SÖYLEŞİLER


HAZAL SELÇUK

TİYATROYA OLAN EMEĞİM MÜZİĞE OLAN EMEĞİMİ AŞTI!

Hareket Tiyatrosu denince aklınıza ilk kim gelir?Ya Eurovision ve Grup Pan denince?

Hazal Selçuk. Müzisyen, oyuncu,eğitmen,oyun yazarı...Kısaca o bir sanatçı. Münir Nurettin ve Timur Selçuk geleneğinden gelip de sanatla yoğrulmamak sanıyorum ki imkansızdı. Onun konuşmasını, beden dilini kullanışını,nefes almasını izlerken bile dersteymişsiniz gibi hissediyorsunuz.

Samimiyeti ve mütevazı kişiliği,duruşu,bilgisi bana ilham verdi.Bir de Fenerbahçe Parkı...Sordukça sordum,meğer ne çok şey varmış konuşulacak!

Hazal SELÇUK Kimdir?

Hazal SELÇUK, 1994-2005 yılları arasında Viyana, Boston ve Toronto'da müzikal, Hareket Tiyatrosu, koreografi, oyun yazarlığı, oyun yapımı ve Oyuncular için Hareket Öğretmenliği alanlarında lisans, yüksek lisans ve diploma eğitimini tamamladı. (Boston Conservatory BFA, York University MFA ve Diploma in Teaching Movement for Actors). ''Doğu Batı ve Bir Yağmur Damlası'', ''Mağara Çiçekleri'' adlı solo oyunları Boston,Toronto ve Danimarka'da çeşitli tiyatrolarda oynadı. 1999'dan bu yana Hareket Tiyatrosu eğitmeni olarak başta Boston Ballet, Batdorf School for Movement Theater ve York University olmak üzere çeşitli okul ve sanat merkezlerinde görev yapmıştır. 2005 yılından beri Bahçeşehir Üniversitesi İleri Oyunculuk Bölümü`nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

D.T. Kendinizi öncelikle hangi sanat dalında uzmanlaşmış biri olarak tanımlıyorsunuz? 

H.S.- Tiyatro alanında- "Hareket Tiyatrosu" oyuncusu olarak tanımlayabilirim. Klasik oyunculukla ilgili de eğitimim var ama daha çok klasik oyunculuğu yoğun vücut anlatımıyla birleştirdiğimi söyleyebilirim. Alt metni vücuda yaymak, simgeleri, metaforları vücut diliyle anlatmak yaptığım oyunculuğun özünü oluşturuyor. Oyunculuğun aynı zamanda yoğun olarak vücutta olması, psikolojinin, alt metnin vücuda yayılması, hareketlerin bazen günlük hayattaki iletişim seklinden farklı bir dil oluşturduğu bir oyunculuk sekli diye de özetlenebilir. Bu konudaki oyunculuğumun ve yaratım gücümün daha gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kendimi hareket tiyatrosu oyuncusu ve yaratıcısı olarak tanımlıyorum. Şu an yazdığım iki oyun var artarlarsa oyun yazarı olarak da tanımlayabileceğim.

Şarkı söyleyen bir yanım var ama o, zannediyorum hep oyunlar içinde olacak artık, oyunları besleyecek. Bir konser vermek, altta dramatik bir yapı olmadıkça beni tatmin eder mi bilmiyorum. Tatmin ederden kastım şu; benim tiyatroya olan emeğim; müziğe olan emeğimi aştı. O yüzden müziği mutlaka dramatik bir yapıyla beslemek isterim. Ama şarkı söylemek de her zaman çok özel benim için. 

D.T. Tiyatroya vermiş olduğunuz öncelik deneyimlerinizle mi, aldığınız eğitimle mi ilgili?

