlı başına zor bir işken karikatür yapmak ve her gün bir şeyler çıkarabilmek çok zor değil mi ? 

B.A : Aslında herkes bir şey üretiyor her gün ama benim farkım, ürettiğim şeyin görünüyor olması. Bunu hayatının bir uzantısı haline getirdiğinde sorun olmuyor. Bedeninin parçası haline geliyor. Ama zor tabii gündemi çok sıkı takip etmek gerekiyor, bazen düşünüyorum bir daha dünyaya gelirsem birine ceza olarak her gün karikatür çizmeyi verebilirim. Malzemesi çok bol bir toplumda yaşıyoruz. Çok fazla anlatılacak şey oluyor. Bazen onları anlatmaya vaktim olacak mı diye korkuyorum.. 

N.G : Aslında mimarlık yapmadığınızı söylemek de çok doğru değil. Çevreyle ilgili bir çok projede adınızı görmek mümkün.Tiyatroyla ilgili konuşmaya başlamadan önce "Vapurumuzu Vermiyoruz" projesi gibi toplumsal sorunlara bakış açınıza değinmek istiyorum. 

B.A : Mimarlığı aslında bir anlamda devam ettiriyorum. Vapur sadece bir ulaşım aracı değil; sosyal ve kültürel bir mekandır da. Hangimiz çay içmedik vapurda ya da simit atmadık martılar? Aynı zamanda da toplu taşıma aracıdır ve İstanbul' un kültürel bir simgesidir yerini deniz otobüslerinin alması mümkün değildir. Eski binaların yıkılmaması için de bir şeyler yapıyorum, ben yaşadığım sürece Galata Kulesi' ni yıkamayacaklar mesela...Mimarlık benim için şu aşamada kültürel bir şey. Yazılar yazıyorum .Bina yapmak istemiyorum zaten yeteri kadar var bir anlamda toplumu benden koruyorum.. Her yer bina, ihtiyacımız olan şey bina değil oysaki. .. Bu anlamda ben her şeyden önce bir vatandaş olarak duyarlılığımı ortaya koyuyorum, bazı kampanyalara öncülük ediyorum ve bazı değerlerimizin kaybolmaması için çalışıyorum. 

N.G : Bir yazara sorulabilecek en klasik soruyla devam edelim. Gerçekten yazarlar kendilerini ve yaşadıklarını mı yazarlar ?

B.A : Kendi yaşadığım şeylerde var tabii ama olayların hepsini yaşayabilmem pek mümkün değil, asıl olan duygulardır, yaşanan olaylar değil yani buna takılmamak gerekiyor..Bu iş gözleme dayalı bir olay. Çok temel duygulardan yola çıkıyorum dolayısıyla olaylar önemli değil. Duygulardır gerçek olan..Yıldızların Tembelliği adlı anı kitabımda yüzlerce olay var .O anılar bana ait yani duygular bana ait ama olayların hepsi yaşanmış değil.Gerçek olan tek şey duygulardır. 

N.G : Oyunlarınız yurtdışında Almanya, Atina, Kuzey Kıbrıs, Belçika gibi birçok şehirde oynandı. Bu süreç nasıl başladı ilk olarak? Böylece tiyatroya uluslararası açıdan bakma ve görme şansınız var.. Kültür farklılıklarının tiyatroya nasıl yansıdığını düşünüyorsunuz ?

B.A : Yurtdışına açılmam tesadüfen olan bir şey. Fay Hattı' nı o yıl Sumru Yavrucuk, Genco Erkal, Erdem Akakçe oynuyordu. Çok iyi üç oyuncuydu ve çok iyi oynuyorlardı. Bu oyun olarak Wiesbaden Tiyatro Festivali' ne katıldı. Ve orada yapılan kritiklerde oyunumuzun çok beğenildiği anlaşıldı. Hatta çok ünlü tiyatro adamı olan  Tankred Dorst sahnede Sumru Yavrucuk' u tebrik etti.  Sonra Güney Kıbrıs'ta Rumca oynandı sonra Atina' da oynandı, Belçika' da Almanya' da, oynandı. Önümüzdeki yıl  yine Yunanistan' da oynanacak. Çok tutuldu Avrupa' da, böylece diğer tekstlerle de ilgilenmeye başladılar. Ayrılık zaten Almanya' da oynanmıştı. 

