FARKINDA OLMAYAN TİYATROCU OLAMAZ
Ümit Denizer

 

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

 

Bu köşedeki aylık sohbetlerimizi, otomatiğe bağlanmış gibi yazmamaya özen gösteriyorum. Zaman zaman güncel gelişmelerin farkında olmaya da çalışıyorum. Koca bir yıl geçmiş, umutlarla dolu yeni bir yıl başlıyor, bunları düşünmeden olur mu hiç…

 

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, çok güzel bir saptama yaptı 25 Aralık günkü yazısında:

 

“…Her aralık ayında şunu düşünüyorum: ‘Acaba bütün dünyada en sempatik dini figür nedir?’ Haç değil. Hilal de değil, Yahudi yıldızı da...
Peygamberler ve azizlere bakıyorum. Birisi için sempatik olan, ötekine
o kadar sempatik gelmiyor. Hindu figürleri, Buda desen, bize epey uzak...
Öyleyse geriye ne kalıyor? Bana göre bütün dünyada en sempatik dini figür Santa Claus. Yani Noel Baba...”

 

Noel Baba Santa Claus’un, Antalya Demre’de yaşamış bir aziz olduğunu
biliyorduk. Bugün bildiğimiz giysilerinin de, Coca Cola tarafından çok çok sonra kırmızı-beyaz yapıldığını çeşitli incelemeler sonucu öğrendik. Peki, “Yılbaşı Çamı Süslemek” ne anlama geliyor acaba? Son günlerde bu konuda yapılan tartışmaların farkında mısınız?

 

Dünyanın sayılı Sümerologlarından ve Türkiye’nin gururlarından biri olan tonton nine Muazzez İlmiye Çığ; 20 Aralık gecesi Fatih Altaylı’nın Teke Tek adılı programına konuk olmuştu. Yılbaşında ağaç süslemenin eski Türklere ait bir gelenek olduğunu iddia etti…

 

Ancak bazı tarihçilerimiz bu teze karşı çıktılar. Prof. Dr. Halil Berktay: “Muazzez İlmiye Çığ anlaşılıyor ki ne Türk folklorunu, ne Hıristiyanlığın tarihini doğru dürüst biliyor. ‘Türklerin çam ağacı süsleme âdeti’, tam ne zaman, hangi kanallardan, nasıl bir etkileşimler süreciyle ve ne gibi izler bırakarak geçmiş Avrupa’ya? Çok merak ettim doğrusu…” diye sordu…


Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay ise: “Resmi tarih tezleri Türklerin kuraklık sonucu Orta Asya’yı terk ettiğini yazdığına göre: Çam ağacı nerede yetişiyormuş acaba? Ayrıca Türkler göçebe, ne işleri var çamla? Yani neresinden bakarsanız bakın bu tez sakat…” dedi.


Prof. Dr. Ahmet Taşağıl da çam süslemenin Hıristiyan âdeti olduğunu belirtti ve: “Genelde Türklerde ağaca çaput bağlama ve dilek dileme var. Ama bu genel olarak sadece çam ağacı değil. Bu konuda Türk tarihiyle ilgili eski orijinal kaynakları en okuyan birisi olarak söylüyorum, ben böyle bir şey görmedim. Bunu iddia edenler ispatlamalıdırlar.” diye konuştu…


Muazzez İlmiye Çığ’ın Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Bayer’in 26 Aralık günkü köşesinde bu görüşlere karşı yayınlanan cevabına da bir bakalım:

 

“Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır. Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir ‘akçam ağacı’ bulunuyor. Buna ‘hayat ağacı’ diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.


Türklerde Güneş çok önemli… İnanca göre gecenin kısalıp gündüzün uzamaya başladığı 22 Aralık’ta, gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. İşte Güneş’in bu zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneş’in yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Bayramın adı ‘Nardugan’ (nar=güneş, tugan-dugan=doğan) ‘Doğan güneş’... ‘Güneşi geri verdi’ diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrı’ya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrı’dan. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyükbabalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri, yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.

 

Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş. Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.  İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok. Doğum, güneşin yeniden doğuşu…”

 

Ne dersiniz? Üzerinde düşünmeye ve yeni bulgular için araştırmaya değmez mi?

 

Ümit DENİZER
01.01.2010