FARKINDA OLMAYAN TİYATROCU OLAMAZ
Ümit Denizer
Merhaba!
Sizlerle her ayın birinde, bu köşeden bir konu paylaşmaya çalışacağım.
Paylaşıma açacağımız konuların hangi platformda olacaklarını kısaca açıklamak istersem, şöyle ifade edebilirim:
Çocukken, hayata hazırlanırken, annemiz ya da babamız, her birimize: "Sen ne yaptığının farkında değilsin oğlum." veya "Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu kızım?" demiştir mutlaka.
İşte bu köşe, halk dilindeki bu güzel yönlendirmelerin tiyatroya (sadece tiyatroya değil, bütün sanatlara) nasıl yansıması gerektiğine cevaplar bulmaya çalışan bir köşe olacaktır.
Evet, hep beraber tekrarlarsak, tiyatrocu olmak için temel koşul şudur:
Ben ne yaptığımın farkındayım. Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor!
***
Ben, farkında olmayı dört başlık altında ele almanın yararına inanıyorum.
Birinci başlık: "Evrensel Farkındalık" olmalıdır. İkinci başlık: "Küresel Farkındalık". Üçüncüsü: "Toplumsal Farkındalık". Ve dördüncüsü ise: "Bireysel farkındalık".
"Evrensel Farkındalık" konusunu deşmeye başlıyoruz bugün. Kaç yazıyla bitirebileceğimizi bugünden kestiremiyorum. Arada bir, sizlerin sorularıyla parantezler de açabiliriz diye düşünüyorum. Ama, "Evrensel > Küresel > Toplumsal > Bireysel" çizgimizi bozmayacağız.
***
Yer küremizin nasıl meydana geldiğini, bize şöyle öğretmişlerdi: "Dünya güneşten kopmuş bir lav parçasıdır. Kendi çevresinde dönerken, giderek soğumuştur." Hâlbuki yeni kuşaklar, dünyanın oluşumunu şuna benzer cümlelerle okuyorlar kitaplarında: "Dünyamız, Big Bang (Büyük Patlama) sonrası uzayda başıboş sürüklenmekte olan gaz ve lav parçacıklarının, merkez-kaç enerjisiyle sıkışması sonucu oluşmuştur."
Bir grup bilim adamı, şehir, köy ve doğal yaşam alanının dışında; tam sessizlik olan bir dağ tepesine güçlü ses alıcıları yerleştirmişler. Hayvan sesi bile olamayan bu çevrede bütün bir gece kayıt yapmışlar. Ertesi gün banttan dinledikleri ses, sadece boşlukta giden dev bir kütlenin hışırtısına benziyormuş. Sonra bu deneyimlerini şöyle bir cümle ile yorumlamışlar: "Dünya sadece dönmüyor. Bir de ileriye doğru gidiş hareketi var."
Bu yorum, tekerlekli iskemlede yaşayan ünlü fizikçi Stephan Hawkings önderliğindeki bilim adamlarının dünyanın yaratılışıyla ilgili "Big Bang" teorisini doğruluyor. Evrende milyonlarca yıl önce gerçekleşen Büyük Patlama'da evrenin boşluğuna saçılan gök cisimleri; ileriye gidişlerini günümüzde de sürdürmektedirler. Bizim dünyamız da bunlardan biridir.
İnsan düşününce ürperiyor. Uzayın boşluğunda, o uçsuz bucaksız evrende, yerküre adını verdiğimiz küçücük bir yuvarlak üstünde, nokta kadar yer kaplıyoruz. Adına "evren" denen, veya "kâinat" denen veya "kozmos" denen o muazzam ıssızlıkta, insanoğlu yapayalnızdır aslında.
Big Bang'den sonraki büyük saçılmanın bugün de devam ettiği gerçeği; tabii ki felsefeye de yansımıştır. Düşünürler şöyle yorumlamışlar: "Büyük patlama ile başlayan saçılma, giderek her şeyin dağılmasına neden oluyor. Dev imparatorluklar, küçük ulus devletlere dönüşüyorlar. Kabileler, aile gruplarına iniyorlar. Günümüzün çekirdek ailesinde bile artık bireysel yalnızlıklar yaşanıyor."
Çağımızda, bireyin yalnızlaşmasının o kadar çok örneği var ki. Mesela şu herkesin kulağındaki müzik aleti: mp3. Yeni kuşaklar bu cihazları olmadan yaşayamıyorlar artık. İçine beş yüz şarkı, bin şarkı indiriyorlar. Plak koy-kaldır, kaset tak-çek, CD yerleştir-çıkar derdi olmadan; müziği saatlerce dinleyebiliyorlar. Ve kimseyle paylaşmıyorlar! Yalnızlar! Bir başlarına kalıyorlar. Tercihleri bu.
Bizler, yeni bilimsel teorilere göre. Evrenin ve dünyamızın oluşumunun yeniden belirlendiği ileriye doğru gidişte. bireyselliğe ve yalnızlığa itilen çağdaşımız insanlara tiyatro yoluyla ulaşmayı seçiyoruz. Peki biz, deli miyiz ki binlerce yıl önce doğmuş bir sanatla ilgileniyoruz. Hayır! Deli değiliz. Yalnızlığa itilen insanoğlunun şimdi tiyatroya daha çok ihtiyacı var.
Ümit Denizer
01.02.2008