Her şeyden önce yurtdışında sistem farklı işliyor. Yani disiplin çok farklı yurtdışında. Onlar 3 günde ezberi bitirmiş oluyorlar. Bizde ise son provalarda bile henüz tamamlanmamış olabiliyor. Kültürler çok farklı olduğu için sahneye yansımasında görüyorsunuz bunu.  

N.G : Oyunlarınızı yazdıktan sonra onların sahnede hayat bulmalarına tanıklık etmek güzel bir duygu olsa gerek. Ama ben yurtdışında oyunlarınız yabancı bir dille oynandığında neler hissettiğinizi öğrenmek istiyorum ve onlar nasıl yorumluyorlar, ne gibi farklılıklar getiriyorlar..? 

B.A : Bu gerçekten farklı bir duygu tarif edilemez..Farklı dillerde izlemek ise çok ayrı bir duygu..Onların anlayışı ve yorumlaması tabii farklı olabiliyor bu çok normal. Mesela Fay Hattı. Deprem kavramı olmayan Almanlar Fay Hattı' nı metafor gibi algılamışlar. Metafor birçok şeye girdi olabilecek bir fikirdir...Gerçek  bir olaydan konu daha farklı yerlere gidebiliyor. Yunanlılar ise daha içerden baktılar olaya..Çünkü onlarında deprem gerçeği var. Kıbrıs' taki tamamen farklı bir bakış açısı getirdi , Atina' da karikatürize edildi.. Çok farklı şekilde sunabiliyorlar. 

N.G : Peki bu farklılıklar oyunu amacından farklı yerlere taşıyabiliyor mu? Bu duruma müdahale edebiliyor musunuz ? Özellikle başka dillere çevirilerde yanlış anlaşılmalar olabiliyor mu ?  

B.A : Oyuna pek müdahale etmiyorum aslında .Önyargılı olan yaklaşımlara müdahale ediyorum .İnsanların kafalarında bir takım klişeler olabiliyor bazen. Sen oturup iki yıl bir tekstle yaşıyorsun, sancılı süreçlerden geçiyorsun ama bir kişi kalkıp repliği kısaltacağım diye tüm anlam bütünlüğünü bozuyor tamamen alakası olmayan bir anlam çıkıyor. Yakın zamanda böyle bir durumla karşılaştım. Ayrılık' ı oynamak istediler, geldiler konuştuk ama neticede teksti hiç anlamadığını fark ettim ve izin vermedim.. Tabii ki yorum yapılabilir.. Oyunlarımın farklı dillere çevirisini yapan yazarlar gerçekten çok iyi yazarlardı ben bu konuda çok şanslıyım. Mesela Thomas Balkenhol Almancaya çevirdi Fay Hattı' nı, Türkçe espri yapabilen bir almandı ve ben bu konuda çok şanslıydım... 

N.G : Ayrılık' tan bahsetmek istiyorum. Aslında birbirlerini hala seven ama bunu yokluklarında anlayan henüz boşanalı bir yıl olan bir çiftin öyküsü.Herkesin kendinden, geçmişteki ya da mevcut ilişkilerinden bir şeyler bulabileceği bir oyun..Neyi anlatmak istediniz ? 

B.A : Bir yazarın bunu söylemesi ne kadar doğru bilmiyorum ama beraberliğin aslında bir ayrılma biçimi olduğunu anlatmak istedim. Ayrılıyorsun hep onu düşünüyorsun ama beraberken hiç düşünmüyorsun. Bizim toplumumuzda ayrılıklar çok fazla yaşanmaya başlandı. Her alanda bunu görmek mümkün. Aslında oyun eski bir oyun ama güncelliğini hala koruyor ve korumaya da devam edecek. Çünkü ayrılıklar artıyor. Herkes yalnız yaşamaya başladı. Kalabalıkların içinde yalnız kalmayı başarıyoruz ve bu ilişkilerimize de yansıyor. Bu arada yurtdışında Ayrılık'ı oynayan bir çift ayrıldı mesela sonra beni aradılar da ben müdahale ettim olaya barıştılar falan. Yani Ayrılık çok insanın duygularına tercüman olan bir oyun oldu. 

N.G : Tüm oyunlarınız arasında 1994 de yazdığınız Ayrılık neden daha popüler oldu ? Sizce tiyatro grupları bu oyunu neden seçiyor ? 

