FARKINDA OLMAYAN TİYATROCU OLAMAZ
Ümit Denizer

 

Grotowski’de “Farkındalık” kavramının incelikleri...

Kasım ayının ilk günlerinde, Polonyalı ünlü tiyatro adamı Jerzy Grotowski için iki gün süren bir anma etkinliği yapıldı. Unesco tarafından ilan edilen “Grotowski Yılı” kapsamında, Prof. Ayşin Candan’ın kişisel çabalarıyla gerçekleşen etkinliğin ilk günü; Garajistanbul’un küçük salonu, hınca hınç gençlerle doluydu.

“Konservatuarların ve üniversitelerimizin tiyatro kürsülerinin öğrencileri, etkinliğe ne güzel ilgi gösteriyorlar.” diye sevinmiştik. Ama Polonya’dan gelen önemli konuşmacıların anlatımları sırasında, üçlü-dörtlü gruplar halinde salonu terk etmeye başladılar. Karşılarında ayakta durmuş, heyecanla tiyatro konuşan yaşlı adamın; Grotowski’nin yakın çalışma arkadaşı, dramaturg-yazar Ludwig Flazsen olduğunun farkında değillerdi. (Flazsen’in, gidenlere bakıp: “Bari çıkmak isteyenler topluca çıksın da, biz kalanlarla sohbete devam edelim…” demek zorunda kalmasından çok yaralandığımızı söylemeden geçemeyeceğiz…)

Etkinliğin ikinci günü, Yeditepe Üniversitesi / Güzel Sanatlar Fakültesinin konferans salonundaydı. Film gösterileri yapıldı ve “Tiyatro Laboratuarı” üzerine bir panel gerçekleştirildi. Tahmin ettiğimiz gibi, bu defa katılım çok az oldu. Gelmeyenler, neler kaçırdıklarının farkında değillerdi.

Bu ayki sohbetimizde, işte bu nedenle sözü Grotowski’ye vermeyi arzu ettim. Onun dünyada övgüyle karşılanan oyunculuk kuramının; aslında “farkındalık” kavramına nasıl bağlandığını beraber saptayalım istiyorum.

Grotowski, çalışmalarının kayda geçmesine hep karşı çıkarmış. Bilinçli bir karar olarak, oyunculuk yöntemiyle ilgili kitap da yazmamış. Bugün yayınlanan yazıların tümü, onun çeşitli kurumlarda yaptığı konuşmaların deşifre edilmesinden başkası değil.

Şimdi, Onun 1966 yılında İsveç Skara Tiyatro Okulu öğrencilerine yaptığı konuşmadan bazı bölümleri sizinle paylaşacağım.  A. Cüneyt Yalaz’ın Türkçeye çevirdiği bu metni ben, emek ve sabır ürünü olan tiyatro dergisi Mimesis’in 1991’de yayınlanan 4. “Yoksul Tiyatro” özel sayısından aldım:

 

“… Bu konferans boyunca itkiler ve reaksiyonlarla ilgili sorunlardan söz ederken, temas olmadan hiçbir itkinin ve reaksiyonun var olmayacağının altını çizdim. Bir kaç dakika önce hayali bir partnerle kurulan temasa dair sorunlar üstüne konuştuk. Ama bu hayali partner hayali odanın uzayında sabitlenmiş de olmalıdır. Partnerinizi belirli bir yerde sabitlemezseniz, reaksiyonlarınız kendi içinizde kalacaktır. Başka bir deyişle, kendinizi kontrol edersiniz, zihniniz size hükmeder ve bir tür coşkusal narsisizme ya da bir gerilime, bir tür kısıtlanmaya doğru yönelirsiniz.

Temas, en temel olan şeylerden biridir. Bir oyuncu temastan söz ettiği zaman ya da temas üstüne düşündüğünde; çoğu zaman temasın sabit gözlerle bakmak olduğuna inanır. Ama bu temas değildir. Bu yalnızca bir konum, bir durumdur. Temas, bakmak değil, görmektir. Şu anda sizinle temas halindeyim, hanginizin bana karşı olduğunu görüyorum. Şurada kayıtsız kalan birini görüyorum, bir diğeri ilgiyle izliyor, biri gülümsüyor. Bütün bunlar aksiyonlarımı değiştirir; bu temastır ve beni, eylem tarzımı değiştirmeye zorlar.

Davranış kalıbı her zaman sabittir. Örneğin, şu anda davranış kalıbı size son öğüdümü vermemdir. ‘Ne söyleyeceğim’ hakkında bir takım esasa dair notlarım vardır, ama ‘nasıl konuşacağım’ temasa bağlıdır. Örneğin, birinin ıslık çaldığını duyarsam, daha yüksek ve sert bir sesle konuşurum ve bilinçsiz olarak bunun nedeni temastır.

Öyleyse, açıkça tanımlanmış metin ve aksiyonun, önceden sabitlendiği gösteri sırasında, partnerinizle her zaman temas halinde olmalısınız. Partneriniz, eğer iyi bir oyuncuysa, her zaman aynı aksiyonlar dizisini izler. Hiçbir şey şansa bırakılmaz, hiçbir ayrıntı değişmez. Ama bu kurulu düzenin içinde öyle anlık değişiklikler vardır ki, partneriniz her seferinde çok az bir farkla oynar ve siz, Onun ansal aksiyonlarına karşılık vererek, Onu dikkatlice izlemek, dinlemek ve gözlemlemek durumundasınızdır…”

(Grotowski’nin bu güzel konuşmasını, metin içinde siyah harflerle (bold) yazılmış “temas” sözcüğü yerine “farkındalık” sözcüğünü koyarak bir daha okuyun lütfen…)

 

Ümit DENİZER
01.12.2009