H.S.- Tamamen kendiliğinden gelişmiş bir şey bu.16 yaşımdan itibaren benim tutkum şarkı söylemekti. Ne zaman opera şarkıcılığı eğitimi için ben kapıları çalsam, mutlaka bana tiyatronun kapısı açıldı, ben talep etmeden. Bunun neden ve nasıl olduğunu bilmiyorum ama çok kolay girdim tiyatronun içine. Yani kapılar bazen gerçekten üzerime kapandı opera şarkıcılığı konusunda. Tabii ki açılan kapılar oldu ama özellikle eğitim alanında tiyatro kadar olmadı. Bu yüzden tiyatro yavaş yavaş gelişen bir sevgi oldu benim için ve artık benim büyük bir parçam olmaya başladı diye düşünüyorum. Ama şunu da ifade etmeliyim; kendimi ifade etmek ve ruhumun evrilmesi benim için ön planda. Şu anda bu tiyatroyla oluyor, belki ileride sadece şarkıyla olur, belki bambaşka bir şeyle olur. Yaptığım şeyi iyi yapmak isterim ama öncelikle ruhumun evrilmesini amaçlıyorum. 

D.T. Tiyatroyla ilk tanışmanız nasıl oldu? 

H.S.- Şan okumak için Viyana'ya gitmiştim. Konservatuara alınmamıştım. Orda bir ilkokulda şan öğretmeni vardı. Aynı zamanda konservatuarda da ders veriyordu. Beni o ilkokula çağırdı, sana hazırlık kursları verelim diye, bir sene ona devam ettim ve  o öğretmenle yapamayacağım kararını verdim. Başka bir şan öğretmeni ararken, oyunculuğu şanı beslemesi için deneyeyim dedim. Hasbelkader başladı yani. Başladıktan bir ay sonra Viyana'da oyunculukla ilgili önemli bir sınava girmiştim, çok da iyi dereceyle geçtim. Şan konusunda o kadar  yenilgiden sonra bu sınavı bu kadar  kolay geçmeme cok şaşırmıştım. Tesadüfen başladı.

D.T. Türkiye'de mi yoksa yurtdışında mı tiyatro yapmayı tercih edersiniz?

H.S.- Her ikisi de. Çünkü ben artık birçok yerden beslendiğimi hissediyorum. Burası benim için çok özel. Benim ana dilim Türkçe. Benim anılarım burada. Buranın derdi benim derdimdir. O yüzden mutlaka yapacağım işlerde burası olacaktır. Ama ben başka yerlerden de çok besleniyorum. Hiç bilmediğim kültürlerden, başka ülkelerden başka dillerden. O yüzden eğer önüme öyle fırsatlar çıkarsa mutlaka başka yerlerde de tiyatro yapmak isterim. Beni zenginleştireceğini düşünüyorum. Nerenin bana ihtiyacı varsa, benim nereye ihtiyacım varsa. İkisi de olsun. 

D.T. Tiyatroyla ilgili sizi küstüren herhangi bir olay yaşanmadı değil mi?

H.S.- Hayır yaşanmadı, zaten Türkiye'de yeni tiyatro yapmaya başladım denebilir. Bir yıl doldu döneli. Geçici hayal kırıklıkları oluyor. Ama tiyatro bana çok iyi davranıyor bu aralar.

D.T. Yurtdışındaki tiyatro eğitimiyle Türkiye'deki tiyatro eğitimini karşılaştırdığınızda neler söyleyebilirsiniz? 

H.S.- Türkiye'deki eğitimin daha sorunlu ve acılı olduğunu düşünüyorum. Öğrenciler açısından özellikle. Ama öğretmenler açısından da durum benzer aslında. Çünkü sanatı destekleyici bir sistem olmadığını düşünüyorum. Konservatuarlarda -şimdiki durumu bilemiyorum ama - öğretmenleri maddi açıdan tatmin eden bir sistem olmadığını düşünüyorum. Öğrenciler de manevi ve sanatsal açıdan tatmin olmuyorlar. Çalışacak yer yok. Öğrenciler tuvaletlerde çalısıyor. Öğrenci-öğretmen alışverişinde duvarlar var. Bölümler arasında duvarlar oluyor. Öğrencilerin ışığını, yaratıcılığını söndüren bir eğitim var burada. Yani öğrencinin burada çok mücadele etmesi gerekiyor, yaratıcılığını sürdürmesi, sanata olan inancını ve sevgisini kaybetmemesi ve yılmaması için.  İnsanların özünün sağlıklı sınırlar içerisinde ortaya çıkmasını sağlayacak bir eğitim sistemi olması gerekli. Çok köşeli buradaki eğitim. Yaratıcılığın önünün kesilmemesi lazım.O kalıp sistem burada devam ediyor ama sanat onu kaldırmıyor. Kişiliklere ve onların açılımlarına saygı duymak gerekiyor. Yurt dışında da iyi ve kötü okullar var. Temel olarak maddi ve manevi bu kadar  zor şartlara yurt dışında tanık olmadım.