B.A : Bina oynanırken de Bina popüler olmuştu, geçen iki senedir de Fay Hattı' dan başka oyunumun olmadığı düşünülmeye başlanmıştı. . Ayrılık' ın neden daha önde olduğunu  ben de araştırdım. Hatta bir psikologla birlikte İzmit' te oyun sonrası seyircilerle  bu konuyu tartıştık.. Oyuncularda giyinip geldi, sonra konuştuk ve anladık ki artık hayatımızda çok fazla ayrılık var. Toplumda ayrılıklar çok çok fazla. Tek kişilik Şehir adlı kitabımda da  tek başına yaşamaya başlayan insanlar anlatılıyor. Bizim toplumumuzda daha çok yaygınlaşmaya başladı. Paris' te bu oran yüzde ellinin üstünde, çok yüksek yani..Yalnızlık endüstrisi diye bir şey var.. Paris' e sevgilinle gitsen ayrılırsın öyle bir şey..O kadar farklı şeyler var ki iki kişinin ortak hobi bulması çok güç şehirde çok fazla alternatif var..Ve hepsini yalnız yapabiliyorsunuz. Kapitalizmin bir özelliği olarak bu  böyle.  İnternet teknoloji mesela çok parasal bir şey. Aslına bakarsanız 94' de yazdım bu oyunu hatta önce Şehir Tiyatrosu kurulundan geçmedi bu oyun sonra aynı geçirmeyen kurul sonraki yıllarda ödüle layık gördü..Diğer bir yandan Ayrılık' da hiçbir aksiyon yok. Bu oyun bir tür anti tiyatro, yani hiçbir sahnede hiçbir aksiyon yok. Hatta bu oyunu Eskişehir' de sahneye koyarken bir şoför verdiler bize adı Cemal' di. O getirip götürüyordu akıllı da bir oğlandı...Sahneleri dolaşırdı o sırada provalar oluyordu hatta o dönemde Haldun Dormen Karmakarışık'ı sahneliyordu. Yani tam Fars tipi bir komedi. Bu çocuk da geziyor tüm bu sahneleri ama bizim oyuna geldiğinde de hep uyuyordu.Sonra dayanamadı bizim oyunculardan biri ve sordu, "Niye izlemiyorsun hep uyuyorsun" diye ? "Duudurmussunuz bir ütü, tüm oyun boyunca bir geliyiii bir gidiiiii" .Yani çok gündelik hayattan bu oyun bu. Gruplar içinse iki kişilik oyunlar çok zordur. Tek kişilik oyundan daha zordur.. İki oyuncu arasında diyalog oluşabilmesi çok önemli. Duygusal diyalogu sahnede devam ettirebilmek çok mühim bir şey, özelde çok iyi iki oyuncu olabilirler ama sahnede birbirlerini öldürebilirler. Çok dikkatli olmak gerekir. 

N.G : Yazar ve oyun yazarı sıkıntısı olduğu konusundaki fikriniz nedir? Yazarları teşvik için açılan yarışmaları anlamlı buluyor musunuz ? Sitemize gelen maillerden ve tiyatro camiasında bu sıkıntıdan söz edildiğini görüyoruz

B.A : Bence  bu tarz yarışmaların bir faydası yok .Sanatla ilgili yarışmalara hiç inanmıyorum .Sanatçı ürkektir, kırılgandır. Yarışmalarda hep ortalama bir şeyler ortaya çıkar. Her şeyden önce tiyatrocuların yerli tekstleri okumaları lazım. Bu kültürel bir şey ve sürekliliği olması gerekir. Ama bizim ülkemizde ağır sansür kurulları var. Bu durumda bir şeyler üretebilmek de zor.  Fay Hattı mesela..Oyun yazarlarından oluşan bir kurul, bu oyunun oynanmasını engelledi. Neden ? Depremden insanlar ölmüş, deprem acı bir olaymış oysaki metinde komik öğeler varmış, oynanamazmış. Ama ilginç olan bir şey anlatayım size bu oyunu ilk defa sahneye koymak isteyen insan, depremde tüm yakınlarını kaybetmiş bir belediye işçisidir. Bir telefon geldi bana. "Behiç Ak'la mı görüşüyorum? "diye.."Evet" dedim "Benim buyurun". "Ben bir kitap aldım, adı Fay Hattı  bunu sen mi yazdın?" dedi.. "Evet" dedim. "Ben hiç gitmedim tiyatroya ama bu oyunu sahneye koymak istiyorum" dedi. "Neden istiyorsun" dedim, "Ben depremde tüm ailemi kaybettim ve tedavi olmak istiyorum" dedi. .Yani kaliteli bir mizah insanı çok önemli şeylerle yüzleştiriyor. Biz korktuğumuz her şeyi halının altına sürükleyen bir toplumuz. Biz asla konuşmayalım hemen unutalım . Deprem oluyor ,  elli bin kişi ölüyor, Güneydoğu' da insanlarımız ölüyor ama biz hiç konuşmuyoruz tüm bu olayları bastırıyoruz sonra biri bunları farklı bir bakış açısıyla yazmaya kalkınca da sansüre takılıyor. 

