FARKINDA OLMAYAN TİYATROCU OLAMAZ

 

Geleceğin tiyatrosuna doğru…

Geçen ayki “Dünya Tiyatrolar Günü” yazımızda tiyatro için söz ettiğimiz “eğlenme” kavramı, aynı bir babanın oğluna: “Sokaklarda eğlenme, eve gel çabuk!” demesi gibi… Veya bir hanımın, eşine: “Gazeteyle eğlenmeyi bırak, çayın soğuyacak!” demesindeki gibi: “Oyalanma ve hoşça vakit geçirme” anlamı yüklenmektedir.

 

“Doğru tiyatro” yapmak istiyorsak, işimizin anlamının “farkında olmamız” gerekiyor. İşte bu Farkındalık çerçevesinde, günümüzün tiyatrosu için şöyle bir saptamada bulunabiliriz herhalde: “Hiçbir insan, tiyatroya gidip de, evinde kendi yapabileceği şeyleri seyretmek istemez!

Yani “kendin pişir kendin ye” konsepti tiyatroda tutmaz! Başka deyişle “ev yemekleri lokantası” yaklaşımı tiyatroda geçerli değildir. Tamam, bugün seyirci “enteraktif” tiyatro istiyor, ama kendi yapamayacağı olağanüstü olaylar yaşatmasını da bekliyor. Bunun yolu da “yaratıcılıktan” geçiyor.

Böylece, yeni tiyatro için şöyle temel bir slogana varıyoruz: “Geleceğin tiyatrosunu, Farkındalık ve Yaratılıcılık belirleyecektir!

 

Eğer tiyatrocular önlem almazlarsa, ne yazık ki sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada tiyatronun geleceği yoktur! Seyircisiz kalmak, oyun metni bulamamak, parasızlık, salonsuzluk, kadrosuzluk, hafif kalacaktır. Çünkü tiyatro ne yazık ki geleceksizdir! Ben bunun farkına varılması için genç tiyatrocuların çaba sarf etmelerini istiyorum… Neyin farkına varacağız peki? Fark etmek ne demektir? Farkındalık, yaratıcılık ile nasıl buluşur? Yaratıcılık ne demektir? Ne işe yarar yaratıcılık?

 

Farkındalık

Türkiye’nin ünlü beyaz eşya markası Arçelik, bir ara ürün reklâmlarında “An’ı Yakala” diye bir slogan kullanıyordu… Türkiye’ye yeni gelen uluslar arası dev telefon markası Vodafone da “An’ı Yaşa” sloganıyla kampanya yapınca, (ki hala bunu kullanıyorlar) Arçelik kendi sloganından vaz geçti! Reklâmcıların “An’ı yaşamak” kavramını keşfetmeleri sadece “rastlantı” olarak açıklanamaz. Benim dikkatimi çekti, çünkü “An’ı Yaşa” veya “An’ı

 

Yakala”: “Burada ol ve şimdiyi fark et” demektir. “Burada ve Şimdi” ise farkındalık öğretisinin temel dersidir.

Bir oyuncuya “Buranın ve şimdinin farkında ol” demek: “Kayıtlarını sil” demektir. Yani: “Harçlığın, annenin hastalığı veya sevgilinin ihaneti” gibi “negatif kayıtlar zihninden çıksın” demektir. Yoksa bütün oyunu endişe dolu bir suratla oynayacaksın demektir. Veya: “Sınıfını geçmen, babanın sana otomobil alacağı ya da aynı anda iki sevgilinin olması”nın “pozitif kayıtları da zihninden çıksın” demektir. Yoksa oyun boyunca sırıtan bir suratla sahnede dolaşacaksın demektir.

Sözü konumuza getirirsek, sahnede “var olmanın” temel kuralı budur. Ünlü “Show goes on” deyiminin; Türkçe söylersek: “Gösteri devam eder” deyişinin kökeni de budur. Oyuncu şunu kabul edecektir: “Ben… Burada ve şimdi… Ne yaptığımın farkındayım… Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor…” İşte farkındalık budur!

 

Her oyuncu, karşısındaki oyuncunun biraz sonra neler söyleyeceğini ve neler yapacağını bilir. Tabii kendisinin ne tepkiler vereceğini de bilir. Eğer oyun metninin zihnindeki kayıtlarını silemezse; diyalogu “Spontane” (yani “şimdi”) ve aksiyonu da “orada yaşanıyor” (yani “burada”) olmaktan çıkar. İnandırıcı olmaz. Sahte, sıradan, yapay, ruhsuz, hatta komik hale düşer.

Farkındalığın ne olduğunu bilmeyen oyuncuların rol aldığı her oyun, ne yazık ki seyircisiz kalmaya mahkûmdur. Çünkü sahnede “burada-şimdiyi yaşamayan oyuncuları” hiç kimse seyretmek istemez.

Farkındalık şu sloganlarla özetlenebilir:

 

-Eğer farkında değilsen, “uyuyorsun” demektir.
-Gözün açık bile olsa, gördüğün her şey “rüya”dır.
-Farkında olmak “uyur gezer” olmaktan kurtulmaktır.
-İçin tamamen “ışıkla dolmadan”, uyanmış sayılmazsın.
-Kimliğini bilmeden, “kendini görmeden”, uyandığını sanma.
-Farkında olmak: “Uyanık olmak” ve “rüyadan çıkmak” demektir.
-Uyanmak, dikkat etmek ve “hayata tanık olmak” için; büyük bir çabaya girmen gerekir. Farkındalık budur…


Ümit DENİZER
01.05.2008