D.T. Tiyatrodaki alaylı-okullu ayrımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

H.S.- Tiyatro için bir insan, illa ki okula gitmelidir diye düşünmüyorum açıkçası. Ben usta-çırak ilişkisine çok inanırım. Önemli olan; doğru kişilerin yanında bulunmak. Doğru kişilerin yanında bulununca, eğer onlar eğitim verecek zamanı okul dışında buluyorlarsa zaten onlarla yol alınıyor. Okul benim yapmak istediklerim için gerekliydi. Benim öyle bir sisteme ihtiyacım vardı. Bir suru öğretmeni aynı yerde bulabildim. Bu önemli. Elimi attığımda bir sürü şeyi aynı yerde bulmak istedim. Şan dersi almak istiyorsam onu bulabildim aynı mekânda, dans dersi almak istiyorsam onu bulabildim. Bu benim için çok emniyetli, bir sürü şeyi deneyebileceğim, çeşit olan bir ortamdı. Önüne insanın tarihler koyuyor okul. Şu tarihe kadar bunu hazırlamak zorundasın. Hazırlayıp getireceksin, insanlar izleyecek, not verecekler vs. Tabii bunlar sembolik. Yani nasıl not verebilir? Ama okul o anlamda güzel hazırlıyor, eğer iyi bir okulsa. Sürece güvenmeyi, denemeyi, yanlış yapmayı öğreniyor öğrenci. Ama okul iyi değilse, usta-çırak ilişkisine ben çok inanıyorum dediğim gibi. Okulda da zaten bir usta-çırak ilişkisi kendiliğinden oluşuyor. Bir iki hoca özel olmaya başlıyor. Onlarla daha çok zaman geçirmeye başlıyorsun. Tiyatro için okul gerekli değil diyebilirim ama eğitim kesinlikle gereklidir.

D.T. Peki son zamanlarda eğitim süreleriyle ilgili bir takım tartışmalar doğdu. Sizce eğitim süreleri uzun mu olmalı, kısa da olsa olur mu? 

H.S.- Bunu geçen gün bir arkadaşımla konuşmuştuk. Yavaş yavaş gerçekten temeli oturtarak, bir dört yılın verilmesi iyi olur. Ben sekiz yılımı, neredeyse on yılımı verdim. Ama ben bir sürü şey yapmak istedim. Bazen çaldığım kapılar açılmadı, yani o anlamda zaman kaybettiğim oldu. Yalnız hareket tiyatrosu için biraz daha farklı konuşabilirim, onun için daha uzun zaman gerekiyor- bir beden formunun öğrenilmesi, beden ses metin koordinasyonu, duygusal açılımların harekete, iletişime dönüşmesi, oyun  yapımı vs.- ama klasik oyunculuk için en az dört yıl verilmelidir bence.

D.T. Hareket Tiyatrosunu nasıl tanımlayabilirsiniz?