Problemleri çözen bir toplum değiliz. Sanat aslında uçlarda olan bir şey.  Hayatının sınırlarına doğru bir yolculuk aslında bir çok şeyi sorgulayan bir şey.  Sanat özgürlük duygusu olan hayatın sınırlarını keşfetmeye çalışan insanların olduğu topraklarda yeşermeli.  

N.G : Peki bu sorun nasıl giderilir, 80 sonrası kuşak apolitik bir şekilde yetişiyor çok fazla okumuyor araştırmıyor vs..,Yeni yazarlar yetişmezse ne olur ? 

B.A : Birileri olacaktır mutlaka..İnsanların kafası kızıyor bir şeyler söylemeye çalışıyor.İşte bunu yapabilen insan çok değerli. Ülkemizde maalesef bunu başaran insanların kıymeti pek bilinmediğinden yazık oluyor. Ölümünden çok sonra değeri anlaşılan çok sanatçılarımız var. Ahmet Hamdi Tanpınar mesela.Aslında  kaliteli olan hiçbir şey kaybolmuyor. Yeni yazarlar da yetişir yeter ki sansürle falan istekleri engellenmesin. 

N.G : Son dönemde popüler kültürün de etkisiyle oyun yazarlarının dizi yazarlığına kayması konusunda neler düşünüyorsunuz ? Sizin televizyon için yaptığınız ya da yapmayı düşündünüz bir proje var mı ? 

B.A : Yok. Sanat endüstrileştikçe sanat olmaktan çıkıyor.  Endüstriyel ortam halini alıyor . Endüstri nedir? Bir şey yaptığınızda çoğaltılabiliniyorsa o endüstridir.. Oyun yazmak sanata çok yakın bir şey. Bir teknolojisi yok. Oynadığınız süre varsınız sınırları zorlarsınız Ama Tv de bir şey yapmanın kalıpları var başka türlü bir şey yapmanız çok zor. Dizi film vs bunların sanat eseri gibi değerlendirilmesi güç, iyi tekstler var ama haftada 50 sayfalık sağlam bir metin yazmak çok zor. Tiyatro çok ayrı bir şey.. Daha çok sınırlara gidebilen bir şey..Tv de her şey sınırlı. Seyircisiz bir tiyatro bile olabilir. Tıpkı spor gibi, oyuncular sadece kendileri için bile oynayabilirler. Tiyatro insanları değiştiren bir şeydir. Yaşama şeklini değiştirir. Vakit ayırırsınız evinizden çıkar tiyatroya gidersiniz. Ama sinema öyle değil. Sinema insanların evine girdi. Dvd leri yan yana dizip evlerinden çıkmıyorlar. Unutmamak lazım ki tiyatro şehir kültürünün önemli bir parçası.  Şehir kültürünü benimsemekle çok alakalı bir durum. Bizim şehir merkezine tiyatroları doldurmamız lazım. Ankara' da Yeni Sahne Tiyatrosu' nu yıkıp yerine alışveriş merkezi yapacaklar ya da önümüzdeki yıl Taksim Sahnesi' ni kapatacaklar yerine başka bir şey açacaklar. Bunlar çok yanlış politikalar.Bunlar için de kampanyalar yapılacaktır. 

N.G : Böyle bir kampanyaya Açıkça Tiyatro Topluluğu olarak tabii ki katılırız. Tam bunlardan bahsetmişken çağımız tiyatrosunu nasıl buluyorsunuz ? Şu an var olan oyunların günün gereklerine ve dertlerine tercüman olduğunu düşünüyor musunuz ?  

