SAVAŞ DANSI
Hindistan'ın kuzeydoğusunda Nagalar'ın bir savaş dansı:
Önce savaşçılar geçiyor sırayla,sonra birlikte ilerliyor,geri çekiliyorlar,tıpkı bir savaştaymış gibi korunuyor,kaçınıyor,mızraklarını savuruyorlar. Savaş düzeni içinde sürünerek geliyorlar,yere yapışıyorlar iyice,yalnızca kalkanlardan bir çizgi görünüyor. Düşmana yeterince yaklaşınca fırlayıp saldırıyorlar. Düşmanlarını öldürünce yerden çimenleri kökleriyle birlikte söküp çıkarıyorlar, baltalarıyla vurup ikiye bölüyorlar,böylece kafalar da kesilmiş oluyor. Öldürdükleri adamın kafaları ( çimen kökleri)omuzlarında köye dönüyorlar. Köyde kadınlar onları zafer türküleri,danslarla karşılıyorlar.
İLKEL KOMEDİ
Çağdaş ilkel insanlar, av yada savaş oyunlarını komediye çevirmişler. Kahramanın yerini soytarı almış. Bütün gücüyle silahını savuran ama bir türlü tutturamayan,ya da başkasına atıp başkasını vuran gülünç kişiler girmiş oyunlara.
Avustralya yerlilerinin şöyle bir dansları olduğu söyleniyor.
Köy halkının büyük bir çoğunluğu kanguru oluyor,bir de avcı oluyor. Kangurular dans ederek avcının önünden geçiyorlar,avcı onlara vurmak için savurup duruyor elindeki sopayı,ama hiçbirini tutturamıyor.
Büyüden komediye geçişin nedenleri arasında düşmanlarını gülünç gösterme,yabancılarla alay etme isteğinin de bulunduğu düşünülebilir.
AŞK OYUNU
Sözsüz oyun biçimindeki bu danslar arasında sevimli olmakla yetinen danslar bulunduğu gibi, iyice açık saçık, uygar insanlara "utanmazca" gelebilecek danslar da vardır. Gösterilen çoğu zaman şudur:
Erkek beğenir,istek duyar,çevresinde dolanıp kadının gönlünü almaya çalışır. Kadın cilvelidir. Önce yüz verir,sonra ürker,çekinir,sonunda boyun eğer.
Bütün bu çeşit oyunlardan,danslardan dinsel anlamlar çıktığı, çoğalmanın değerlendirildiği bir gerçektir.
OLGUNLAŞMA TÖRENLERİ
Bir oğlan çocuğun büyükler arasına katılabilmesi,topluluğun üyeliğine alınması,erkekten sayılması için yapılan törenlere"olgunlaşma töreni"(initiation ceremony)deniyor. Çocuk ergenlik yaşına ulaşınca yapılan bu törenin, öğretici,eğitici amaçları var. O güne kadar avcılık,balıkçılık gibi,yaşayışına sıkıca bağlı şeyleri öğrenmekle yetinmiş olan çocuğun büyükler arasına katılabilmesi için birtakım bilgiler edinmesi gerek. Gelenekler,kurallar,sır saklama,önderlere bağlılık gibi şeyler. Büyükler çocuğu karşılarına alıp danslarla bütün bunları anlatıyor,dürüst,yararlı bir yaşayışa ulaşabilmesini sağlayacak öğütler veriyorlar. Kimi topluluklarda ise, korkutma,yıldırma da karışıyor. Çocuk,önderlere bağlılıktan ayrılmasın diye iyice korkutuluyor,eziliyor. Yerine, topluluğuna göre, birkaç gün, birkaç ay, birkaç yıl süren, törenlerde çocuklar ille ayrı ayrı değil, topluca da eğitilebiliyor. Avustralya yerlileri arasında olgunlaşma törenini on beş yirmi yıl sürdüren soylar da varmış.
Bu eğitim yolunun temelinde,Dionysos ile Osiris mitlerinin en önemli öğesine sıkı sıkıya bağlı derin bir anlam, bir inanç yatıyor: Ölüp sonra yeniden yaşama dönmek-tıpkı güzde ölüp ilkyazda yeniden yeşeren doğa gibi. Olgunlaşma törenlerinde de erkeğin doğabilmesi için çocuk öldürülüyor, ya da başka bir deyişle delikanlının içindeki çocukluk eğilimleri öldürülüyor.
İLK REJİSÖR
Başlangıçta büyü,herkesin işi. Ama zamanla, büyüler çoğalıp çeşitlileştikçe,karışıklaştıkça durum değişiyor. Avcılıkla ,savaşçılıkla büyücülüğün, bir arada yürütülemeyeceği anlaşılıyor. Böylece büyücülük herkesin bilmesi gereken ikinci bir iş değil de,ayrı bir iş olarak önem kazanıyor. Büyüye en yatkın kişiler seçilip büyücülükle görevlendiriliyorlar. Büyücülerin tanrılarla ilintiler kurması,ataların,ruhların gücünü taşıması gerekiyor. Seçkin kişi durumuna yükselen büyücüler ise, yerlerini sağlama bağlamak isteğini duyarak törenleri gittikçe karışıklaştırıyorlar. Zamanla büyücüler arasından biri baskın çıkıyor. Tek büyücüye geçiliyor. Ruhların yardımıyla hastaları iyileştirmek,avı çoğaltmak, yağmur yağdırmak derken büyücü topluluğun en güçlü kişisi tanrıların,ataların elçisi olup çıkıyor.
İşte bu yükselişin bir noktasında ilkel tiyatronun rejisörüyle karşılaşıyoruz. Önceleri el birliğiyle ortaya konan oyunların yerini büyücünün ortaya koyduğu daha karışık oyunlar alıyor. Müziği,dansları, olaylar dizisiyle ilkel tiyatro büyücülerin rejisörlüğüne bırakılmış oluyor.
Kadın şamanlar, kadın büyücüler de yok değil ama ilkel toplulukların büyük çoğunluğunda hem törenlere katılanlar,hem de büyücüler erkeklerden seçiliyor. Bir çok yerlerde kadınlara, seyircilik bile yasak, Buna karşılık, Avustralya'da kimi topluluklarda (temiz olmadığına inanılan) kadınların şarkı söylemelerine,sahne dışından oyunlara katılmalarına izin veriliyor. Eskimolar ve Kızılderililerse kimi danslara,törenlere kadınların da katılmasını hoş görüyor,seyirciler arasında yer almalarına da engel olmuyorlar.
Derleyen : Dilek TÜRK
Kaynak : Metin AND - Tiyatro Tarihi