H.S.- Klasik oyunculukta alt metinden, karakterin psikolojik, düşünsel olarak analiz edilmesinden bahsedilir hep. "Nasıl düşünüyor bu karakter, ne istiyor, motivasyonu ne".Hareket Tiyatrosunda duygu, düşünce dünyası bedensel forma dönüşebiliyor. Yani klasik oyunculukta metin, ilişki çatışmasının yanında günlük hareketlerle daha çok besleniyorsa oyun; hareket tiyatrosunda çok soyut hareketler -eğer mantıksal bir dizgi içine konursa- seyirciye bambaşka bir dünya yaratabiliyor. Ama aynı zamanda izleyebileceği, takip edebileceği bir dünya yaratıyor. Yani alt metin bedene geçebilir, duygu bedensel forma dönüşebilir. Metaforlar, fikirler, simgeler bedensel forma dönüşebilir. Hep bir fiziksel kodlama var hareket tiyatrosunda ve normal hayattan farklı hareketler görebilirsiniz. İnce ayar bir beden farkındalığı söz konusu. Ama bu klasik oyunculuk için de geçerli. Bu kadar kesin çizgilerle ayırmak istemiyorum ama bir taraftan da istiyorum. Çünkü izlediğim tiyatrolarda, tabii bütün tiyatrolar için konuşmuyorum ama genelde bedensel kararlar verilmiyor. Yani karakter düşünülüp daha çok beyinde karar veriliyor bu kararlar vücuda geçmiyor. Hâlbuki vücut öyle bir zekâ ki, o kararların aynı zamanda bedenle verilmesi gerekiyor. Hareket Tiyatrosunu bu yönüyle ayırmak istiyorum. Çok ince ayar hissedilmesi lâzım bedenin. Bedensel kararlar nefesle, metinle birleştiğinde, fiziksel, duygusal bağlantıyla birleştiğinde titreşim olarak seyircinin bedenine geçsin. Çünkü seyirci izliyor ama aynı zamanda o hareket onun bedenine bir titreşim olarak gidiyor. Ses de, kelimeler de, düşünce de bir titreşim ama duygu fiziksel harekete ve sese dönüştüğü takdirde bu da tek başına bir titreşim yaratıyor seyircide.

D.T. Her beden her duyguyu her düşünceyi harekete dönüştürebilir midir? 

H.S.- Çalışmayla, alışmayla, güvenle. O kişi için önemli olanları öncelikle.Hepimizin bir derdi var. Bazı dertlerimiz ortak bazı dertlerimiz kişisel. O dertlerin yani içte, en altta yer alan dertlerin, ihtiyaçların fiziksel forma dönüşmesi mümkün. Ve bunlar fiziksel forma dönüştüklerinde de tiyatroda çok ham çok çarpıcı bir şey ortaya çıkıyor. Çünkü oyuncu kendini ortaya koyuyor. Kendinden bütüne ulaşıyor. Tabii onun üzerine çalışmak lazım, onun ne anlama geldiğini bilmek lazım, ne kadarını paylaşacaksınız, ne kadarı sadece sizi ilgilendiriyor, ne kadarını sunmak istiyorsunuz? Eğer insanları ilgilendirdiğini düşünüyorsanız sunarsınız yoksa niye sunasınız? O açıdan evet, duyguların forma dönüşmesi mümkün. Sende hangi duygunun forma dönüşmesi gerekiyorsa önce o duygu dönüşecektir.  

D.T. Hareket Tiyatrosunun Türkiye'deki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz? Hareket Tiyatrosunu geçmişten bugüne kadar değerlendirmeniz gerekse neler söylersiniz?

H.S.- Doğrusu Türkiye'deki geçmişiyle ilgili çok fazla şey bilmiyorum. Çünkü Türkiye'de benim bildiğim kadarıyla fiziksel tiyatroya dayalı bir gelenek yok. Yeni bir şey olduğunu düşünüyorum. Yani hareket tiyatrosu dendiği zaman insanların "bu nedir" diye sorduklarını gözlemliyorum. Ama bir taraftan da şunu düşünüyorum; tiyatronun gideceği yer olarak değerlendirdiğimde on-on beş yıl sonra artık hareket tiyatrosu diye bir kavram kalmayacak. Çünkü sahne oyunculuğu büyük oranda, giderek daha çok bedenle birleşecek. Bütün bedenle oynamanın hazzını aldıktan sonra bir daha öbürüne dönmek zor gibi geliyor. Belki de büyük konuşuyorum 10 -15 yıl diyerek. Bu süre sadece bir tahmin.

D.T. Metinlerin de tükendiğini düşünürsek. 

H.S.- Belki.Ama belki o metinlerin alınıp değişik yorumlanması söz konusu olacak.Yeni metinler de gelecek. İyi tiyatro metinleri özellikle Türkiye'de tükeniyor. Bu kadar  sorunu olan  bir ülkede malzeme bulmak zor değil ama iyi bir oyunun oluşması çok zaman ve emek istiyor. Yeni yazarlara ihtiyaç var. Bu daha önce söylediğim yaratıcılığın önünün kapanması ve insanlara fırsat verilmemesiyle ilgili. Ya da çok çabuk tüketilen çabuk çabuk işler yapılıyor, sistem bunu istiyor. Hareket tiyatrosu yapmak için çok büyük hareketler yapmak gerekmiyor. Taklalar atayım, döneyim, atlayayım gibi şeyler değil. Demin bahsettiğim o kararlılık önemli. Fiziksel duygusal bağlantılar önemli. Vücudu çok ince ayar hissedip duyguları dönüştürmek önemli. Duygular kelimeye harekete sese şarkıya dönüşebilir. Bir hareket tiyatrosu oyuncusu mutlaka kendi oyunlarını yapmak-yazmak isteyecektir diye düşünüyorum. Çünkü vücudunu hissettiğinde söylemek istedikleriyle de ilişki kuracak. Oyunculukta da duyguların tüm vücuda yayılabilmesi önemli. Bunu yapan klasik oyuncular da var. Bence onlar hareket tiyatrosu yapıyorlar. Ama belki de onlar bana diyecekler ki, hayır sen klasik oyuncusun. O yüzden bu çizgiler benim için net değil ama yine de ayırmak istiyorum.

D.T. "Hareket Tiyatrosu" adıyla tiyatro yapan çok kişi var mı? 

H.S.- Çok var, fiziksel tiyatro olarak da geçiyor. Doğuda çok var. Orada zaten hareket tiyatrosu olarak geçmiyor. Zaten onların tiyatro yapma biçimleri öyle. Vücutta kullanılabilecek ne varsa hepsi kullanılıyor onların tekniklerinde. No tiyatrosuna bakarsan öyle, Hindistan'da örnekleri var. Çin'de Endonezya'da var. Oralarda ayrılmıyor tiyatroyla dans. Dansın içine katıldığı, metnin değil dansın, hareketin ön planda olduğu deneysel çalışmalar var Batıda. Çok açılımı var aslında. 

D.T. "Hareket Tiyatrosu" yapmaya nasıl karar verdiniz?

H.S.- Bu kendiliğinden oluştu. Ben hareket etmeyi, dans etmeyi çok seviyordum.  şarkı söylemeyi de oyunculuğu da çok seviyordum ama geriye baktığımda hissettiğim o ki ben zaten "Hareket Tiyatrosu" yapmayı istiyordum.

D.T. Performans gösterileriyle hareket tiyatrosu arasında bir bağ var mıdır? Farkları benzerlikleri nelerdir?

H.S.- Deneysel çalışma kökenli ikisi de. Deneyerek bulunan kareler, imgeler. Ama tiyatro denince benim anladığım bir dramatik yapı. İnsan ilişkileri, onların içgüdüsel ya da lineer bağı. Seyirciye sunulan bir dünya ve bu dünyada karakterlerin ilerlemesi, ilişkileri. Performans sanatında bu bağlar net değil, olması da gerekmiyor. Daha parça parça imge imge, fotoğraf  kareleri gibi. Bir sürü teknik öğe kullanarak beslenebilen bir sunum türü. Hareket  tiyatrosundaki dramatik, fiziksel, metinsel bütünlük, hikâye anlatımı ve sadece oyuncunun yarattığı atmosfer performansta olmayabiliyor.  Tiyatroda karakterin sürekliliği önemli, karakterin yolculuğu önemli. Benim için oyunun seyircinin takip edebileceği bir başı olması, gelişmesi, çözümlenmesi çok önemli. Ama aynı zamanda içgüdüsel, mantıkla açıklanamayan  ama yine de bütünlüğü olan bir dramaturji oluşursa o da beni çok etkiliyor. Yani çok güzel hareketler var, çok da güzel müzikler var, bir de metin var, ama bu anlamda ben bu hareketleri neden yapıyorum ya da bu sözleri neden söylüyorum, ben bu yaptıklarımla seyirciye ne anlatmak istiyorum, ne paylaşmak istiyorum, seyirciye bunlar benim istediğim gibi ulaşıyor mu sorularının sorulması ve cevaplarının bulunması gerekli diye düşünüyorum. Ne tür olursa olsun sanat bir hizmet ve  seyirciyle bir sohbet. Bir şekilde neyle ilgili sohbet edildiği, neye hizmet edildiği ve bunun anlaşılıp anlaşılmadığı düşünülmeli. Ama eğer bu tür kaygılar güdülmemişse ya da net değilse, benim için oyunlar da imgeler de zaman zaman çok güzel, çok yaratıcı ilham verici resimler olarak kalıyorlar. Ben bir teatral bütünlük ve hizmet kaygısı istiyorum. Bu benim zevkim.

D.T. Biz kendi internet sitemiz aracılığıyla Türkiye'nin farklı yerlerinden pek çok mail alıyoruz. "Oyuncu olmak istiyorum, ne yapmam gerekli, bana yardım edebilir misiniz şeklinde." Gençlerin oyunculuğa karşı giderek büyüyen bu merakını nasıl yorumluyorsunuz?

H.S.- Çok faydalı buluyorum. Ama tabii ünlü olmak için mi oyuncu olmak istiyorlar, yoksa kendi ruhlarını keşfetmek ve bu yola bir şeyler vermek amacıyla mı istiyorlar bunu bilmek lazım.

D.T. TV'deki dans yarışmaları hakkında neler söylemek istersiniz? Sizce faydalılar mı?

H.S.- Açıkçası daha önce bunlar hakkında hiç düşünmedim. Genel olarak şunu söyleyebilirim.

Türkiye'de ve dünyada kişiler kendini ifade etme ihtiyacını yoğun biçimde hissediyorlar. Ciddi bir açlık var. Bu insanlığın evrimi için gerekli bir açlık. Kendini ifade etme ihtiyacı, kişileri sanata yönlendiriyor ama bunun için çalışmak ve emek vermek lâzım. Dans yarışmalarının bazılarında da ciddi bir çalışmanın gerekli olduğu açıkça görülüyor. Bu güzel bir bilgi. Ayrıca bazen gerçekten yetenekli ve istekli kişiler katılıyorlar. Onlara yardım edilecekse, doğru yerlere yönlendirileceklerse neden olmasın. Tabii bu yarışmalarda yapılan yorumların daha az kırıcı olmasına özen gösterilmesi ve özel hayat sınırlarına fazla girilmemesi gerekiyor.

D.T. 1989'da Eurovision Yarışması'na "Bana Bana" adlı besteyle katıldınız. Türkiye 21.likle ayrıldı yarışmadan. Eurovision Yarışmalarının geçerliliği nedir sizce?

H.S.- Evet sondan birinci olmuştuk. Ben Eurovision'da şarkı söylediğimde 16 yaşındaydım. Henüz çocuktum. Çok büyülü bir atmosferdi. Ben böyle bir sürü kültürün, çeşitli dillerin katıldığı, çeşitliliğin olduğu organizasyonlardan çok etkileniyorum. Örneğin her 23 Nisan'da oturur TRT'nin Gala programını seyrederim ve her seferinde gözlerim dolar. Çünkü çok saf  güzel bir şey var  orda. Bir sürü kültür kendi özelliklerini paylaşıyor ve dünyadaki zenginliği ve çeşidi görebiliyorsunuz. Eurovision da bu anlamda önemliydi benim için ve muhteşem bir tecrübeydi. Uluslararası bir yarışma alanı ve büyük bir pop müzik pazarı Eurovision. Pop şarkıcıları için önemli bir bağlantı alanı sanırım.

D.T. Münir Nurettin Selçuk'un torunu olmak, Timur Selçuk'un kızı olmak duygusunun size ağır geldiği hiç oldu mu? Bu yüzden hiç zorlandınız mı?

H.S.- Evet, tabii, zorlandım. Özellikle ben kimim peki diye yoğun soru sorduğum zamanlarda. Ama kültürümüzde özellikle kızları ve kadınları hep birilerine ait etme gibi bir içgüdü var. Aynı zamanda bireyselliği destekleyen bir hitap tarzımız yok. Ergenlik döneminde bununla ilgili sıkıntı çekmişliğim olmuştur ama artık yerli yerine koydum. Münir Nurettin Selçuk'un torunu olmak ve Timur Selçuk'un kızı olmak bana büyük bir gurur veriyor.

D.T. En son bu yıl gerçekleşen İstanbul Uluslar arası Tiyatro Festivalinde sergilemiş olduğunuz "Doğu-Batı ve Bir Yağmur Damlası" adlı oyununuzdan bahseder misiniz? Oyunu tekrar sergilemeyi düşünüyor musunuz?

Evet oyunu tekrar oynamayı çok isterim. İngilizce, Almanca ya da Türkçe hangi ülkede olursa. Ev nedir sorusuyla aidiyete cevap arayan tek kişilik bir çalışma. Doğudan batıya göç eden bir insanın neden göç ettiğini anlatıyor. Oyunda 14 karakter  var  ve hepsi bu yolculukta bir şekilde ana karaktere destek ya da köstek oluyor. Doğu ve Batıyı ve onun arasındaki yeri ve aidiyetin ne olduğunu anlamaya çalışan bir oyun.

D.T. Bildiğim kadarıyla bu konuda eğitimler de veriyorsunuz.Verdiğiniz eğitimlerden bahsedebilir misiniz?Bu eğitimlerle katılımcılara ne kazandırmayı amaçlıyorsunuz?

Oyunculara vücutlarıyla düşünmeyi, metni vücutlarıyla nasıl destekleyeceklerini, vücutlarını hissetmeyi ve aslında kendi kendilerinin bir yere kadar  yönetmenleri olabileceklerini hatırlatmayı amaçlıyorum.

Dansçılarla ve oyuncularla  daha teatral, ham, duygusal titreşimi olan hareketlere nasıl ulaşacaklarını, yaratım aşamasında duygusal bağlantıyı yaratıma nasıl dönüştüreceklerini paylaşıyorum.

Şarkıcılarla operacılarla da yine bedenleriyle şarkıyı desteklemeyi çalışıyoruz.

Onun dışında gösteri sanatıyla ilgisi olmayanlarla da çalışıyorum. Onlarla da farkındalık, vücut kullanımı, ifadesi ve vücuttan yaratıcılıkla bağlantı çalışmaları yapıyoruz.

D.T. Gelecek dönem projeleriniz nelerdir? Şunu da yapmak istiyorum dediğiniz neler var?

H.S.- İlki oyunumu değişik yerlerde, ülkelerde oynamak, öğretmenlik, bunlara devam etmek istiyorum. Kendi oyunlarımı yazmak, oynamak ve başka oyunları yönetmek istiyorum. Bunlar tek kişilik oyunlar olmak zorunda değil tabii ki. Başka tiyatrolarla da birlikte çalışabilirim. Daha çok şarkı söylemek istiyorum.

D.T. Hazal Selçuk'a zamanını ve bilgilerini herkesetiyatro.com okurlarıyla paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz.

Dilek TÜRK
23.08.2006

 




Yorumlarınız

 

 

Henüz Yorum Yapılmamıştır..

 

Form Numarası Alanının Doldurulması Zorunludur
Form NO: sls19

 
   
Bu sitede yer alan Söyleşiler,Eleştiriler,Yorum Yazıları,Oyun İncelemeleri tamamen herkesetiyatro.com'a aittir. Alıntı yapılması ve tamamının yayınlanması sitenin iznine tabidir.
anasayfa - hakkımızda - kadromuz - eğitimlerimiz - oyunlarımız - haberler - tiyatro grupları - seyirci köşesi- güncel bakış - tiyatro okulu - söyleşiler - kaynak - çocuklar için - foto galeri - medyada açıkça - oyun eleştirileri - iletişim