B.A : Zaman zaman izliyorum.. Ama kritik yapacak konumda değilim tabii ki. .Son yıllarda farklı işler yaptığını gördüğüm birkaç grup var. Mesela Işıl Kasapoğlu'nun Semaver Kumpanyası  gerçekten Işıl' ın önderliğinde güzel bir yere gidiyor. Kocamustafapaşa' da bunu yapmaya çalışması da ayrıca önemli. Ak Sanat Prodüksiyon' un çalışmaları güzel. Ufak ufak yapılan çok güzel şeyler var.  Diğer yandan  ise bir türlü modernize olamayan Şehir Tiyatroları var.  Merkezi denetleme kurulu var özerlik yok giderek hantal bir yapıya dönüşüyor. Kaliteli oyunlar da arada bir  çıkıyor ama yapının bir an önce değişmesi lazım..Biraz daha demokratikleşmesi gerekir. 

N.G :Oyun yazarı olarak kendi üslubunuz hakkında neler düşünüyorsunuz.. Behiç Ak şu konular üzerinde oyun yazmayı tercih eder ya da şu konulardan asla söz etmez diyebilir miyiz ? 

B.A : Üslupçuluk diye bir şey var.. Ama ben bu kalıpları sevmiyorum. Orta çağdaki gotikten bahsedildiğinde müzik, resim gotik ti.. Şimdi öyle değil. Size ait bir stil oluyor. Ben üslupçuluğu çok fazla seven biri değilim..Benim kendimi ya da yazarlığımı cümle içinde anlatabileceğim şey yok..Kurallara güldürmeyi daha çok severim.Mesela bir parti düşünün herkes smokinli, bir adam kırmızı benekli donla girerse komik..Ama o adamın gözünden diğerleri daha komik..Normal kurala gülmeyi esas alıyorum.. 

N.G : Son olarak yeni dönem projelerinizi öğrenebilir miyiz ?

B.A : "My little Global Village" yani "Benim Küçük Global Köyüm" diye bir oyun yazıyorum son bir buçuk yıldır. Almanya da çok başarılı bir tiyatro tarafından oynanacak. Aslında bu oyun için en çabuk yazdığım oyunlardan biri olduğunu söyleyebilirim.. .Bu uluslararası oyuncu kullanıma çok açık bir tiyatro. Onlara globalleşme ile ilgili bir oyun yazmak istediğimi belirttim. Birkaç dilde olsun istiyorum. Tekst üç kadın oyuncu üzerine kurulu ama birde erkek oyuncumuz var. Kadın oyuncularımız Mozambik Rusya ve Almanya' dan dan. Kadın oyuncuların  o ülkelerden olmalarını özellikle istedim . 1970' lerin globalleşmesi ile 2000' li yılların globalleşmesi arasındaki farklılıkların anlatıldığı bir oyun .İlk olarak Kasım ayında Stuttgart' da oynanacak daha sonra Afrika' da, Macaristan ve Rusya ile devam edecek. Almanca ve Portekizce oynanacak.. Bunun dışında yazdığım başka oyunlar var.  Sahneye koymak istediğim bir oyun var ama çok iyi iki oyuncu lazım bana, teksti yazdım ama henüz plan aşamasında olduğu için paylaşırsam büyüsü kaçar. 

Bu keyifli söyleşi için teşekkürler Behiç Ak. 

Peki siz karar verebildiniz mi kimdir Behiç Ak ?

Behiç Ak 

1956 Samsun doğumlu.. Tam adı Ahmet Behiç Ak' tır.İlkokul dan sonra  İstanbul' a gelmiş..Annesi Rabia Hanım Selanik doğumlu, babası Rıfat Bey Sultanahmetli.Babaannesi ise Rodos'lu.Suyun öteki yakasından aslında...Anne ve babası öğretmen. Haydarpaşa Lisesi' ni bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olmuş, İTÜ de ise mimarlık üzerine master yapmış. 1982 yılından beri Cumhuriyet Gazetesi'nde Kim Kime Dum Duma adlı köşede karikatür çizen Behiç Ak aynı zamanda çocuk kitabı yazarı, oyun yazarı , yönetmen ve mimar..

Tiyatro Oyunları :

Bina, Fay Hattı , Ayrılık, Tek Kişilik Şehir ,Fay Hattı, Newton Bilgisayardan Ne Anlar, Hastane ve İmaj Katili.


Neşe GÜVEN
27.07.2006




Yorumlarınız

 Serap Aydın

04.06.2007 

Oyunlarının Avrupa'da oynanması beni gururlandırdı.Biz de İmaj Katili'ni oynayacağız .Amatörce degil,acemice...
Henüz Yorum Yapılmamıştır..

 

Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: sls18

 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim